1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Yakınlar (2)
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Yakınlar (2)

A+A-

Bürokrasi veya iş dünyasında akraba ve yakınların ehliyet ve liyakat sahibi kimselere tercih edilmesi birkaç yönden zararlara yol açar:

       a) Ehliyet sahibi olmayan kimse, ehliyeti olmayanın araba kullanmasına benzer, eninde sonunda kaza yapar, zararı kamuya çıkar;

       b) Ehliyetsiz birine tavassutta bulunmak günahtır; çünkü bu hem kamuya zarar verecektir hem bir işe ehil olana haksızlık olacaktır;

      c) Esasında ehliyetsiz birini bir işin başına getirmek, o kişinin de aleyhinedir, çünkü hak etmediği bir işe sahip olmuştur.

      Kısaca “akraba bürokrasisi“, işlerin adaletle ve rasyonel kararlarla verimli ve etkin yürütülmesini önler, sosyo-politik sistemi yozlaştırır. Demek ki “akraba ve yakınların gözetip kollanması“ ile “ehliyetsiz kimselere görev verilmesi“ birbirinden ayrı şeylerdir. Bu mesele İslam içinde iki büyük ana akımın teşekkül etmesinde belirleyici rol oynamıştır. Şu ayete bakalım:

      “Bilin ki, 'ganimet olarak ele geçirdiğiniz' şeylerin beşte biri, muhakkak ki Allah'ın, Resûl'ün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.“ (8/Enfal, 41) Ayette zikri geçen “yakınlar“ Efendimiz'in Ehl-i Beyt'i ve yakın akrabalarıdır. Bu sınıfa Haşimoğulları ile Muttalipoğulları'nı dahil edenler de varsa da, şirkte kalmış olanlar –Efendimiz'in amcası Ebu Leheb gibi- bunlara dahil edilmemiştir. Hz. Peygamber (s.a.) hayatta iken yakın akrabalarına ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda pay ayırırdı. Yakın akrabanın yoksullarına 'yoksul olmaları' hasebiyle verilir, zenginlerine verilmez. Efendimiz'in pak soyundan gelen torunu (r.a.) Zeyd bin Ali (Zeynelabidin/ öl. 740) “Humus malından saraylar yaptırmak, atlara binmek bizim hakkımız değildir“ demiştir. Ebu Hanife, bu grubun payının Efendimiz'in irtihaliyle düştüğüne hükmetmiştir.

          Hz. Peygamber'in irtihalinden sonra bu konuda ciddi ihtilaflar ortaya çıktı. Hz. Fatıma (r.a.), babasından kalma Fedek arazisinin kendisine tahsis edilmesini istedi. Halife Hz. Ebu Bekir (r.a.), peygamberlerin miras bırakmadığını, geride bıraktıklarının 'sadaka' hükmünde olduğunu söyleyip bu talebi reddetti. Halife'nin içtihadına göre Hz. Fatıma ve çocukları yararlanacaklardır, ama Fedek arazisinin mülkiyetine sahip olamayacaklardır.

        Hüküm her ne kadar öyle konulmuşsa da, tarihte Ehl-i Beyt soyundan gelenlere –Hz. Hüseyin'den gelen Seyyidlere ve Hz. Hasan'dan gelen Şeriflere- kamu bütçesinden çeşitli kaynaklar ayrılmış, atiyyeler, hediyeler verilmiştir. Son döneme kadar Osmanlı hükümdarları buna riayet etmişler, hatta işi biraz daha genelleştirerek Mekke ve Medine halkına, Harem yoksullarına kaynak ayırıp sistemli bir biçimde dağıtmışlardır.

       Şii müçtehitlere göre sadece ganimet değil, her türlü kazanç ve gelirden 1/5 (humus) ayrılmalı ve bu Hz. Peygamber'in soyundan gelen imamlara, imamların vefatından, 12. imamın gaybubetinden sonra naibi olan ayetullahlara tahsis edilmelidir. Nitekim tarihte Safeviler ile Kaçar hanedanı arasında süren fetret döneminden bu yana uygulama da böyle olmuştur. Bu muazzam bir kaynağın ulema elinde toplanmasına ve ulemanın siyasi otoriteden bağımsız örgütlenip faaliyet göstermelerine imkân vermiştir. En son İmam Humeyni'nin hocası Ayetullah Burucerdi, humusu merkezileştirip bir elde toplanmasını sağlamıştır. Sonuç itibariyle:

       a) Yakınlar gözetilmeli. Ancak ehliyet ve liyakat sahibi değillerse onları hak etmedikleri görevlere getirmek adaletsizliktir;

       b) Kur'an-ı Kerim'de kamu bütçesinden pay ayrılması istenen “akraba (Zevi'l kurba) Ehl-i Beyt'tir. Ebu Hanife'ye göre de Hz. Peygamber'in irtihalinden sonra bu hüküm sona ermiştir. Kim yakın ve uzak akrabasına yardım etmek istiyorsa kamu bütçesinden değil, kendi cebinden yapmalıdır.

      c) İdari ve sosyo-politik sistemi yozlaştıran en önemli amil aile, yakın akraba, hemşehri, bölge insanı, etnik, mezhebi tercih ve yandaş asabiyetin bürokratik örgütlenmesidir.

      Bireysel ve aile düzeyinde düşünüldüğünde güç ve yetki sahipleri için –fıtri zaaf olması hasebiyle- akraba sınavdır, bu sınavı başarıyla geçen azdır. Ancak daha geniş düzeyde ve iktidar amaçlı düşünüldüğünde bir tahakküm ve güvenlik aracına dönüşen asabiyettir.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.