1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. YANIBAŞIMIZDA YAZILAN SENARYO
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

YANIBAŞIMIZDA YAZILAN SENARYO

A+A-

Özne olabilecek yeteneklerden mahrum topluluklar başka topluluklara bağlı, atıl ve güçsüz yığınlar haline gelirler. Kendilerini dik ve onurlu kılabilecek özelliklerden mahrum olan bireyler ve topluluklar, kendilerinden daha güçlü ve onurlu gördükleri zümrelerin ve kurumların peşinden sürüklenmektedirler. Güçlülerin her hareketi her çalışması,  bu yığınlar için birer lütuf ve takdire şayan eylem kategorisinde değerlendirilmektedir.

Acıların ve feryatların ayyuka çıktığı, gözyaşının sel olup taştığı bir dönemde bu tür çalışmaları görünce daha çok üzülmekteyiz. Özellikle coğrafyamızda değişik isimler adı altında ve din kisvesi görünümünde ortaya çıkan ve palazlandırılan bazı kuruluşlar halkımızın o nazik duygularından faydalanarak  kültürel  asimilasyon,  sömürü ve düşünsel anlamda etkileme çalışmalarına hız vermektedirler. Hizmet adı altında değişik eğitim kurumları açan, yardım organizasyonlarını yürüten, yetim ve öksüzleri sevindiren bu oluşumların arka planı gözden kaçırıldığı vakit bu çalışmaların hepsi takdire şayan görülmektedir. Ancak işin aslı bu iyi niyet duygularının ötesinde görülmektedir. Uzun vadede resmi ideolojinin yapamadığı yozlaşmayı yapmak, düşünemeyen, akledemeyen birey ve toplum inşa etmek, bireyi sisteme tamamen kul haline getirme çalışmaları olarak değerlendirdiğimiz vakit olayın vahameti daha net olarak görülür. Güçlünün yanında saf tutup güçsüzü ve ezilmişi hain, korkak, cahil ve ırz düşmanı olarak takdim etmek en büyük ihanet olarak görülmelidir.

Halkımızın zayıf ve çoğu imkândan mahrum olduğu gerçeğini kabul etmekteyiz. Ama bunun sorumlusu olarak ne halkımızı görmeliyiz ne de çözüm olarak sunulan bu saçma reçeteleri kabul etmeliyiz. İmkânsızlıklar içerisinde yaşamaya çalışan çocuklarımızı ve gençlerimizi kendi özel dershanelerinde, özel okullarında ve yurtlarında barındıran bu oluşumun bize kazandırdıklarını ve kaybettiklerini enine boyuna tartışabilmeliyiz. Parası bol olanların katkıları ve karanlık güçlerin verdikleriyle hizmete koşan bu teşkilatlanma uluslar arası çapta üne kavuşmuşsa sebebini çok iyi görmeliyiz. Irak Kürdistanından tutunda ismini ve cismini yeni duyduğumuz Afrika kabile devletlerine kadar çok geniş bir coğrafyaya kadar faaliyetlerini sürdüren bu akımın asıl amacı ne olabilir? Eğer sadece Allah rızası ve Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılmaksa bu harekete sonuna kadar destek olmamız lazım, yok eğer uluslar arası konsensüsün komplosu ve emperyalist çalışmanın bir ürünü ise o zamanda tüm gücümüzle karşı koyup engellememiz gerekmez mi? Yapılan çalışmalar ve hareket tarzlarına baktığımız vakit ikinci şıkkın daha belirgin olduğunu üzülerek görmekteyiz.

Yapılan çalışmalar ABD-Türkiye işbirliğinde, ABD nin adım atmak istediği  yada kesin yerleşmek istediği yerlerde öncü karakol olarak görev yapma şeklindedir. Açılan okullarda eğitim dilleri İngilizcedir. Türkçe seçmeli dil olarak kullanılmaktadır.  Okulların  eğitim dilinin İngilizce olduğu MEB arşivde mevcuttur.

           

Amerikalı CIA görevlisi Graham Fuller Zaman Gazetesi ile yaptığı bir röportajda şunu diyor?

