Doğu ERGİL

Doğu ERGİL

Doğu ERGİL
Yazarın Tüm Yazıları >

Uygarlık

A+A-

     Uygarlık kavramının kökeninde kent / şehir vardır. Kentler hükümetlerin veya devletlerin değildir. Kentlilerin yani hemşehrilerindir.

     Demokrasi bir kent icadıdır. Kentlerin yönetimi için sakinlerinin bir araya gelip kendi hayatları hakkında karar vermeleri yoluyla oluşmuştur.

     Acaba bizde adlarından da anlaşılacağı gibi kentlerimizin büyük kısmını kurmadan, kılıç zoruyla (ve devlet eliyle) almış olmamız ve hâlâ süren kırdan göç nedeniyle kentlilik ve kent kültürünün yeterince oturmamış olması ile demokrasimizin kalitesi arasında bir bağ var mıdır? İncelemeye değer doğrusu.

     Devlet merkezli siyaset

     Her şeyin merkezinde olan devlet (büyük D ile) öylesine kutsanmış ve toplu yaşamı yönetir hale getirilmiş ki tüm haklarımızı ve tüm sorunların çözümünü ondan bekliyoruz. Bu nedenle devlet de bizim karar verme ve hak talep etme yetilerimizi tekeline almış.

     Egemenliğin asıl sahibi yurttaşlar olmasına rağmen hizmetlerini bir lütuf gibi yerine getiriyor.

     Üstelik bizi (yurttaşları) de bu eşitsiz ilişkinin kaçınılmaz ve olağan olduğuna koşullandırmış. Sonuç olarak biz devletin milleti olmuşuz.

     Siyasal kültürümüz, yurttaşın devlete mutlak itaati, devletin de toplum üzerinde sınırsız güç kullanma anlayışı üzerine bina edilmiş. Bunun en somut örneği demokratik ülkelerde atanmış görevlilerin adı "kamu hizmetkârı" iken bizde "devlet memuru" olmasıdır. Oysa devletin kendisi bir hizmet örgütüdür.

     Onun resmi görevlileri devlete değil, topluma hizmet etmekle mükelleftirler ve geçimlerini toplumdan elde edilen gelirle (vergiyle) sağlarlar.

     Demokrasinin işlemesinde en önemli etmen, devleti kendi emeği ve alın teriyle ayakta tutan halkın verdiği vergilerin nasıl harcandığını sorması ve bu sorgulamayı hukuki bir sistematiğe bağlamasıdır.

     Bu daha bizde olmadı. Devlet, harcamaları konusunda parasını aldığı halka tam anlamıyla hesap vermiyor. Birçok kapalı alan var. Bu durum devlet(liler)i sorgulanamaz ve hesap vermez hale getiriyor. Bu durumun sakıncası şu: Toplumla devlet arasında hiyerarşik bir ilişki doğuyor; hak ve özgürlüklerin devletten kaynaklandığı inancı pekişiyor.

     Sivil toplum

     Gelişmiş ve gelişmemiş demokrasiler arasındaki ikinci fark da egemenliğin nasıl kullanılacağı meselesidir. Demokratik ülkelerde, günlük hayatı yönetme, toplumun yerel düzeyde katıldığı örgütler aracılığıyla olur.

     Devletle (hizmetleriyle) toplumun (talepleriyle) buluştuğu kamu alanında yurttaşlar pek çok sivil toplum örgütü oluştururlar ve hayatlarının yönetimini üstlenen kurul ve kuruluşlara bunlar aracılığıyla katılırlar. Sık sık da ortak konularda referanduma başvururlar. Sivil toplumun gelişmediği ülkelerde devlet, sınırları belli olmayan bir güce sahiptir ve denetlenmesi oldukça güçtür.

     Sivil toplumun gelişmediği, sivil toplum örgütlerinin görece güçsüz olduğu ülkelerde siyaset, toplumu güçlendirmek değil partiler aracılığıyla devleti ele geçirmek amacını taşır.

     En güçlü ve kapsamlı kurum olarak devlet, toplumu yönetmekle yetinmez, onu şekillendirmek de ister. Devletçi bakış açısına göre toplum türdeş bir yığındır.

     İçinde barındırdığı kültürel ve sınıfsal farklılıklar görmezden gelinir. Sorun da buradadır. Benimsenmeyen ve bağdaştırılmayan farklılıklar bir süre sonra ya sürtüşmeye neden olur ya da onları bastırmak için devlet hep zor kullanır.

     Demokrasi, günlük hayatın yönetilmesinde devletin mümkün olduğunca görünmediği bir rejimdir. Bu nedenle toplum geliştikçe yeni ayara ihtiyacı vardır. Gezi Parkı olayları ve içerdiği talepler demokrasimizin yeni bir ayara ihtiyacı olduğunu göstermiştir.

     BUGÜN
Önceki ve Sonraki Yazılar