1. YAZARLAR

  2. Kutbeddin Nurlubaş

  3. Yaradılışı okumak
Kutbeddin Nurlubaş

Kutbeddin Nurlubaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Yaradılışı okumak

A+A-

 

Deri/Cilt...

Deri bedenin kas, kemik ve kanını bir ambalaj gibi sarıyor.. Sarmakla kalmıyor muhafaza ediyor.. Üzerindeki soğuk-sıcak, sert-yumuşak ve düz-pürüzlü algıcıklarıyla vücudu dış şartlara karşı duyarlı olmasını sağlayıp tedbire sevk ediyor...

Felçli olan kimse bu algilardan mahrum oluyor. Ve dış çevrenin etkilerine duyarsız kalıyor.. Düşünün vücudun bütün derisinin bu halde olması demek ölmekle eşdeğer gibidir...

Bir de bu örtücü ve koruyucu vazifesini yanında tatlı bir güzelliğe sahip ve çekiciliğe vesile kılınması gibi fonksiyonlarını tefekkür ettiğimizde, nasıl göz kamaştırıcı süslü tenteneli bir perde olduğu göze çarpıyor...

Yani derisiz mutlak manada igrenme ve tiksinme sebebi olurken, deri ile cezbeye ve cazibeye sebep olmaktadır...

Bizi saran bu güzel muhafazanın sahibi Hafizı Cemilin korumasına iltica ediyoruz...

 

Taş...

Taş katıdır...

Taş kabalığın ifadesidir. Onun için taş kafalı denilir...

Ama taş ta bir zamanlar yoktu. Dolayısıyla sertliği de..

Kozmolojiye göre önce sıvı ateş kütlesiydi...

Hatta fizik ve kimya alanına giren madde yoktu bir zamanlar...

Bu resimde gördüğünüz taştan ibaret bu kayalıklarda kabalıktan eser yok. Bir incelik ve zarafet var. Bir güzellik ve taharet var...

Bir heykeltraşin elinde taş nasıl zarif sanata dönüşüyorsa, burda da kayalık, sergiye dönüşmüştür...

Öyle anlaşılıyor ki zamanımızdaki kaba ve taş kalbli insanlara karşılık, şu yek pare taşa rahmetin bal mumu gibi bakabiliriz. Çünkü gerekirse Allah'ın haşyetinden mütevazi ve yumuşak toprak olup, hayatın fışkırmasına annelik yapmıştır...

"Sonra, bütün bunların ardından kalbiniz yine katılaştı.

Sanki taş kesildi, hattâ taştan da katılaştı.

Çünkü öyle taşlar vardır:

-Bağrından nehirler çağlar.

-Öyleleri var ki, yarılır da aralarından sular akar.

-Öyleleri var ki, Allah korkusundan parçalanıp aşağılara yuvarlanır.

Allah ise sizin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir."(Bakara,74)

ghghgh.png

 

Kan ve Süt...

Kan kırmızı, süt beyaz...

Kan boğazdan geçmez, süt rahat içilir...

Kan sebep, süt sonuç...

Sebepler kendi başına sonuçlerı çıkaramaz...

Tabiatı gereği olamaz...

Çünkü en azında gördüğümüz haliyle diğer komleks özellikleri bir kenara biraksak bile, kan kırmızısı kolay kolay süt beyaza dönüşemez..

Halbuki kan meme fabrikasında süte dönüştürülür...

“Size onların karınlarından, fışkı  ile kan arasından içenler için içimi kolay halis süt içiririz”(nahl,66)

ghghgh-001.png

Aslında kan burada süt için sebep iken, mide ve bağırsaklarda sindirilen besinler için sonuçtur...

Besinler de, ağaç ve bitkiye göre sonuçtur...

Ağaç ta, toprağa göre sonuçtur...

Toprak, elementlere göre sonuçtur...

Bu durum 'higgs bozonu'na kadar devam eder...

Bütün bu kademelerdeki sebep ve sonuçlar arasında Allahın müdahalesi ve isimlerinin tecellisi her an faaliyettedir...

"O her an ayrı bir tecellidedir" rahman,29

 

 

Uyku Ve Gece..

İnsandaki sübjektif uyku ile objektif gece arasında bir münasebet vardır..

Geceyi kim yaratmışsa, insanda uykuyu yaratan da o dur..

Çünkü aralarında bu kadar uzaklık olmasına rağmen şu uyum, bir elden idare ve bir merkezden irade edildiğini gösterir..

İşte küçük kainat insanın ve büyük insan kainatın tarifnamesi olan Kur'an, bakın bu gerçeği ne kadar veciz ifade etmiş:

"Uykunuzu dinlenme kıldik..

Geceyi örtü yaptık.." (Nebe,10-11)

 

 

Benzer şekilde İnsanın yaşamının dewamı için gereken besinin midesine ve beslenmesine uygun hazırlanması,

ışığın mahiyetini görmeyi sağlayacak tarzda göz ile münasebeti,

havanın işitmeyi gerçekleştirmek üzere kulak ile ve solunumu yapmak üzere akciğer ile ilişkilendirmesi,

hawa basıncının insan tansiynu ile dengelenmesi ve

vücud ağırlığının yer çekimi ile baglantsı vs. gibi, onun içinde bulunduğu çewre ve ortama uymunu sağlayan intibakın yapılabilmesi...

Gösteriyor ki kainat kimin ise kainat şartlarında insanı yaratan ve yaşatan da odur...

 

David Eagleman'ın BEYİN kitabını okurken zihnime takılanlar…:

Her bir karekter veya huy, nöronlar arsındaki sinapslar olarak ifade edilir.. Ve bu tekrarların artması sonucu artık bilinç dışına bırakılır...

Ruh ve soyut duygular olsa bile, fiziksel ve bedensel dünyadaki tezahürü ve simgesi bu "sinapslar"dır.. Bu sinapslar yine çevresel faktörlerle değişir veya yerine yenileri konulur.

Hatta 2 yaşına kadar en yoğun sinaps ağı oluşturulur.. 2 yaşından sonra bu ağlar yavaş yavaş azalır.. Dolayısıyla huy, karekter veya yönelim; yeni oluşumdan ziyade, 2 yaşına kadar oluşan bir sürü ihtimalden azalan ihtimalleri kabullenmektir, denilmektedir.. Bu anlamda lgbtti'lerin bu yönelimimiz doğuştandır demenin hiç bir bilimsel alt yapısı yok.. Çocukluktan beri çevresel faktörlerin çocuktaki yapıyla birleşmesi sonucu ortaya çıkmaktadır...

Dolayısıyla beynin o kadar çevresel faktörlere süper uyumu var ki, beynin bir yarım küresi çıkarılsa bile, diğer yarım küre bir kaç hafta içinde bütün vüccudun yönetimini üzerine alabilecek ağları kurabilmektedir..

Dolayısıyla çevresel faktörler yani terapi ve benzeri girişimlerle beynin sinaps bağlantıları, neticede yönelimleri değiştirilebilmektedir...

“Hiçbir canlı yoktur ki perçemini/beyni/kontrol ve yönetimi kudretinde olmasın”(hud,56)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum