1. YAZARLAR

  2. Reha RUHAVİOĞLU

  3. YENİ Başörtü
Reha RUHAVİOĞLU

Reha RUHAVİOĞLU

gazeteipekyol
Yazarın Tüm Yazıları >

YENİ Başörtü

A+A-

     Başörtüsüne, başörtülülere karşı uygulanan yasak ve ayrımcılığın kaldırılmasında yetki ve sorumluluk resmî olarak hükümettedir elbette, ama "Bu sorunun çözülmesini gerçekten istiyor muyuz?" diye kendimizi sigaya çekmemiz gerekiyor…

 

     Önce sorun edilerek bir kutuplaşma ve ayrıştırma aracına, sonra da çözülmeye çözülmeye bir kangrene dönüştürülen başörtü meselesi artık sadece başörtü meselesi değildir. Başörtü meselesi; kadın meselesi, emek meselesi, sivil ve siyasal erk(ek)in statükosunun devamı ve genel olarak bir sömürü meselesidir artık…

 

     Başörtü meselesi bir kadın meselesidir çünkü; kadının kamusal alanda görünürlüğünden, bir statü sahibi olmasından hele de kadının örneğin bürokraside amir olmasından rahatsız olan ciddi bir oran olduğunu düşünüyorum. Ya da şöyle söyleyelim: kaçımız çalıştığı işyerinde bir kadın amir olsun ister? Başörtü meselesi çözülürse kamusal erk(ek) sadece başı açıklarla değil başı kapalılarla da rekabet etmek zorunda kalacak. Meseleye bu zaviyeden yaklaşanların başörtü meselesinin çözülmemesinden pek de rahatsız oldukları söylenemez diye düşünüyorum…

 

     Başörtü meselesi bir emek - sömürü meselesidir çünkü; bugün başörtü, düşük ücret meselesinde emekçiye bakan yönü ile negatif bir etkendir. Çoğunluğu mütedeyyin olan birçok işveren, başörtülü kadınların başka yerde iş bulamayacakları gerçeğinden hareketle başörtülüleri düşük ücretlerle çalıştırıyor. Başörtülüler, düşük ücretle çalıştırılmanın mağduriyeti bir yana, kimsenin iş vermediği bir ortamda onlara iş imkanı sağlayan bu hayırsever insanlara karşı minnet altına giriyorlar. Başörtü yasağı çoğunluğu dindar olan bu patronların ekmeğine yağ sürüyor, işverenin çalışan üzerinde kurduğu hegemonyanın sürdürülmesini sağlıyor.

 

     Başörtü meselesi genel olarak erk(ek)in statükosunu devam ettirmesi meselesidir çünkü; başörtü meselesi tamamen çözüldüğünde, başörtü sebebiyle evine kapanmış kadınları “zapturapt altına alacak” güçlü bir sebep ortadan kalkmış olacaktır.

 

     Bugün siyaset meydanları hâlâ bu mesele üzerinden, çoğunluğu bu meselenin muhatabı olan kadınlar tarafından dolduruluyor. Bugün hiçbir engeli kalmamış olmasına rağmen iktidar partisi, başörtülü kadınları miting meydanından konuşma kürsüsüne halen çıkarmamış olmanın ayıbını yaşaması gerekirken, kendi tabanının algısını şekillendirmedeki mahareti sayesinde “başörtü sorunu neden çözülmüyor?” sorusu yerine “hamdolsun istediğinde çözebilecek bir iktidarımız var” dedirtiyor…

 

     Örneğin bir şehrin “en güzel” okuluna öğretmen olarak atanan kadınlar, başörtülü çalışabilmek uğruna kendilerini gözden uzak bir okula göndermeleri için bürokrasideki amirlerine dökmedik dil bırakmıyorlar. “Kendi kendini sürgün” etmek zorunda kalmanın, şehrin merkezinden çeperine görevlendirilmek için çare aramanın çaresizliği bir yana, bu insanlar amirlerin insafına terk edilmiş oluyorlar…

 

     Hasılı bugün başörtü meselesi; kadın, başörtülü, ucuz işgücü olmaktan kaynaklı farklı ayrımcılıkların kesişimlendiği (intersectionality) bir sömürüler yumağı olarak erk’in statükosunun devamını sağlayan bir sorundur.

 

 

     Başörtü meselesinde dîndar erkek ve dîndar kadınlardan resmî görüşü toplumsal mutabakatla örtüşüyor elbette ama ama bu kesimlerin biraz daha sorgulamaya tabi tutulması gerekiyor. Bugün başörtü meselesinin çözülmesi isteğini dillendiren kadınlar çoğunlukla iktidara ve onun algı mühendisliğine teslim olmamış kadınlar. Partili, parti kollarında çalışmayı davaya hizmet olarak gören (özellikle muhafazakâr) kadınlar çoğunlukla zor zamanda dillendirmenin davayı yıpratacağını düşünüyor, bu talebi seslendirmekten çekiniyorlar.

 

     Meseleye çekimser kalan dîndar (ve / ya muhafazakar, İslamcı vs.) erkekler de yukarıda değinildiği gibi çoğunlukla erkeğin kadın üzerindeki egemenliğinin bitmesini, ev yahut kurum içi iktidarı paylaşmak istemediklerinden dillendirmiyorlar.

 

     Yani bugün başörtü meselesi; iktidara tutulmuş partili dîndar kadın için iktidarın devamını sağlayacak bir argüman, muhafazakâr erkek için ise kadın üzerinde tesis ettiği tahakkümünün devamını sağlayan bir araç haline gelmiştir.

 

 

     Gezi Parkı eylemlerinde dîndarların mescîdini kendi çadırlarının arasında kuran ulusolculara, “namaz kılanların sadece Gezi'de değil, kamuda da seninle yanyana durmasına tahammül edebiliyor musun? Eylemlerde seninle beraber olan başörtülüyü mecliste görünce irtica nöbetlerine tutulmayacağından emin misin?” diye sorulmalı elbette ama önce reklamlarında dört beş çeşit aile profili gösterip tek bir başörtülüye yer vermeyen; annesi, eşi, kızı başörtülü dîndar mobilya patronuna sormalı: şirketinizin zihnindeki ülke (ve aile) tahayyülünde başörtülü kadınlar neden yok?

 

     Başörtü meselesinin çözülmesinde “mahallenin toplumsal mutabakatı”nın samimiyet testi belki böylece daha anlamlı olacaktır… Ve burada durup siyasetçi, işveren, bürokrat, amir, erkek olarak cevabını vicdanımıza vereceğimiz soruyu kendimize soralım: Başörtü meselesinin çözülmesini gerçekten istiyor muyuz?

     HÜR BAKIŞ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.