1. YAZARLAR

  2. Muhammed ZAHİR

  3. UYANMAKTAN KORKUYOR MUYUZ…?
Muhammed ZAHİR

Muhammed ZAHİR

Yazarın Tüm Yazıları >

UYANMAKTAN KORKUYOR MUYUZ…?

A+A-

 

Nasıl da hızla akıp gitmektedir zaman…Günler, haftalar, aylar ve yıllar birbirlerini kovalayıp durmakta… Ve…bu zaman tünelinde her birimize ayrılan başlangıç ve bitiş çizgilerinin arası çok kısa olmasına rağmen nasıl da umursamaz bir haleti-ruhiye içerisinde yaşıyoruz hayret doğrusu…Oysa kendimize ait zaman bandımızda seyrederken bile ne çok şey kaybediyoruz!…Kimi noktalarında en yakınımızdakileri; anamızı, babamızı, evladımızı, eşimizi ve yakın akrabalarımızı…Kimi duraklarda ise can yoldaşımızı, dava arkadaşımızı, üstatlarımızı bırakıyoruz da kaldığımız yerden, kendi finalimize doğru yola devam ediyoruz… Aynı yaşam sarhoşluğu içerisinde… Kaybettiklerimizin etkisi çok kısa sürüyor. Gaflet uykusuna kaldığımız yerden devam etmek ne kadar da acı verici!…

Yüz elli yıl önce şu anda yeryüzünde yaşayan hiç kimse yaşamıyordu. Malı, mülkü, devletleri, saltanatı,yöneteni, yönetileni, savaşları, ezeni, ezileni, Hak ve Adalet uğruna gece gündüz didineni ile, hülasa bütün güzellik ve çirkinliğiyle başkası arzı-endam ediyordu bu hayat sahnesinde…Hepsi gitti. En güçlüsünden en zayıfına, hiçbirisine bir şey kalmadı. Ve hiçbirisi bu dünya hayatında sahip olduklarını götüremedi. Bundan sonra bu dünya ile ilgili yaptıklarının hesabından başka bir şey çıkmayacak karşılarına. Yüz elli yıl sonra da şu anda yaşayan hiç kimse yaşamayacak. Tıpkı kendilerinden öncekiler gibi sahip oldukları meta’ı yanlarında götüremeyecekler ve yaptıklarının hesabını vermek üzere terki diyar edecekler…Ve…Uyandırılacaklar…

Peki, neden uyandırılmadan uyanmak istemiyoruz. Ya da uyanmak için gerekli olan çabayı göstermiyoruz. Korkuyor muyuz yoksa? Neyden korkuyoruz? Sorumluluktan mı? Peki ama neden…? Bir ot bile belli bir sorumluluk ve misyona sahipken; yiyecek ve ilaç olarak, ekolojik dengede bir unsur olarak yer alıp fayda verirken onca donanımla mücehhez insanoğlunun sorumsuz bir varlık olarak düşünülmesi ne ile izah edilebilir? Hem sorumluluktan kaçmak sonucu değiştirecek mi? Asla…geçen her an, her saniye, her bir insanı kendi finaline doğru yaklaştırmaktadır.

Kendimize ait zaman bandımızın finaline gelmeden uyanmamız lazım. Çünkü uyanıklık sorumluluktur. Hayatı gereği gibi anlamlandırmaktır ne bir eksik ne de bir fazla…Aslında uyanıklık, şeytanın hilelerle acı gösterdiği, ama özünde binbir çeşit lezzetler barındıran abı-hayattır.

Uyanıklık, tüm zincirlerden kurtulup ötelere bağlanmanın, özgürleşmenin kapısıdır…


Uyanıklık, zaman tünelinden çıkıp zamansızlığa uçmanın vasıtasıdır…

Uyanıklık, şeytanı şeytan yapan, ‘Ben’in esaretinden ve zincirlerinden, kişinin kurtulmasını sağlayan can simididir…


Uyanıklık, ‘Ben’i terbiye etmenin, haddini bilmenin adıdır…

Uyanıklık, hayatta çekilen çile ve ızdıraplara bile anlam katan bir iksirdir…


Uyanıklık, okyanuslardaki dev dalga ve amansız fırtınalarda bile hedefi kaybetmemenin adıdır…

Uyanıklık, nerden geldiğini, nereye gideceğini unutmamanın, faniliklere aldanmayacak kadar akıllı olmanın adıdır…

Uyanıklık, esareti imkansız kılacak özgürlüklere, kanat çırpmanın adıdır…Uyanıklık vefadır, hiç bitmeyecek sevgilere, aşklara yelken açmanın adıdır…


Uyanıklık, umuttur, cehttir, azimdir, iradedir, üretkenliktir…Tek başına da kalsa ümmet olabilecek gücü kendisinde bulabilmektir…

Uyanıklık, zulmün hiçbir çeşidine yol vermeyen bir Adalet, esen hiçbir rüzgara kendisini kaptırmayan bir feraset, her şartta doğruyu söyleyebilecek bir şecaattir…

Uyanıklık, olanlara hikmet gözüyle bakabilmektir…Uyanıklık, incinen duygulara itibar etmek değildir, Allah için her türlü çıkardan feragat edebilmenin, limitsiz bir fedakarlığın adıdır…Uyanık bir adamın bir tek rakibi vardır, o da kendisidir…

Uyanıklık, her şeyin aslıyla barışık olması gerektiği gerçeğini beyinlere kazıyan bir hakikattir…Uyanıklık, söylemde başka eylemde başka başka olmak değildir…Özü, sözü, eylemleri ve umutları ile yek pare olmanın adıdır…Uyanıklık, huzurdur,güvendir, mutluluktur… İşte insanoğlunun tanışmak istemediği hayat pınarı budur!...Uyanıklık!…Uyandırılmadan uyanmak!…

