1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Yeni Anayasa İçin Bir Örnek de Komşumuzdan: İran Modeli
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Anayasa İçin Bir Örnek de Komşumuzdan: İran Modeli

A+A-

 

     Silah ile siyasetin yer değiştirmeye başladığı yeni bir dönemin eşiğindeyiz.

     Siyasî tartışmaların ve pazarlıkların ağırlık merkezini, kuşkusuz yeni anayasa teşkil edecektir. Yeni anayasada da Türk ulusuna atıf yapılıp yapılmaması, diğer ulusların adının geçip geçmemesi, demokrasi ve özgürlük tanımlarının Kürd halkının taleplerini karşılayacak mahiyette olup olmayacağı konuları konuya ilişkin değerlendirmelerin ilk sıralarına oturacaktır.

     Aslında yeni anayasada din-devlet ilişkilerinin nasıl tanımlanacağı da bir o kadar önemli bir konudur ki, maalesef bu mevzu henüz hak ettiği oranda tartışmaya açılmadı. Din-devlet ilişkileri ve yeni anayasa konusunu bir başka yazıya bırakalım şimdilik.

     PKK gerillalarının ülkeyi terk etmeye başlamasıyla beraber siyasi tartışmalar yeniden öne çıkacaktır. Yeni anayasada Türk veya Türk ulusu ifadelerinin yer almaması konusuna gösterilen tepkilerde "dünyada bunun örneği yok" gibi itirazlar da yükselmişti. Bunun üzerine Makedonya, Pakistan ve bazı Avrupa ülkelerinin anayasaları örnek gösterildi.

     Bir örnek de yakınımızdan, yanı başımızdan vermek istiyorum: İran anayasası.

     İran İslam Cumhuriyeti anayasasında hiçbir şekilde "Fars milleti" ifadesi geçmiyor, herhangi bir ulusa atıfta bulunulmuyor. İran’da Fars, Azerî, Kürd, Beluc, Türkmen, Arap, Lor gibi uluslar bulunmaktadır.

     İran anayasasında sadece "millet", "İran milleti" ve "merdomê İran" (İran halkı) gibi ifadeler yer almaktadır.

     Anayasanın 15. maddesi resmi dil ve diller ile ilgilidir. Madde şöyle:

     "İran halkının ortak dili ve resmî yazı dili Farsça'dır. Resmî yazışmaların ve ders kitaplarının bu dilde olması gerekir ama Fars dilinin yanında mahallî ve kavmî dillerden basın yayında ve de okullarda edebiyet öğreniminde istifade etmek serbesttir."

     Anayasanın 16. maddesinde Kur'an'ın ve İslam ilimlerinin Arapça olmasına binaen ortaokul ve liselerin tümünde Arapça öğretimi de zorunlu hale getirilmiştir.

     Anayasanın 13 maddesinde de sadece Zerdüştler, Kelimîler ve Hristiyanlar dînî azınlıklar olarak kabul edilmektedir.

     41. madde, konumuzla ilgili olmasa da ilgi çekici olduğu için aktarımında fayda var:

     "İran ülkesine aidiyet, her İranlı'nın tartışılmaz hakkıdır ve devlet, hiçbir İranlı'dan bu hakkı alamaz. Ancak kişi kendisi isterse veya bir başka ülkenin vatandaşı olursa vatandaşlıktan çıkarılabilir."

     "Fars ulusu" kavramı anayasada geçmediği gibi, medyada da kullanılmıyor. İstisnalar hariç yazarlar, aydınlar, alimler de bu kavramı kullanmıyor.

     Her yerde "Fars ulusu" yerine "İran, İranlı, İranlılık" kavramları kullanılıyor. Hatta Fars millîyetçiliğine meyyal olanlar da bu kavramları tercih ediyor.

     "İran" ve "İranlılık" en üst kimlik olarak kabul görmüştür. En üst ve kuşatıcı kimlik, coğrafya temellidir. Çünkü diğer kimliklerin hiçbiri, İran'da yaşayanların tümünü kuşatamayor. Esasen bu durum, neredeyse bütün ülkeler için geçerlidir. Irk ve din farkı bütün ülkelerde sözkonusudur.

     İran'da ikinci üst kimlik, İslam; üçüncü üst kimlik, Şia'dır.

     Ülkelerin anayasaları incelendiğinde dünyanın her kıtasında farklı örnekler görülecektir. Kimi ülkelerin anayasalarında o ülkede yaşayan tüm uluslara atıf yapılırken, kimi ülkelerde hiçbir ulusa atıfta bulunulmuyor. Doğrusu da budur. Ya hepsi, ya hiç biri. Eşitlik bunu gerektirir. Ya tümü zikredilecek veya hiçbiri. Aksi durumda, adı geçen ulusun diğer uluslara üstünlüğü ve ayrıcalıklığı anayasa ile tescil edilmiş sayılır.

     Batımızda, doğumuzda ve yanıbaşımızda bizden farklı anayasalar yürürlükte iken, "anayasadan Türk ve Türk ulusu ifadelerini çıkarırsak ülke bölünür" itirazları temelsizdir. Biz de "Türk ulusu" ifadesini anayasadan çıkarır veya Türkiye'de yaşayan tüm ulusların adını anayasaya koyarsak ne ülke bölünür ne de kıyamet kopar. Aksine adalet ve eşitlik sağlanmış olur.

     Türkiye'deki din-devlet ilişkilerindeki sorunlar, Kürd sorunu, azınlıklar sorunu ancak adalet, eşitlik ve özgürlük temelinde tedvin edilecek bir anayasa ile çözülür. Sorunların esastan çözümü, hükümet çözümlerinden çıkıp devlet çözümü halini alması, hakların anayasal garanti altına alınması ancak ve ancak adalet ve eşitliği gözeten özgürlükçü bir anayasa ile mümkün olur.

     Bu işin tabiî ki teorik kısmıdır ve çok önemlidir. Sağlıklı bir anayasa olmadan iyi yöneticiler ile sorunlar esastan çözülemez.

     İşin bir de uygulama kısmı vardır. Bazen çok iyi bir anayasa olmasına rağmen çok kötü uygulayıcı ve uygulamalar ile karşılaşmak da mümkün.

     Mahatma Gandi, "Çağdaş kanunların var olduğu, ancak çağdışı anlayıştaki uygulayıcıların bulunduğu bir ülkede yaşamaktansa çağdaş olmayan kanunların var olduğu, ancak çağdaş anlayışlı uygulayıcıların bulunduğu bir ülkede yaşamayı tercih ederim" diyor.

     Doğrusu ve ideal olanı, iki ilkellikten birini tercih etmektense hem çağdaş anayasanın hem de çağdaş uygulayıcıların olduğu bir ülke inşa etmektir.

     Siyasetin işlevsel hale geleceği yeni dönemde sorunlarımızı giderecek ve taleplerimizi karşılayacak bir anayasanın tedvini için aidiyet hakkımızı sonuna kadar siyaset yoluyla kullanmamız gerekiyor ki, matluba yakın bir neticeye ulaşabilelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.