1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. VARLIK İÇİNDE YOKLUK
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

VARLIK İÇİNDE YOKLUK

A+A-

 

Varlık, bütün zamanların en önemli gündem konusudur. Bana kalırsa, varlığın varoluşu her zaman en önemli konu olmaya devam edecektir. Varlığın, önemli bir konu olarak gündemde olup olmaması, varlığın sahip olduğu önem bakımından bir ölçü değildir.

Yani gündemlerin başında da olsa, sonunda da olsa, varlık konusu öneminden bir şey kaybetmez. Gündemde olmayı ölçü kabul eden bakış açısıyla meselelere yaklaşır ve ona göre bir değerlendirme yapacak olursak, kendi kişilik yapımızı ve dolayısıyla özne olma durumumuzu yok saymış veya ipotek altına almış oluruz ki bu da hakikatten mahrumiyeti beraberinde getirecektir.

Gündemde olma veya gündem oluşturma, bir bakıma sayısal anlamda kitlelerin dikkatini çekmeyi gerektirir. Kitlelerin dikkatini çekmek için, kitlelerin ilgisine mazhar olmak için, kitlelere ulaşmak gerekir. Günümüzde kitlelere ulaşmanın yolu, medya ve internet aracılığıyla oluşturulmuş sosyal hesaplar üzerinden olmaktadır. Herhangi bir ölçü ve ölçüte sahip olmayan sosyal hesaplarla, ne bir sorumluluk ifa edilebilir ne de hakikate giden bir gerçeklik oluşturulabilir. Sosyal hesapların tümden zararlı olduğunu söylemiyorum, ama sosyal hesaplarla yetinerek bir varlık sahibi olmak veya bir varlık göstermek de mümkün değildir. Bu anlamda sosyal hesapların yeterli olduğunu kabul etmek, düşülebilecek en büyük yanılgılardan biri olacaktır.

Sayısal çokluk ölçütüyle herhangi bir nitelik artışı mümkün değildir. Miktarı ve sayısı ne kadar çok olursa olsun bütün niceliksel yığınlar, bir tek küçücük niteliksel bir değerin yerini tutamaz. Eğer bizler sayısal çokluğu bir ölçüt olarak kabul edersek, o zaman selin önündeki çer çöpe dönüşürüz. Selin önündeki çer çöpe dönüşmek demek, aklı ve iradeyi devre dışı bırakmak demektir. Akıl ve irade sahibi olmak, varlık âleminde insanı, insan olarak var kılan en önemli özelliktir. Aklını ve iradesini kullanmayan insanların, varlık âleminde bir varlık olarak herhangi bir karşılığı yoktur.

İnsanlar açısından varoluşsal gerçekliğin meydana gelmesi iki şekilde olmaktadır. Birincisi, zihinsel veya düşünsel anlamda var olmaktır. Yani insan, öncelikle bir anlam dünyasına sahip olarak var olur. Anlam dünyası inşa edilirken, tabir caizse, kullanılan malzemeye bilgi diyoruz. Bu inşai süreçte insan, kim olduğunu, nerede olduğunu ve niçin var olduğunu merak ederek, bu merakını giderecek bilgilere ulaşmaya çalışır. İnsanın bu önemli mesele için harcadığı bütün zihinsel faaliyetlere okuma diyoruz.

Anlam dünyasını oluşturma aşamasında insan, Hz. İbrahim gibi eleştirel bir zihne sahip olursa, düştüğü/girdiği yolda mesafe alabilir. Aksi takdirde karşısına çıkacak ilk engelle birlikte bitkisel bir hayata mahkûm olması işten bile değildir. İnsan olmanın temelini zihinsel süreçler oluşturduğu için, sonsuz merhamet sahibi olan Allah, indirdiği vahiyle, insanın yoluna ışık tutmuştur. Onun için, indirilen vahyin hitabı, genelde aklın kullanımını gerektiren bir hitaptır.

