1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. ÜTOPYA VE REALİTE ARASINA SIKIŞMIŞ BİR KAVRAM: EMEK
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

ÜTOPYA VE REALİTE ARASINA SIKIŞMIŞ BİR KAVRAM: EMEK

A+A-


“Sosyalizm çağımızın şeriatıdır.”

Nurettin Topçu.

“Komünizmde Allah yok, ruh yok,vatan millet mefkuresi yok, felsefe ve tarih yok, anane ve terbiye yok, aileye bağlı çocuk, ferdi mülkiyet ve tasarruf hakkı yok”

Necip Fazıl Kısakürek.

 

Emek” kavramı, çok sayıda ideolojinin temel kavramlarından biri olagelmiştir. Dinlerin yanında ideolojiler de çalışma, üretim, paylaşım ve emek üzerine düşünce üretmişlerdir.

Hiç kuşku yok ki, insanoğlunun varoluşuyla ilgili tüm temel meseleleri ele alan İslam emek kavramına da duyarsız kalmamıştır.

Her konuda olduğu gibi burada da önümüze çıkan temel sorun öğreti ile hayat arasındaki farklılaşmadır. İslam dünyası sadece emek konusunda değil, diğer bütün konularda da öğreti ile hayat arasına sıkışmış durumdadır. Kuşkusuz hayatta yer bulamayan, uygulamada istenilen düzeyde olmayan öğretilerim hayatla bağı kesilir.

İslam, öğretisinin hayatla bağının kesilmeyip, tarihte kalan bir öğretiye dönüşmemek için, içtihat teorisini geliştirmiş ve kurumsallaştırmaya dönüştürme çabası içinde olmuştur. İçtihat, bir tarih kesitinde ortaya çıkan sorunlara, Müslüman aydınların, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde çözüm üretme çabasıdır. Bu çaba hem aklı etkin bir şekilde kullanmayı hem de zamanın değişmesiyle ortaya çıkan yeni sorunlara cevap aramanın gerekliliğinden kaçınılmazdır. Yoksa Graudy’nin dediği gibi entegrizme düşmemek mümkün değildir. Graudy’ye göre entegrizm, bir din ya da ideolojinin belirli bir dönem için üretilen söylemini bütün zamanlar için geçerli saymaktır. Kuşkusuz bunu sağlayacak olan temel etken içtihat kapısının kapanmasıdır. İçtihat kapısı kapatılınca Müslümanlar karşılaştıkları yeni sorunlara, daha önceki tarihsel koşullarda verilen cevaplarla çözüm üretmek durumunda kalmışlardır. Ne yazık

ki, bütün çabalara karşın İslam dünyası Graudy’nin endişe ettiği entegrizm tehlikesiyle yüzleşmiştir.

İçtihadın gerekli rolü oynamadığı zamanlarda insanlar yaşadıkları toplumun sorunlarına yabancılaşırlar. Bu durumda geçmişte üretilen öğretiye sığınıp, zamanı elden kaçırırlar. İçtihat kapısının kapatılıp, zamanın sorunlarına yoğunlaşamayan Müslümanlar, sürekli geriye bakarak ileri doğru yürünmeye çalışan insanlara benzemiştir. Kuşkusuz bu durumda önüne çıkan ilk engele takılıp düşeceklerdir.

İçtihat kapısının kapatılıp güncel sorunlara yoğunlaşamayan Müslüman aydınların önünde iki yol kalmıştır:

1-Modern dünyanın başka felsefi parametrelerle ürettikleri bilgileri İslamileştirme yoluna gitmeleri.

2- Modern dünyanın ürettiği bilgileri tümden reddederek geleneğe geri dönmeleri.

Birimci tavır İslam modernizmini, ikinci tavır selefi radikalizmi üretmiştir. Sonuç büyük ölçüde İbn Haldun’un “mağluplar galipleri taklit eder” sosyolojik analizine uygun gerçekleştirmiştir.

Hele bin yıl öncesinin sosyal hayatla ilgili hükümlerini günümüz için bağlayıcı sanmak tarihi dondurmak ve günümüzden kopmak demektir. Bugün İslam dünyasında çoğu zihin geçmişe dönük yaşamaktadır. Bu zihin günümüze ve geleceğe yoğunlaşmaz. Bedeni olarak çağdaşımız olan kişiyle zihinsel olarak büyük bir mesafemiz vardır. Dolayısıyla dini anlama ve kavrama biçimimiz arasında kapanmaz bir vadi vardır. Biz geçmişe bakarken külün içindeki közü arıyoruz, o ise közün etrafını saran külü kutsuyor. Dolayısıyla görünürde aynı dini savunmamız karşı birbirimize karşı mücadele ediyoruz.

Geçmişte İslam hukukçularının içtihatlarını bugünün şartlarından bakarak değerlendirmek anakronizmdir kuşkusuz. O zamanın şartlarında verilen hükümlerin bugün doğru olmasını beklemek hukuk mantığına aykırıdır. Verilen hükümler tarih, zaman, hukukçunun bilgisi ile sınırlıdır. Kaldı ki, bir coğrafyada verilen hüküm, aynı zamanda başka bir coğrafyada geçerli olmayabilir.

