1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Uzun İnce Yola Mahkûm...
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Uzun İnce Yola Mahkûm...

A+A-

Türkiye'nin tüm yapısal sorunları kimlikseldir. Osmanlı mirası olan bir 'sürüncemede kalma' hali hem devletle toplum, hem de toplumun içindeki ilişkileri kimlikleştirme ve kemikleştirmede çok etkili oldu.


Çözümler ise her zaman korkutucuydu, çünkü düzenin değişmesini ima ediyordu ve bizler fazlasıyla uzun sürmüş bir düzenin bozulması halinde yeniden inşayı neye göre yapacağımızı bilmiyorduk. O nedenle her reform girişimi, kısa bir süre sonra değiştirmeye çalıştığı şeyle bütünleşen iktidarlar üretti. Kendimize en güvendiğimiz anda bile aslında olgunlaşmamış çocuklardık ve hâlâ da öyleyiz... Dolayısıyla bu ülkenin sorunlarını hiçbir kimlik tek başına çözemez. Geçmişte Kemalistler ellerindeki fiziksel güce dayanarak kendilerince bir çözüm bulduklarını sanmışlardı. Ama nihayette burunlarını sürttüler. Bugün de İslami kimliği taşıyanlar ellerindeki çoğunluk gücüne dayanarak yine kendilerince bir çözüm peşindeler, ama onlar da benzer bir kadere doğru yürüyorlar. Kemalistler ideolojik hegemonya sayesinde yeni bir imtiyazlı cemaat oluşturmuşlardı. İslami kimliği taşıyanlar ise, kendi cemaatlerini imtiyazlı bir konuma oturtarak ideolojik hegemonya oluşturmaya çalışıyorlar. İkisinin aynı şey olduğunu söylemek doğru olmaz: Bugün aksak da olsa bir demokrasi yaşıyoruz. Ne var ki tarih açısından bu pek de önemli olmayan bir detay. İş kimliksel meseleleri çözmeye geldiğinde kısır demokrasilerin diktatörlüklerden pek de farkı yok.


AKP onbir yılın sonunda bu sorunları tek başına çözemeyeceğini anladı. Bunu yapabilmek için hem düzeni gerçek anlamda değiştirme niyet ve cesareti, hem de kendi iktidarını toplumsal zeminde paylaşma basireti lazım. Ne var ki AKP'nin hamuru buna uygun değil. Bu partinin ufku ancak Türkiye'deki Müslümanların belki yeni nesiller üzerinden demokratlığa doğru açılmasıyla genişleyebilir. O zamana kadar AKP 'uzun ince bir yolda' gitmeye mahkûm gözüküyor. Âşık Veysel'in türküsü AKP'liler için muhtemelen uzun sürecek zorlu bir iktidarı ima ettiği ölçüde övünülecek bir ruh haline tekabül ediyordu. Ama onbir yıldan sonra gelinen nokta, o 'uzun ince yolun' bir kadere dönüştüğü ve bunun aslında sorun çözmede yaşanan tıkanmaya da karşılık geldiğidir. Başbakan'ın kongre konuşmasında CHP'ye ve Kürtlere yaptığı çağrılar, iktidarın en azından Kürt sorununu kendi başına çözemeyeceğini idrak etmiş olduğunu gösteriyor. Ancak aynı iktidar partisi 'tek başına' olmaktan büyük bir haz da alıyor ve bunu kendi seçmenine sirayet ettiriyor. Cumhuriyet dönemi boyunca iktidarın ve genelde kamusal olanın dışına itilmenin getirdiği bastırılmış hırs ve heveskârlık, şimdi 'asıl aktör' olmanın, her şeyin 'bizden' sorulmasının, adaletin yerini bulmasının getirdiği coşkuyla yer değiştiriyor. AKP hem başkalarından yardım talep ediyor, hem de 'bütün bunları' tek başına, kendi kimliğiyle yapmış olmanın gururunu yaşamak istiyor. Diğer siyasi aktörler ise vakitlerini dar kalıplar içinde debelenmekle, iktidarın yanlışlarından medet ummakla ve iktidarın her yaptığının yanlış olmasını ummakla geçiriyorlar. Atılacak her olumlu adımın AKP'ye yarayacağı bir siyasi ortamda, muhalefetin iktidara yardımcı olması pek gerçekçi gözükmüyor. Nitekim muhalefet de AKP'yi özellikle 'tek başına' bırakıyor ve hem muhtemel başarısızlığın ihtimalini artırıyor, hem de o başarısızlığın yükünü tümüyle AKP'nin üzerine yıkıyor.


Kongre'de BDP zaten davet edilmediği için yoktu. Ama CHP ve MHP de gelerek, aynen bazı Ortadoğu liderleri gibi AKP'yi yüceltme hezeyanının parçası olmayı istemedi. Birinin akredite olmayan gazetecileri, diğerinin Barzani'yi öne sürmesi tamamen bahanedir. Bu partiler önümüzdeki süreçte iktidarı yıpratmanın yolunun onu 'tek başına' bırakmaktan geçtiğini biliyorlar. Veysel'in türküsü uzun ince bir yoldan, yani hayattan söz ediyor. AKP'nin iktidar hayatı da aynen uzun ve ince bir yol. Yani hem rakipsiz, hem de yalnız... Bu partinin 2023'e kadar kalması şaşırtıcı olmaz ve zaten 2002 yılından ileriye bakıldığında da şaşırtıcı değildi. AKP'nin birçok alanda gösterdiği başarı, muhalefetin ideolojik tıkanıklığı ile birleştiğinde, sanki özellikle AKP'yi iktidarda tutmak üzere programlanmış bir muhalefetin oluşmasına neden oldu. AKP'yi yenmenin ancak onu sorunlar karşısında yalnız bırakmakla mümkün olduğu kanaati yerleşti ve bu değerlendirme 'muhalefet etme' işini çok kolaylaştırdı. Öte yandan aynı bakış AKP'yi doğal olarak rakipsiz de bıraktı ve iktidar bu durumun hazzına fazlasıyla kapıldı. Ne var ki esas darbeler tam da 'ustalık' döneminde geldi. Rakipsiz ve yalnız olmanın avantaj değil, kırılganlık getirdiği ancak şimdi keşfedildi. Çünkü rakipsizliğin getirdiği iktidar sarhoşluğunun karşılığı çözüm süreçlerinde partinin yalnız bırakılmasıydı...


Bu durumun kolayca değişme ihtimali yok. Kürt siyaseti de çözümü İslami bir partiyle birlikte aramaya teşne değil. AKP ile çözüm, siyaseti öne çıkarıyor. Oysa PKK'nın hayalinde statüyü öne çıkarmak üzere devletle çözüm var. AKP bu uzun ince yola, Türkiye ise kendi kader çizgisine mahkûm...

e.mahcupyan@zaman.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.