1. YAZARLAR

  2. Bayram ZİLAN

  3. Varlığımız Her Yıl Farklı Bir Etnisiteye Armağan Olsun
Bayram ZİLAN

Bayram ZİLAN

Milat Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Varlığımız Her Yıl Farklı Bir Etnisiteye Armağan Olsun

A+A-

      Bundan tam 80 yıl önce, 1933’te Dr. Reşit Galip tarafından yazılan ‘Andımız’ın hikâyesini, Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından Afet İnan şöyle anlatır:

     “1933 yılının 23 Nisan Çocuk Bayramı idi. O, heyecanla Çankaya Köşkü’ne geldiği vakit, Atatürk’ün yanında bana bir kâğıt uzattı ve şunları anlatmaya başladı. ‘Sabahleyin ilk bayramlaşmayı kızlarımla yaptım. Onlara bir şeyler söylemek istediğim vakit, bir ant meydana çıktı. İşte Cumhuriyetimizin 23 Nisan çocuklarına armağanı’ dedi. Kâğıtta şöyle yazıyordu: Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak; yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Bu sözler, Türk çocukları tarafından o yıldan beri tekrarlanmaktadır. Vatanperver Dr. Reşit Galip, evvela bir baba olarak bu hisleri duymuş; sonra da Milli Eğitim Bakanı olarak okul çocuklarına bu andı içirmişti”

      Afet İnan, her ne kadar bu hikâyeyle ‘Andımız’ın masumane bir şekilde ortaya çıktığını söylemeye çalışsa da, durumun böyle olmadığını, dünya üzerinde baş gösteren Ulusçuluk akımından Türkiye’nin de nasibini aldığını, Türk(çü)lüğün, sosyal ve siyasal alana hâkim olduğunu ve devletin Türk(çü)lük üzerine inşa edildiğini biliyoruz.

     Nitekim Dr. Galip’in yazdığı bu metin ile İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler’in çocuklara zorla içirdiği metin arasında ideolojik endoktrinasyon bağlamında benzerlikler vardır.

      And’ın masum bir niyetle ortaya çıkmadığı tezimizi, Dr. Reşit Galip’in hayat hikâyesi de doğrulamaktadır. Dr. Galip, Rodoslu, eski İttihatçı, Şeyh Sait’i astıran İstiklal Mahkemesi’nin hukukçu olmayan üyesidir. Atatürk’e çirkin sözler sarf etmiş  ve onu Rus lokantacı karı-kocaya İş Bankası’ndan verilecek usulsüz bir krediye aracılık etmekle suçlamıştır. Atatürk onu sofradan kovduğunda “Bu, milletin sofrasıdır; kaldıramazsınız!” diyerek kafa tutunca Atatürk sofrayı terk etmiştir. Daha sonra Atatürk onu affettiğinde iki asker çağırıp iskemlesinden kaldırtmış ve mealen “Ahan da biz adamı istersek böyle kaldırtırız” diye aşağılamıştır. Birinci Türk Tarih Konferansı’nda Türk ırkının özelliklerini “uzun boylu, uzun beyaz simalı, düz veya kemerli ince burunlu, muntazam dudaklı, çok kere mavi gözlü ve göz kapakları çekik değil, badem gözlü bir ırk” şeklinde tanımlamıştır. “Müslümanlık: Türk’ün milli dini” adlı tezinde biraz daha ileri giderek, Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Muhammed’in Türk olduğunu iddia etmiştir.

     Böyle bir kişiliğe sahip olan Dr. Reşit Galip’in, kızları için yazdığı bu satırlar, Atatürk tarafından 1933 tarihli bir genelge ile bütün okullarda her sabah okunmak üzere zorunlu hale getirilmiştir.

     O günden bugüne Türkiye’de tam 80 yıldır zorla okutulmaya devam ettirilen yemin metninin benzeri Almanya ve İtalya’da yıllar önce kaldırmıştır. 8 yıl boyunca her sabah söyletilen, ancak çocukların ne anlama geldiğini hiçbir zaman kavrayamadığı bu yemin metni, pedagoji, eğitim ve çocuk psikolojisi açısından son derece sorunludur.