“Batı, Fethullah Gülen gibi örnekleri görünce çok umutlanıyor. Çünkü Gülen, modern devlet ve toplumda İslam’ın nasıl bir rol oynaması konusunda geniş bir vizyonu temsil ediyor.”CIA eski üst düzey yöneticisinin övgüsüne mazhar olabilecek kadar güzel çalışmalar sergileyebilen bir hareket lideriyle karşı karşıyayız.

 

Sovyetler Birliğinin  kendi derdine düştüğü, dağılma günlerinde, Türk Cumhuriyetlerinden “çekildiği yıllarda ,  ABD nin icazeti- Türkiye’nin  kefaleti ile bu tür eğitim kurumları buralarda da hızlı bir şekilde açılmaya başladı. Yine aynı şekilde ABD desteğiyle bağımsızlığına kavuşturulan Güney Kürdistan coğrafyasında bu tür çalışmalara hız verildiğini görmekteyiz.

 Ergenekon iddianamesi eklerinde yer alan kimi belgeler, Türkiye'de kurulan kirli ilişkilerin birbiriyle nasıl bağlantılı bir devlet yapılanması içinde olunduğunu gösteriyor. AKP iktidarı ile etkinliğini tüm iktidar sahalarına taşırmayı başaran Fethullah Gülen'in Ergenekon örgütlenmesi ile ilişkisi olduğu anlaşıldı. Veli Küçük ile Gülen'in 1970'li yıllarda Türkiye'deki kimi olaylarda adı anılan 'Milli Mücadele Hareketi' üyesi ve arkadaş oldukları öğrenildi. Eklerdeki bilgiler 'Ergenekon'da 1 numara kim?' sorularını yeniden gündeme getirirken, Fethullah Gülen cemaatine Ergenekon soruşturması boyunca dokunulmamış olması dikkat çekti.

İstanbul Emniyeti'nde 2001 yılında verdiği ifadeyle Savcı Zekeriya Öz'ün hazırladığı Ergenekon davasının önemli dayanaklarından birini oluşturan Tuncay Güney'in sözkonusu ifadesinde Fethullah Gülen cemaati hakkında da ayrıntılı açıklamalarda bulunduğu ortaya çıktı. Güney, Gülen ile Ergenekon davasından tutuklu olan emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün 1970'li yıllardaki sağcı 'Milli Mücadele Hareketi' döneminden tanıştıklarını söyledi. Tuncay Güney, 2001 yılında İstanbul Emniyeti tarafından dolandırıcılık iddiasıyla gözaltına alınıp sorgulandığında Gülen Cemaati'ne yakınlığıyla bilinen Samanyolu televizyonunda çalışmaktaydı. Polise verdiği ifadelerde, Gülen Cemaati hakkında ayrıntılı bilgi veren Güney, Mehmet Demircan ile o sırada muvazzaf subay olan Veli Küçük'ü cemaate kazanmaya çalıştıklarını, ancak Gülen'in Küçük'le milli mücadeleciler hareketinden tanıştıklarını öğrendiğini belirtiyor ve 'Zaten Fethullah Hoca'nın bütün bu elemanlarına bakın Milli Mücadeleci elemanlardır' diye konuşuyor.

Güney, ifadesinde Veli Küçük'ün,  Fethullah Gülen'e  Güney Kürdistan'da okul açması için yardım ettiğini de söyledi. Güney'in ifadelerine göre, Erbil'de açılacak Erbil Özel Işık Koleji'nin kurulması aşamasında Güney Kürdistan'a giderken Diyarbakır'a uğradılar. Burada kendilerini Veli Küçük'ün telefonla arayarak haber verdiği Jandarma Alay Komutanı Eşref Hatipoğlu karşıladı. Hatipoğlu Güney ve yanındaki cemaat üyelerini, askeri helikopterle Silopi'ye gönderdi. Grup buradan da Güney Kürdistan'a geçerek Nehciban (Neçirvan demek istiyor) Barzani ve Talabani ile görüştü. 

