1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Yaratıcı kaosun enstrümanı: Açık toplum
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Yaratıcı kaosun enstrümanı: Açık toplum

A+A-

Yaratıcı kaos doktrini, İslam dünyasının birer “açık toplum” haline gelmesini öngörmektedir. İlk bakışta “kapalı, kendi üzerine veya içine kapanmış toplum” kimseye sevimli gelmez. Herkesin düşüncelerini özgürce ifade ettiği, muhalefetin serbestçe örgütlendiği, kanuni siyaset içinde iktidar mücadelesine katıldığı toplum düzenini kim istemez! Ne var ki, “açık toplum”la amaçlanan bunlar değildir.

      Bir ucu Karl Popper’a kadar giden bu kavramsallaştırmadan amaçlanan şu: Her şey tartışılsın, tartışılmayacak hiçbir konu kalmasın.

      Her şeyin tartışılmaya açılmasını isteyenlerin ilk hedefi dinin kendisi, dinin kutsalları, temel inanç esasları ve tarih boyunca ümmetin üzerinde görüş birliği içinde olan hükümler ve ibadetlerdir.

      İslam tarihine muttali olanlar tartışmanın her çeşidinin yapıldığını bilirler. Ne var ki, bütün geleneksel toplumlarda ve kadim irfan havzalarında gözlendiği üzere tartışma konuları kendilerine özgü özel ortamlarda ve kişiler arasında cereyan eder. İmam Gazali’nin “İlcamü’l avam an ilmi’l kelam” kitabında gösterdiği üzere avam/halk ile havas/uzmanların tartışma konuları ayrıdır. Halkın anlamayacağı yüksek düzeydeki zihni ve kelami konuları gelişigüzel tartışmaya açtığınızda, fayda yerine zarar hasıl olur, halk inancını kaybeder. Açık toplum doktrini İslam ümmetinin halk düzeyinde süren inancını derin bir sarsıntıya uğratmak amacıyla dinin ana çerçevesini ulu orta televizyon ekranlarında ve sözde uzman ilahiyatçıları birer enstrüman kullanarak bunu yapar. Böylelikle halkın inancının sarsılmasına paralel olarak toplum da çözülmeye başlar.

      Açık, disiplinsiz (usulsüz) ve özensiz tartışmaya açılması istenen ikinci konu “gelenek”tir. Bu tartışmada da ilke, geleneğin kategorik olarak İslam dünyasını geri bıraktığı, özgürlükleri kısıtladığı, İslami hakikatlerin üstünü örttüğü, zihinleri kilitlediği, kadın üzerinde baskı kurduğu ve utanılacak bir kültürel miras olması hasebiyle bir an önce terk edilmesi gerektiği fikrini zihinlere empoze etmektir. Esasında bizim gibi toplumlarda ilk gelişi itibariyle modernlik gelenek-karşıtlığı olarak sahnedeki yerini aldı. Modernite zihni bir dönüşüm sağlamadan önce Müslüman insanın kendi şahsiyetinden kuşkuya düşmesini ve kendi tarihsel-toplumsal kişiliğinden utanmasını sağladı. Gelenek ile tabiatı gereği İslami nassların ruhuna uygun olarak tezahür eden “örfler” –ma’ruf yaşama biçimleri- ile zalimane töreler arasında ayniyet kurulduğunda iş kolaylaşır.

       Esasında buna sadece Batı aydınlanması etkisinde olan aydınlar değil, modern zamanların İslamcı aydınları ve kanaat önderleri de zihnen teşnedirler. Müslüman aydınların kaale almadığı nokta, gelenek şemsiyesi altında mütlaa edilen örfün tanım gereği İslam inançlarına ve hükümlerin ruhuna aykırı olamayacağı hususudur. Örf ümmetin tarih içinde gerçekleştirdiği icma olduğundan, Müslüman aydınlar ve ilahiyatçılar, bu ince ayrımı yapmadıklarından gelenekle beraber örfleri de hedef tahtasına oturttuklarında farkında olsun olmasın, dinin ana çerçevesini de darmadağın etmektedirler.

     Açık toplum doktrini üçüncü aşamada “aile”yi hedef alır. Aile ile birlikte tartışmaya açtığı kadın merkezli ev ve anneliktir. “Medeniyetler Çatışması” tezinde Huntington, İslam ile Batı arasında ayırıcı noktaları sayarken, kadın erken ilişkisi yanında dikkat çekici biçimde “çocuk-ebeveyn ilişkisi”ne özel bir yer verir. Modern bakış, hukukla ilgili sınırlı işlemler dışında aslında çocukların velayetini ebeveynden alıp devlete verir. Bu anne babanın hem çocuklarını eğitme haklarının hem çocukları üzerinde otoritelerinin sona erdirilmesini öngören köklü doktriner bir konudur. Yasama meclislerine devredilen modern hukuk yapımı, örgün eğitim (okul-üniversite ve özellikle okul öncesi eğitim) çocuğu dolaylı yollardan ebeveyninin elinden almaya yönelen güçlü araçlar ve enstrümanlardır.

       Bu ameliye büyük ölçüde başlangıçta medyanın açtığı mecralarda desteklenir, buna açık oturumlar, sempozyumlar, AB tarafından verilen fonlarla yürütülen araştırmalar eşlik eder. Bu işlemde yüzlerce kuruluş, sivil toplum, kadın derneği, gönüllü kuruluşlar, vakıflar, dernekler vs. görev almaktadır.

       “Din, gelenek ve aile”yi açık toplumun öngördüğü çerçevede tartışmaya açtığınız zaman, bir binanın ana sütunlarını çürütmeye başlarsınız, bu sayede bina kısa zamanda çöker. Bunun arkasından derin bir hiçlik, toplumsal çöküntü ve çözüntü gelir, bir süre sonra insanlar artık hiçbir şeye inanmaz olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.