Var olmanın ikinci şekli, insanın çevre ile olan ilişkisini kapsamaktadır. Çevre denildiği zaman anlaşılması gereken, özne insanın dışındaki bütün bir varlık âlemidir. Canlılar, cansızlar, insanlar, hayvanlar, bitkiler, dağlar, ovalar, denizler yani gökler ve yer, insanın okumasına konu olan bütün her şey insanın çevresini oluşturmaktadır. İnsan cemiyet halinde yaşayan bir varlık olduğu için, en çok insanla ilişkileri olur. İşte Allah, bu hususta da rahmetinin bir gereği olarak, toplumsal yaşamda dikkat etmesi gereken hususları bildirmiştir: Tevhid, adalet, meşveret ve merhamet…

Bütün varlıkların oluşturduğu sayısal çokluk içinde, insanın var olması için, sahip olması gereken, yani tutunması gereken tutamaklar olmalıdır. Biz bu tutamaklara ilke diyoruz. Eğer bir insanın sahip olduğu ilkeleri yoksa şahsiyeti de yoktur. Bir insanın sahip olduğu bir şahsiyeti yoksa kendisi de yoktur. Varlık içinde adaletli bir yaşam için insan, sınırları bilmeli ve sınırlara riayet etmelidir. Varlıklara saygılı olmanın gereği, varlıkların sahip olduğu sınırları ihlal etmemektir. Varlıkları insanların istifadesine sunan Allah, insan-varlık ilişkisinin emanet ekseninde olmasını dilemiştir. Onun için insan, içine doğduğu ekolojik yapıyı oluşturan yasaları ihlal edecek davranışlardan sakınmalıdır. İnsanın, ekolojik yapıyı bozacak yaşantılara sahip olması demek, emanet olarak verilmiş bütün özel ve genel yaşamsal imkanlara ihanet etmesi demektir. İhanetlerin en büyüğünü, Allah tarafından verilen emanetlerin zayi edilmesi oluşturmaktadır.

Varlıklar içinde sahip olduğu akıl ve irade ile müstesna bir konumda olan insan, sadece öldüğü zaman bu dünyada yok olmuyor. İnsan ölmeden de yok olabilir. Eğer insan sahip olması gereken niteliklere sahip değilse, -örneğin aklını kullanmıyorsa, herhangi bir ilkeye sahip değilse…- söz konusu insan, fiziki manada yaşasa da, varoluş bakımından yok hükmündedir. Böyle bir insan çok mal mülk sahibi olabilir. Çok yüksek makamlarda bulunabilir. Çok büyük kalabalıklar peşinde gidebilir. Her ne durumda olursa olsun, şayet kendisine özgü bir şahsiyeti yoksa varlık içinde özgün yapısını koruyamadığı için yok olmuştur. Aslında böylesi kimseler, maddi anlamda ne kadar varlıklı görünseler de yoksuldurlar. Tarihte ve günümüzde, bu insanların oluşturduğu “kütlesel” kirlilik, insanlığın en büyük sorununu oluşturmuştur.

İnsanın kendisi ve çevresi, paha biçilmez bir zenginliğin ifadesi durumundadır. İnsanın kendisini ve çevresini ifsat etmesi, aslında kendisini yokluğa mahkûm etmesi anlamına gelir. İnsanın kendisi, okunması gereken bir kitaptır. Çevresini oluşturan her varlık ve olay birer ayet olduğu için, müthiş bir zenginliğin içindedir. Bütün bu imkân ve varlıkla beraber, müflis bir tüccar haline gelmesi, ahmaklıkların en büyüğü olarak nitelense yanlış olmayacaktır. Bunu ifade edecek en özlü söz; “varlık içinde yokluk” sözüdür. Varlık içinde yokluğun en önemli tezahürü, insanın körlüğünü, sağırlığını ve anlayışsızlığını gösteren modern çılgınlıklardır. Bütün bu gibi anlam ve eylemlerin kökenini ise, varlığa ve ölüme atfedilen yanlış anlamda aramak gerekir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.