      Bu durumu Psikolog Özlem Kandemir şöyle aktarır:

     “Birlik olmayı, millet olmayı sadece ırk ve neseb üzerinden ele almak ve bunun üzerinden fikir yürütmek; öteki ile aradaki uçurumu gittikçe derinleştiren bir sürecin ilk adımıdır. Kendi ırkını tabulaştıran ve üstün gören zihinler; diğerlerini sırtında bir kambur, bir yara, bir fazlalık olarak algılarlar. Bu da kişileri ötekileştirmenin tam da göbeğine bırakıp, bir arada barış ve huzur içinde yaşamayı güçleştirir. İşte bu yüzden bu and, küçücük çocuklara faşizan ve ırkçı söylemler aşılamanın en güzel örneğidir. Her gün çocukları asker gibi hizaya dizip, ”rahat, hazrol” komutları eşliğinde “Türküm, doğruyum, çalışkanım (…)“ diye bağırtmanın, Türk olmanın ayrıcalıklı ve üstün bir ırk olma kavrayışından başka çocukların zihninde nasıl bir motivasyon yaratabilir?

      Çocuk psikolojisi üzerinde ciddi travmalara sebep olan ve çocuk haklarına aykırı olan bu çağdışı And’ın; çözüm sürecini başlatan, demokratikleşme adımları atan, kronik problemleri çözmeye çalışan bir ülkede mocuklara zorla, askeri disiplinle içtirilmeye devam ettirilmesi ciddi bir paradokstur.

     Bununla birlikte And(ımız); Türkiye’nin de içinde bulunduğu BM’ye üye ülkelerin imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin: “Taraf Devletler, bu Sözleşmede yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, anne babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler” ve “Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler” Maddelerine de aykırıdır. (Madde-2, Madde-14)

     Uluslararası sözleşmelere aykırı olan, Pedagog, Psikolog ve Psikiyatristler tarafından çocuk sağlığını olumsuz etkilediği söylenen, milyonlarca veli tarafından kaldırılması istenen, hiçbir faydası olmayan, aksine barışa, kardeşliğe ve bir arada yaşama zararları olan ve Laik kibir tarafından kutsiyet atfedilen “kutsal yemin metni”nin bir an önce kaldırılması gerekmektedir.

     Zira hiç kimse, kendi varlığını bir başkasının etnik kimliğine armağan etmek zorunda bırakılmamalıdır. Ve ‘mutluluğa adres’ olarak, insanın elinde olmayan, irade-dışı gerçekleşen, tamamıyla Allah’ın takdirine bağlı olan etnik kimlikler gösterilmemelidir.

     Ayrıca, ‘Türk’ olmadığı halde ‘Türküm’ dediği için ‘yalan’ söylemek zorunda bırakılan milyonlarca çocuğa, hemen ardından ‘doğruyum’ dedirtmekte son derece trajiktir.

     Bütün göstergelere, uzmanların raporlarına ve ebeveynlerin rahatsızlığına rağmen Andı(mızın) kaldırılmaması için direnenlerin, ‘hepimiz Türkiye’de yaşıyoruz’ ‘hepimiz bu vatanın evladıyız’ ‘kaldırmaya ne gerek var, biz kardeşiz’ gibi argümanlara sığınanların bir an için haklı olduğunu düşünelim. Ve kendilerine bir teklifte bulunalım.

     Madem bu ‘kutsal metnin’ kaldırılmasına karşısınız, o zaman, çocuklarımız her yıl varlıklarını farklı bir etnisiteye armağan etsin.

     80 yıl boyunca Kürt, Ermeni, Çerkes, Laz  çocuklar varlıklarını Türk varlığına armağan etti. Madem ‘kardeşiz’, o halde biraz da Türkler varlığını diğer etnisitelere armağan etsin.

     Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı, 2013-2014 yılını Çerkes Yılı ilan etsin, Türkiye’deki bütün okullarda çocuklar 1 yıl boyunca ‘varlıklarını Çerkes varlığına armağan etsin’

     Ne dersiniz?

     Düşünürken bile zorlandınız, değil mi?

     İşte 80 yıldır Türk olmayan milyonlarca çocuk, her yıl ortalama 1300 defa ‘varlığını Türk varlığına armağan ediyor’

     Unutmayın, kardeşlik bedel ister, bu bedelin ilk basamağı, kendinde olan her şeyi kardeşi için de talep etmek, kardeşiyle her koşulda eşit olmayı istemek, bunun için mücadele etmektir. ‘sınırsız kardeşliğin’ gereği budur.

     Bu ilk basamağı geçebilirsek, o zaman bütün kronik problemlerimizin çözümü çok daha kolay olur.

     DÜNYA DEMOKRASİ HAREKETİ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.