1. HABERLER

  2. ÖZE DÖNÜŞ HAREKETİ

  3. Yeni Bir Şer Cephesi: Asrail (Arabistan-İsrail)
Yeni Bir Şer Cephesi: Asrail (Arabistan-İsrail)

Yeni Bir Şer Cephesi: Asrail (Arabistan-İsrail)

Son zamanların Arap rejimlerindeki hızlı eksen kaymaları ve Müslüman dünyaya yönelik provakatif eylemler üzerine Öze Dönüş hareketi bir açıklama yayınladı. www.ozedonus.net sitesinden yayımlanan açıklama şu şekilde:

A+A-

 

 

 

 

 

Siyonist rejimin en iyi müttefiği olma sınırını da aşıp o habis rejimin meşum emellerine mütercim olmuş Suud yönetimi, kullanılmaya müsaid tecrübesiz genç bir veliahdin öngörüsüz öncülüğünde İslam dünyasını daha bir istikrarsızlığa sürükleyecek yeni bir şer cephesinin teşkili için cansiperane çırpınmaktadır.

 

Arabistan’ın Amerika ve Siyonist rejim eşliğinde İslam ülkeleri arasında fitne çıkarmaya matuf çabaları son bir ay içinde hız kazandı. Uluslararası diplomatik kuralları çiğneyip eşkiya devleti görüntüsü veren Arabistan, önce Lübnan Başbakanı Harir’yi Riyad’a davet edip onu rehin aldı ve istifaya zorladı. Aynı günlerde (6 Kasım 2017) Mahmud Abbas’ı da Riyad’a çağırması, Siyonist rejimle teslimiyetçi barış girişimlerinin bir parçasıydı. Bu görüşmede Abbas’a İran’dan uzak durması, Hizbullah ile ilişkilerini kesmesi, Hamas’ı İran’dan uzaklaştırması, Lübnan kamplarındaki Fetih üyelerinin Hizbüllah’tan uzak durması ve Abbas’ın Sisi’ye İran karşıtı kampa katılma yönünde davette bulunması ya da istifa etmesi söylendi ve kendisine dikte edilenleri yapması halinde kendisine destek sözü verildi.

Aynı günlerde Amerika’nın Filistin yönetimine, eğer İsrail ile barış görüşmelerine ciddi olarak başlamazlar ise Washington’daki bürolarını kapatacağını söyledi. ABD dışişler bakanı da Filistin yönetiminin, İsraili Uluslararası Adalet Divanı’na şikayet etmesi halinde Washington’daki bürolarını kapatmakla tehdit etti Filistin yönetimini.

Öte yandan Suudi’nini hubuti müftüsü Abdulaziz Al-i Şeyh, Siyonist rejimle savaşmanın caiz olmadığı, Hamas’ın terör örgütü olduğu ve Hizbullah’a karşı Siyonist rejimle işbirliği yapılabileceği yönünde Kur’an ayetlerinin ve İslam

fıkhının açık hükümlerini yerle yeksan eden bir fetva yayınlayarak bu şer cephesine dini bir meşruiyet kazandırma irtikabine yöneldi.

Suud Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr de Katar’dan Hamas’a olan desteğini çekmesini istedi.

Arabistan tarafından yapılan bütün bu baskılar Amerika, Siyonist rejim ve Al-i Suud’un görünürde İran ama gerçekte İslam dünyası karşıtı bir cephe oluşturma, şer ittifakı kurma çabasına işaret ediyor. Bu ittifakın olması için de Filistin direniş örgütlerinin İran’dan kopup Siyonist rejime boyun eğmesi gerekiyor. Çünük Filistinliler Siyonist rejime karşı savaştıkça ve İran da onlara destek verdikçe Arabistan ile İsrail aleni bir ittifaka giremiyor. Filistinlilere çok yönlü baskının ve yayınlanan fetvanın amacı, İslam karşıtı Suud-İsrail ittifakına engel olan Filistinlileri mücadele edemez hale getirip İsrail’e teslim etmek, Filistin’i ve Filistinlileri barış adı altında katil rejimin kollarına bıraktıktan sonra Siyonist rejimle birlikte İran karşıtı bir cephe oluşturmak. Mesele İran ile de bitmeyecek. Sonra Katar, sonra Türkiye... Şer cephesine boyun eğmeyen tüm ülkelere karşı da fitneye devam edecekler.

