1. YAZARLAR

  2. M. Latif YILDIZ

  3. Utanç Duvarı
M. Latif YILDIZ

M. Latif YILDIZ

sorgu / yuksekovahaber
Yazarın Tüm Yazıları >

Utanç Duvarı

A+A-

     Ne zaman yaşadığım farklı bir konuyu yazmaya kalkışacak olsam AKP’nin meşhur gündem ve buluş yaratıcıları fırsat vermiyorlar. İki gözümden ameliyatın başarılı geçmesi şerefine uzun bir aradan sonra Ankara’dan başlayan bir seyahate çıktım. Aksaray, Adana, Gaziantep, Urfa, Mardin, Hasankeyf, Batman, Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Kayseri, Kırıkkale güzergâhı üzerinden Ankara’da noktalanan bayram gezisi yaptım. Seyahatimi yazacaktım ki “barış” diye hançeresini patlatan; “paket” diye icraatlarını yücelten iktidarın Yahudi usulü “Utanç Duvarı” inşası Kürdler arasında bayramda gündemin başköşesinde yer alıyordu.

     “Utanç duvarı” olmasaydı konakladığım Mardin’in beş yıldızlı Erdoba otelinde 5 yaşındaki torunum Poyraz ile tarihi ve turistik yerleri dolaşmak için asansörden indiğimizde yaşadıklarımızı anlatacaktım. Aniden İçişleri Bakan’ı Muammer Güler karşımızda belirdi. Otelde Bakan Bey’in kaldığını alınan abartılı önlemlerden biliyorduk.

     Yaşına göre zeki, bazen büyükler gibi akla ziyan beylik laflar ederek bizleri hayretler içinde bırakan; yeri geldiğinde düşündüren, bazen güldürmekten kırıp geçiren, güler yüzlü, esprili, konuşkan, lafı gediğine koyan torunum Poyraz “buda nereden çıktı dede” dedi.

 

     “Bizim asansörden değil, her halde yandaki asansörden çıktı” dedim. Bütün sevimliliği ile gülümseyen torunum belli ki çocukluk saflığıyla bekliyor ki Bakan Bey yanı başında el ele tutuşan dede toruna tebessüm ederek yanlarına gelsin ve bayramlarını kutlasın.

 

     Ne gezer, bize bakıyor ama her halde ya görmüyor ya da biz görünmez olmuştuk. Bir saatine bakıyor, bir bize bakıyor, bir yanındakilerle bir şeyler konuşuyor. 3–4 dakika karşılıklı öyle bakıştık. Baktık “Bakan Bey” dede ile torunun bayramını kutlamaya niyeti yok, kapıdan çıkıp arabamıza yöneldik. Torunumun bu beklentisini ve abartılı koruma serüveninin mizaha dönüştürerek sizlerle paylaşacaktım. Ama dedim ya AKP’nin gündem ve buluş yaratıcısı bürokratları bana farklı bir yazı yazma fırsatını vermemeye yemin etmişler.

 

     Oysa 9 günde 11 İl ve bir o kadar ilçeyi gezerken takdir toplayan AKP icraatı yollarda bir tek sefer jandarma, polis, korucu çevirisine; kontrol noktalarına yakalanmadan gezmenin rahatlığını, barışın işareti olan özgür seyahatin mutluluğunu (kim bilir belki de bayram olduğu için yollardaki kontrol noktalarını kaldırmışlardı) yaşadığımı yazacaktım, olmadı.

 

     Batman’da anne, babamın mezarına; kafa kâğıdımda doğum yeri Kürdçe Cümeylin yazan köyümde dedem, amcam ve diğer akrabalarımın ruhuna Yasin okumak, bağımdan torunumla bir salkım üzüm (tirhe mezroneyi), bahçemden nar, incir kopartmak; Sere Kaniye ( kaynak başında) dünyanın en güzel suyunu içmek için yol ayrımında köye saptım. Bağıma kadar yapılan asfalt yolla; çatışma yerine hizmetin, kavga yerine dostluk ve barışın, savaş yerine kardeşliğin önemini yazacaktım ki “utanç duvarı” her şeyi karma karışık etti.