Güney, Gülen Cemaati'nin içinde yer aldığını söylediği, Veli Küçük'ün hocası ve Ergenekon örgütünün isim babası Albay Necabettin Ergenekon hakkında da açıklamalarda bulundu. Güney'in iddialarına göre, Necabettin Ergenekon, Başbakan Tayyip Erdoğan'la Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde görüşüyordu. Güney, kendisini Küçük'le tanıştıran kişinin de Ergenekon olduğunu söyleyerek, 'İzmit'teki Albay (Veli Küçük) benim öğrencimdi, seni ona götüreceğim, tanıştıracağım' dediğini anlattı. Güney ifadesinde Fethullah Gülen cemaati içindeyken, MİT yöneticisi Mehmet Eymür'ün gönderdiği adamlara düzenli olarak cemaatle ilgili bilgiler verdiğini de söyledi.

Tüm bu bilgiler Ergenekon örgütünün Gülen ayağına niçin dokunulmadığı, Gülen'in 1 numara olup olmadığı sorularını akla getiriyor. Ergenekon iddianamesinde suçlamaların 1999 sonrası belgelerle ve olaylarla sınırlandırılması ise bu tarihten sonra Ergenekon'un Gülen kolu ile ayrışma yaşamış olabileceğini düşündürürken, Fethullah Gülen'in kimi olaylardaki sorumluluğunu aklama çabası olarak da yorumlanıyor.( İSTANBUL - DİHA  FIRAT ÇAĞIN)

Yukarıda çok az bir kısmına değindiğimiz iddialar ışığında çalışmalarını sürdüren harekâtın çok boyutlu ve uluslar arası emperyalist güçlerin gözetimi altında yer aldığını anlamaktayız. Bu çok uluslu harekât ( harekâtı özellikle yazıyorum hareket, aksiyon iş anlamına gelirken, harekât ise operasyon ve sefer anlamlarına gelir.) dünyanın en sancılı en kritik ve stratejik alanlarında kendisine verilen görevi en iyi şekilde icra etmekle yükümlüdür. Bunun içinde saf iyi niyetli ve temiz yürekli görevlilerin azmi ve fedakârlığı gereklidir. Tüm temiz yürekli insanımızın daha uyanık, bilgili ve bilinçli hareket etmeleri bu tür oluşumların gerçek hedeflerine ulaşmalarını kısmen engelleyebilir.       

Çok önemli bir dönemeçten geçen Kürdistan coğrafyası son dönemlerde yazılan senaryolarla daha çetrefilli bir hale sokulmak isteniyor. Herkes kendisine verilen rolü en iyi şekilde oynamaktadır. Seyirciler olarak bu senaryoyu izlemekle yetiniyoruz. Senaryoyu etkileyecek hiçbir aksiyon ve alternatifimiz bulunmamaktadır. Özne olabilecek hiçbir eylem planımız ve programımız hazır değildir. Nesne konumunda olup olanları izlemekle yetiniyoruz. Geçmişte yapıldığı gibi ezilen, horlanan ve dikkate alınmayan bir millet düzeyine indirilmiş durumdayız. Yapılan tüm çalışmaları sadece sathi yönden değerlendirip, çoğu zamanda takdir ediyoruz. Fakir fukaraya yapılan nakdi ve ayni yardımlar, güzel bir söz ve davranış bizleri fazlasıyla etki altına almaktadır. Şekilsel ve arka plan düşünülmeden değerlendirdiğimiz tüm çalışmalar hüsranla sonuçlanmaktadır. Hayal kırıklığı ve hüsran yaşamadan evvel, uzun vadede tüm halkımızı özgürleştirecek ve arındıracak projeler üretip diğer kof ve ikiyüzlü çalışmalara alternatif olabilmeliyiz. Bunun yolu da sağlam bir organizasyon, etkileyici bir program ve planlama, mevcuda hitap eden ve sorunları temelden çözebilecek çok boyutlu ve herkesi kuşatabilen sağlam somut bir proje. Tarihin aleyhimizde tekrar tekerrür etmesini istemiyorsak bir an evvel bu çalışmalara hız vermeliyiz. Yoksa çok geç kalabiliriz…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.