Bu gelişmeleri fırsat bilen Siyonist rejim de Filistinlilerle uzlaşı şartalarındaki çıtayı yükselterek Akdeniz’den Ürdün nehrine kadar İsrail’in egemenliğinden başka herhangi bir egemenliğin olmayacağı, hiç bir Yahudi yerleşkesinin boşaltılmayacağı, Kudüs’ün Siyonist rejimin başkenti olacağı ve Filistinli mültecilerin geri gelmeyeceği şeklinde önşartlar ileri sürdü barış görüşmeleri için. Bu şartları 21 Kasım günü Siyonist rejimin Dışişler Bakan Yardımcısı Tzipi Hotovely açıkladı.

Bu gelişmelere eş zamanlı olarak Arabistan’ın davetiyle Arap Birliği dışişler bakanları Mısır’da olağan üstü toplandı ve İran tehdidini BM Güvenlik

Konseyi’ne taşımayı değerlendirdi, İsrail ağzıyla bolca İran tehdidinden dem vuruldu. Arap Birliği dışişler bakanlarının ortak bildiri yayınlamasını müteakiben Siyonist rejimin eski savaş bakanı Michel Yalu, “bölge Araplarının İran ve Hizbüllah hakkında söyledikleri, bizim İbranice söylediğimiz cümlelerin aynısıdır” diyerek Arabistan ve İsrail’in nasıl da ‘Asrail’ haline geldiğini anlatıyordu bir bakıma. Arabistan’ın, bir açıdan da Arap Birliği’nin, yetmiş yıldır müslüman kanı akıtan ve Kudüs’ü işgal eden katil ve cani rejimle söylem birliği sağladığını ilan ediyordu Michel Yalu. Bu ortak retoriğin perde arkasındaki aktör de kuşkusuz Amerikadır. Birleşik Arap Emirliği generallerinden birinin, “BEA ile İsrail kardeş, ABD ise bu bu iki ülke arasındaki farkı denetleyen abidir” diyerek emrin büyük patrondan geldiğini itiraf etmişti. Hristiyandan emir alıp Siyonsitle kardeş olacak kadar çukurlaşmış yöneticilerin oluşturmak istediği bir şer cephesi çabasıyla karşı karşıyayız.

Suud yönetiminin prenslere dönük geniş tutuklama işleminin de şer ittifakıyla ilişkisinin olduğunu Yahudi yazar İsrail Şamir kendi facebook sayfasında gündeme getirdi. Mezkur şahsa göre bu prenslerin tümü İran ile uzlaşıdan ve Ortadoğu’da geniş kapsamlı bir barıştan yanaydılar. Bu bağlamdaki ilişkilerini de Said Hariri üzerinden yürütyorlarmış. CIA bu prensleri dinlemiş ve Tramp’ın damadı Jared Kushner de bu bilgileri Muhammed bin Selman’a vermiş ve onu operasyona kani etmiş. Bu iddianın ne kadar doğru olduğu bilinmez ama sermaye sahiplerinin daima barışı savaşa tercih edecekleri gerçeği dikkate alınırsa, uzak bir ihtimal değildir. Ayrıca oluşturulmak istenen şer cephesinin politikalarıyla da uyumlu bir teşebbüstür. Zaten bu tutuklamaların yolsuzlukla mücadele kapsamında olduğuna da kimse inanmamıştı.

Suud yönetiminin şer cephesi oluşturma çabalarını dikkat ve endişeyle izliyoruz.Yıllardır İslam dünyasının maddi ve manevi enerjisini heba eden

çatışma ve ayrılıklara yeni bloklaşma ve çatışmaların eklenmesine karşı herkesin ve hepimizin uyanık olması, mezhep ve ırk ayrımları üzerinden yürütülen fitneye alet olmaması gerekiyor.

İç politikada hanedan kurallarını ve dış politikada uluslararası hukuku dikkate almadan macera arayışına giren deneyimsiz toy Veliahd M. Bin Selman’ın, çıkaracağı fitne ve maruz kalabileceği her türlü iç ve dış başarısızlıkların yegane sorumlusu olacağını da kendisine birilerinin hatırlatmasında yarar var.

Öze Dönüş

özedönüş

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.