İlmin kapısı, bilge adam Hz. Ali’nin, nasihatlerini okurken benim aklıma acı ama günümüz Müslümanları geldi…Uyuyan Müslümanlar, ya da uyku ile uyanıklık arasında gezen Müslümanlar! yanılıyor muyum yoksa? Buyurun hep beraber okuyalım;

‘‘Bil ki seni ıslah etmeyen ilim sapıklıktır. Sana faydası dokunmayan malsa vebaldir. Amelsiz ahreti dileyenlerden, olmayacak ümitler besleyip sonra tewbe edenlerden olma. Hani kişi vardır dünyada zahitlerin sözlerini söyler ancak dünyaya rağbet edenlerin işlerini yapar. Dünyanın malından mülkünden verilse doymaz, verilmese kanaat etmez. Verilenin şükrünü yerine getirmez, verilmeyenin fazlasını ister. Halkı kötülükten men eder, kendisi emre uymaz. Temiz kişileri sever, yaptıklarını yapmaz. Suçluları sevmez, oysa o da suçlulardandır. Günahlarının çokluğundan korkar ve ölümden çekinir, ölümden kendisini ürküten şeyi yapmakta da ısrar eder. Hastalandığında pişmanlığa düşer, iyileştiğinde pişmanlığını unutur gider. Nimet elde edip afiyet bulduğunda gururlanır, belaya düştüğünde ümidini keser perişan olur. Sıkıntı anında dua etmeye koyulur, ferahlığa ulaştığında kendine güvenir. Aczini unutur, heva ve hevesine uyar aldanır. Kimseye ihtiyacı olmadığında böbürlenir fitneye düşer. İhtiyaç sahibi olduğundaysa her şeyden ümidini kesip ye’se düşer. Kulluk ettiğinde gevşek davranır. Arzularının peşinde koştuğunda isyan eder, tewbeyi geriye atar. Başkalarına ibretler gösterir, örnekler verir ancak kendisi ibret almaz. Verdiği öğüdü kendisi tutmaz. Sözle herkese kılavuzluk etmeye kalkar, amelde herkesten geriye kalır. Gelip geçici nimetleri elde etmek için ileri atılır, kalıcı nimetlere sahip olmak için geride kalır. İsyanı ganimet sayar, asıl ganimeti ziyan zan eder. Ölümden korkar, ancak hayatta kendisine verilen fırsatı elinden kaçırır. Başkasının az günahını çok, kendisinin çok günahını az görür. İnsanları kınayıp durur. Kendisini ise kınamak bir yana dalkavukluk eder. Onun için zenginlerle oyuna dalmak, yoksullarla Allah’ı anmaktan daha sevimlidir. Kendisine itaat edilmesini ister, kendisi isyan eder. Ona vefa edilir, o vefa etmez. Allah için Allah yolunda korkmaz, oysa halktan çekinir.’’

Uyanık bir Müslüman’ın bu şekilde yaşaması mümkün mü? Peki ama nasıl uyanırız? Aslında nasıl uyanırız’ın cevabını birkaç satırla açıklamak zor ama yine de kısaca değinmekte fayda var. Evvela insanı insan yapan, diğer varlıklardan üstün kılınmasına vesile olan ve günümüz insanının neredeyse hayatından çıkardığı ‘‘Tefekkür’e’’ başvurmamız lazım. Onu yeniden hayatımızın başköşesine koymamız lazım. Öyle ya, ‘bir saatlik tefekkür, altmış yıllık nafile ibadete bedeldir’ diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Müteaddit yerlerinde tefekkür etmemizi isteyen bir Kutsal Kitaba sahibiz. Ama her ne hikmetse yine de tefekkürü unutmuşuz, sadece sözlerimizde kalmış!. Kapitalist sistem, neredeyse 24 saatini rızık peşinde koşarak harcayan varlıklar haline getirmiş bizi! Bu zincirleri kırmak lazım…

Saniyen; okumamız lazım. Okumak Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ilk emridir. Bu bir tesadüf değildir. Çünkü okumak bize, hayatı, kainatı, en önemlisi her şeyin sahibi Yüce Allah’ı tanımamızı sağladığı gibi kendimizi de tanımamızı sağlar. Aynı zamanda okurken tefekkür de etmiş olacağız.

Salisen; alim ve amil insanlarla dost olup meclislerinde bulunmak lazım. Çünkü hakikatlerin dinleyicisi olmak da insanı felaha götürür. Peygamberimiz Hz. Muhammed A.S., bu durumu ne kadar da güzel özetlemiş; ‘‘ Ya alim ol, ya öğrenen ol, ya da dinleyici ol. Sakın dördüncü olma helak olursun’’

Elmas, haddizatında bir taştır. Ama saklandığı yerden çıkartılıp ustasının elinde işletilince paha biçilmez bir değere sahip oluyor. Bu dünya hayatı da aynen öyledir. Hayatı keşedip, onu bahşedenin rızası doğrultusunda kullandığınızda paha biçilmez bir değere sahip oluyor. Uyandırılmadan uyanmamız dileğiyle…

Rabbim! Bize öyle bir uyanıklık ver ki, sorunlarımız akidemize galebe çalmasın! Sözümüz başka, eylem ve umutlarımız başka başka olmasın! Hayatımızın geri kalanına baktığımızda keşkelere yer olmasın! Amin…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.