1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Yalnız ve Yine Sana Muhtacız Ey Resul!!!.
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Yalnız ve Yine Sana Muhtacız Ey Resul!!!.

A+A-

     Özellikle son yıllarda Kutlu Doğum Haftası (!) programları almış başını gidiyor. Resulullah (sav)’in güzel ahlakından(!), sevgisinden(!), insancıllığından(!), alçak gönüllülüğünden (!), hoşgörüsünden (!), kimseyi incitmemesinden ve üzmemesinden (!), herkese sevgiyle yaklaşmasından (!), … Evet, bu minval üzere nice sıfatlar, hal, tavır ve davranışlar sıralanarak; haftalarca, devlet desteğiyle de etkinliklere devam ediliyor. Tabii ki büyük bir izleyici/takipçi kitlesi de yakalanmış olunuyor!!! İzleyiciler/takipçiler, Resulullah (sav)’in bütün bu güzelliklerini kelli-felli (!) insanların, laf uzmanı ağızlarından duyunca/izleyince de mest olup, hayran (!) kalıveriyorlar!!! Hem bu güzel anlatımlara/anlatanlara ve hem de anlatılanlara (!!!)

     Bu kutlu doğum kutlamaları çoğunlukla yıllık periyotlarla yapılarak; kitleyi yıllık bir psikolojik deşarj olmalarını sağlamaktadır. Zira toplum(lar); özellikler hızlı teknolojik, bilimsel ve bilişimsel (!) gelişmeler karşısında çaresiz kalmakta, kendilerini yenileyememekte ve sıkıntılara/psikolojik bunalmalara maruz kalmaktadırlar. İşte inançlı (!) kesim, yıllık yapılan bu kutlamalarla (!); üzerlerine çullanmış bulunan çağımızın bu bunalımların üstesinden gelmiş (!) olmaktadırlar… Ne ala (!?)…

     Hatırla(t)makta fayda var!!! Daha birkaç yıl önce de meşhur dinler arası “DİYALOG”LAR vardı. Bu diyalog, toplulukları epey rahatlatmıştı. Ama devranları uzun sürmedi ve şimdi benzeri başka “devranlar” yürürlüğe konulmak istenmektedir. Tabii ki yeni bir vizyon ve yeni bir versiyonla!!!

     Evet, buraya kadar işin acı olan tarafını mizahi bir dil ile ifade etmeye çalıştık. Gerçek olan durum şu ki; insanlarımız bir HÜMANİST, (Hümanistler, akıl ve onun yoluyla varılan sonuçların dışında hiç bir şeye inanmazlar. Allah'ın varlığına, ölümden sonra dirilişe, cennete ve cehenneme inanmazlar.), SKOLASTİK; (Tarih Terimi Olarak Skolâstik Düşünce: Ortaçağ boyunca Katolik kilisesinin egemenliği altında olan, bilime kapalı dine dayalı düşünce. Bu düşünce Rönesans hareketleri ve Hümanizmle sona erdi) vb. saldırıyla karşı karşıyadır. Mütedeyyin insanlarımızın İslami bağlılıkları; farkında olunmadan köreltilmektedir. Mütedeyyin insanlarımız denilince yanlış anlaşılmasın; İslami bilinci yüksek olan anlamında kullanmıyorum.

     Geleneksel, büyüklerinden görme, mukallidi bir mütedeyyinlikten (!) (geniş halk kitlelerinden) bahsediyorum. Ki bu hal, Rabbimizin Müslüman kimselerden istediği bir durum değildir. Rabbimizin müminlerden istediği; hayata dair düşüncenin, hal, tavır, inanç, ideal ve davranışlarının tümünü şuurlu bir şekilde Qur-an’i/tevhidi bir bilinç üzerine bina edilmesidir… Çünkü İslam; insana ve hayata dair her ne varsa; yaratanın hükmü çerçevesinde olmasını zorunlu kılmaktadır. Aksi halde kulluğun, ubudiyetin anlamı kalmamış olmaktadır. İslam ve Müslüman nazarında Mabud; eşsiz olarak Allah tır. “(Bizler) ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz.” (Fatiha, 5)

     Tahrif edilmiş olan dinlerin müntesipleri de hala dinlerinin sahih olduğu kanaatini taşırlar. Oysaki bu sahih gördükleri dinlerinin, öz haliyle hiçbir ilgi ve ilişkisi kalmamıştır. Ama kendileri (en azından büyük bir kısmı) farkına bile varamamışlardır. Aynı oyun günümüzde Müslümanların da başında sergilenmektedir… Bu iddiamızın sayısızca örnekleri gün be gün gözlerimizin önünde cereyan etmektedir. İslam’ı mistik ve felsefi bir inanç manzumesine indirgeyenler, Rahmet Peygamberini bir postacı gibi görenler veya O’nu melekuti/tamamen insanüstü görenler… Havada uçuranlar…

     Veya O’nu batı kültürünün etkisinde kalarak belli zaman dilimlerine sığdırmaya (doğum günü kutlamaları gibi) çalışanlar… O’nun, ayak izlerine, kıllarına, (affınıza sığınarak söylüyorum) sümüğüne, defi hacetine kutsiyet kazandırmaya-şuursuzluğuna koşuşturanlar… Heyhat… Allah (cc) muhafaza…