Emek kavramına İslami bakışı güncelleyemeyen aydınlar, bu kavramla büyük ölçüde sosyalizmin emek bayraktarlığı üzerinden karşılaşmışlardır. Burada hakim tavır sosyalizmin emek teorisine literal bir cevap vermekle sınırlı kalmıştır. İslam dünyasındaki teori ve pratik arasındaki açıklık, Müslüman aydınlar arasındaki en büyük çıkmaz olmuştur.

Emeğe büyük saygı gösterildiğine inanan ve bunu savunan Müslüman zenginlerin, yanında çalıştırdıkları insanlara imkanları olduğu halde asgari ücrete mahkum etmeleri nasıl açıklanabilir? Kuşkusuz bu hayatın insanın sırtına yüklediği büyük trajedidir. İnandıkları bilgiyi hayatına uygulamayan insanların içine düştüğü büyük bir çelişkidir bu.

Emek kavramı, özellikle 1960 yıllardan sonra sosyalist düşüncelerin üniversiteler kanalıyla tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de etkinlik kazanmasıyla diğer sosyalist kavramlar gibi ülkemizin gündemine girdi.

Sosyalizmin ülkemizdeki temsilcilerinin din karşısında büyük ölçüde inkarcı bir temelden hareket etmeleri, diğer konulardaki düşüncelerini de öneli ölçüde etkisizleştirmiştir. Kuşkusuz sosyalist anlayışın dayandığı materyalizm felsefesi, dini düşünceye yer bırakmıyordu.

Sosyalizm ve emek kavramlarını ülkemize taşıyan aydınlardan biri de Nurettin Topçu’dur. Ancak Nurettin Topçu’da sosyalizm kavramına semantik müdahale yapılmadan, İslam ile sosyalizm arasında bir ilişkinin kurulamayacağının farkındaydı. Nitekim buradan hareketle Topçu, sosyalizm ve komünizm arasında bir farklılaşma oluşturarak, komünizmi reddederken sosyalizmi olumlamıştır. "Kurtuluş, ancak ruhları Allah yolculuğunda selamete ulaştıracak, ruhçu ve İslamcı bir sosyalizmin eseri olabilir. Bu zafere ulaşmanın şartı ve çaresi ise hakkın ve vicdanın katili olan hürriyetleri yok ederek, onun yerinde, çalışanların, düşünenlerin, sevenlerin ve acıyanların haklarıyla hürriyetlerini yaşatabilmektir... Bu manada, sosyalizm devrimizin şeriatıdır." (N.Topçu, Sosyalizm Devrimizin Şeriatıdır. İslamiyat Dergisi'nin " İslam'ın Sol Yorumu" başlıklı, Nisan-Haziran 2002 sayısı, sy. 134, 135)

Ancak hem dönemin koşulları, hem de Necip Fazıl gibi isimlerin İslami gençlik üzerindeki etkisi nedeniyle, Topçu’nun sentezlemeye çalıştığı düşünce zemin bulamamış, etkisi oldukça sınırlı kalmıştır. “Topçu'nun sosyalizmi teorik analizlere dayanmayan, sol açılımları olmayan, iktisadi olmaktan ziyade

romantik bir ütopizmi dillendirir. Önceli kadar ardılı da olmayan bu Anadolucu milliyetçi sosyalizm söylemiyle Topçu, kendi semasında tek yıldız olarak kalır. Bunun içindir ki ışığı Anadolu'nun o mahut karanlığını aydınlatamaz. Öyle ki, kendi kurduğu ve bir mektep hüviyetinde olan Hareket camiası içerisinde bile,bu anlamda bir yankısı yoktur. Beri yandan onun sosyalizmi, kendisinden sonra İslam dünyasındaki Mustafa Sıbai'nin İslam sosyalizmi, Hasan Hanefi'nin İslami sol'u ve Ali Şeriati'nin sol İslam'ı gibi İslam'ın özgürlükçü ve devrimci bir yorumu olmaktan ziyade; dayanışmacı ve eşitlikçi niteliğiyle Kemal Tahir'in Osmanlıcı sosyalizm tezi gibi, Osmanlı sisteminde olduğu üzere esnaf loncalarının ve tarımsal üretimin stabilitesinin esas alındığı, üretimin ve tüketimin planlandığı ve denetlendiği, kökenlerini milli tarih ve coğrafyada bulmaya ve kendisini orada temellendirmeye çalışan milli bir sosyalizm tezi olarak kalacaktır. (Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 343, 18.05.2007)

Sosyalizmin temel kavramlarını İslamiyet üzerinden tanımlama düşüncesi, hem dönemin siyasal ve toplumsal koşulları, hem de sosyalizmi temsil edenlerin din karşısındaki negatif tavırları yüzünden son derece sınırlı kalmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.