     Bütün bunlar ve daha fazlası bile yapılırken; O’nun sahih sünnetini ve kendisine vahyedilen Kerim Kitabın hükümlerini nebevi bir anlayışla anlamaya, kavramaya ve yaşamaya çalışanlar oldukça azınlıkta kalmaktadırlar…

     Elbette bu konuda sayısızca misaller göstermek mümkündür… Ama burada henüz geçtiğimiz günlerde gündem oluşturan bir konuya parmak basmak istiyoruz. Evet, kutlu doğum haftası kutlamaları!!!… Rabbimizin emir buyurduğu İslami anlayış, inanç ve idealden yoksun; Resulullah(sav) örnekliğinden/hayatından mahrum, belki de Hıristiyanlığa bir özenti veya kasıtlı bir yönlendirme amacıyla yapılmakta olunan etkinlikler zinciri…

     Resulullah (sav) elbette ahlaki olarak da, insani sevgi ve ilgi olarak da insanlığın zirvesindedir. Ama O (sav) evvela yeryüzünde adaletin te’sisi, zulmün lağvı için Rabbi Rahmanımız tarafından görevlendirilmiştir. O, evvela yaşamakta olduğu Mekke Müşrik site devletinde bütün haksızlıkları, cehaleti, şirk ve zulmü hedef almıştır. O’nun aracılığıyla insanlara İlahi adalet bahşedilmiş; insanların, insanlığını koruyabilmeleri ise, bu adalete bağlılıkları oranında mümkün olabileceği hassaten belirtilmiştir.

     “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. Marufu emreder, münkerden nehyedersiniz. Ve Allah’a inanırsınız. Ehl-i kitab da inanmış olsaydı, kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinde iman edenler olmakla beraber; çoğu, gerçek dinden çıkmış fasıklardır.” (Ali İmran, 110)

     Müslümanların, şüphesiz ki en hayırlı ümmet olmalarının en önemli sebebi; Allah (cc)’a inanmanın yanı sıra; iyiliği emretmeleri ve kötülükten menetmeleridir. ‘Bir kötülüğü gördüğünüz zaman elinizle (düzeltiniz), gücünüz yetmezse dilinizle (düzeltiniz), ona da gücünüz yetmezse kalbinizle buğz ediniz (ki bu da imanın en zayıf noktasıdır).’ (Tirmizi, Fiten 11, İbni mace, Fiten 20) Bundan sonrası elbette ki helaktir… Çünkü yeryüzünde kötülüğe karşı çıkılmıyorsa, zulüm ve haksızlık reddedilmiyorsa, adli ilahinin te’sisi için çabalanılmıyor ise; insan olmanın hiçbir anlamı kalmıyor demektir… Yeryüzünde adaleti sağlamaya yönelik olmayan hiçbir dinin anlamı, önemi yoktur. Bu da ancak ve ancak gerçek anlamda, Rabbi Rahim’imiz tarafından bizlere göndermiş olduğu pak İslam’da vardır…

     “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutun. Kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde dahi olsa; Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır. “(Nisa/135)

     Bu ayeti ve benzerlerini sadece ahlaki erdemlere sığdırmak, İslam adına, İslam’a yapılabilecek en hakir saldırı olsa gerek… Nefsi, bir doğum etkinliğiyle tatmin etmek; gerçek İslam ve ya Müslümanlık ile bağdaşacak bir durum değildir. Efendiler Efendisi; Müslümanlar tarafından, hayatın bütün yönleriyle ve yılın her ayında, ayın her gününde, günün her saatinde bilinçli olarak örnek ve önder edinilmelidir.

     ‘Verdiği hükümlerde, ailesinin ve halkın yönetiminde adaletli davranan yöneticiler, kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın yanında nurdan, yüksek koltuklar üzerinde otururlar.’ (Müslim, İmâre”, 18)

     İslam, öncelikle ve özellikle toplumsal düzeni önceller. Eğer toplum içinde fesad, hased, riya, soygun, tefecilik, dalavere, ikiyüzlülük demiyorum; çok yüzlülük … var ise ve bunların tümüne de Rabbani bir karşı koyuş yok ise; burada sadece ahlaktan, irfandan, sevgiden bahsetmek; bu kötülükleri ödüllendirmek demektir. Zira bu tür nasihatler bu güruha yönelik değil; geniş halk topluluğuna yönelik yapılmaktadır ki; ey halk (! ) bu yapılanları görmeyin, ahlaklı olun, muti olun, sevin, sevilin, kimseye zarar vermeyin, kimseye laf etmeyin, kimsenin işine karışmayın (!!!) Siz uyun/uyuyun; yönetenler işlerini ve sizi yönetmeyi/uyutmayı bilirler…

     Elbette söylenecek çok söz/şey vardır. Ama kısaca bu kadarıyla yetinelim. Rabbim toplum olarak Resulullah (sav)’ i hayatın bütününde; gereği üzere anlayan, inanan ve yaşayanlardan eylesin cümlenizi inşaallah… Selam ve dua ile…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.