 

     Sulara boğulmaması için 1968 yılından beri mücadele verdiğim; yetinmeyip “Hawar (İmdat) Hasankeyf’in Çığlığı” kitabıyla tepkimi kalıcılaştırdığım Hasankeyf’e vardığımda kale geziye kapatılmıştı. Boğmadan boğdurulan tarih için parmağını oynatmayanların son kez görelim bencillikleri yüzünden araba park yeri bırakmayan binlerce insanın hangi yüzle Hasankeyf’e geldiklerini sorgulayacaktım. Ama “utanç duvarı” buna da fırsat vermedi.

 

     Gaziantep Belediyesinin rehbersiz gezmek için çağ atlarken, Karayolların şehirlerarası yollarda bölgeyi nasıl levhasız bıraktığını; Mardin’de tek bir levha olmayınca burnunuzun dibindeki adresi turistlerin yerel halktan öğrenme çabalarını; Latifiye Camisi WC bakıcısı Cesur’un yürekten gelen öğle yemeğini benimle paylaşma hikâyesini yazacaktım. Adana’yı, Antep’i, sulara gömülen Halfeti ve Hasankeyf”i; Urfa’da Haz. İbrahim’i, Mardin’i, Midyat’ı, Deyrülzaferan’ı, Dara Harabeleri, Kasımiye, Zinciriye Medreseleri; Deyrilumur’u, Amed’de Surları, Ulucami’yi, kale içini, dört ayaklı minareyi, Elazığ’da Harput’u yazacaktım.

 

     Yazık ki “duvar” bunlara fırsat verdirmedi. 90 yıldır Suriye’deki akraba Kürdleri ayıran tel örgü, 600 bin mayın, askeri kuleler ile yetinmeyen zihniyet duvardan perde örerek yıllardır tel örgü arasında da olsa insanlar bir birini görmekten mahrum ediyor/edecekler.

 

     Barış, paket diye topluma umut verenler meğer el altında Suriye ile aramızda duvarlı sınırlar çiziyorlarmış. Meğer Suriye iç savaş Türkiye’nin umurunda bile değilmiş. Mesele 90 yıllık “böl yönet” sistemini duvarla sürdürmekmiş. Meğer Suriye ile ilgili birilerinin derdi Rojava Kürdleriymiş. Çatışmanın yoğun olduğu sınırlarda El Kaide ve El Nursa çeteleri cirit atarak sınırı yolgeçen hanı yapmışken; sessiz, çatışmasız, dövüşsüz, kavgasız, savaşın olmadığı Nusaybin – Qamişlo sınır hattına duvar örenler niyetlerini açığa vurmuş oluyorlar.

 

     Nitekim “utanç duvarına” tepki olarak Türkiye tarafı Nusaybin’de; Suriye tarafında Qamışlo’da binlerce Kürd süreci baltalayan girişimi protesto etti. Sınırın sıfır noktasında tepki veren Nusaybin ve Qamışlo Kürdlerinin sesini duyan Türk medyası oldu mu? Hayır.

 

     Yetmedi, Türk tarafında polis halkı tazyikli su ve gaz bombaları ile dağıtmak için şiddet uyguladı. Qamışlo tarafına da dağılmazlarsa silahla müdahale ederiz anonsları yapıldı.

 

     Türkiye Kürdleri gibi Rojava Kürdleri de bayramda alenen tehdit edildi. İsrail gibi sınırları duvarla bölerek huzur bulacağını sanan zihniyet 877 kilometrelik Suriye sınırına duvar örerek Kürdleri sindireceklerini ya da onlardan kurtulacaklarını mı sanıyorlar?

 

     Türkiye tarafında 600 bin mayın varken, diktatör Esad Suriye tarafında tek bir mayın döşemediğini biliyor musunuz? Türkiye icraatıyla İsraillilerin Filistinlilere yaptığını yapmak istiyor. Ama yanıldıkları nokta Kürdlerin coğrafyada 45–50 milyonluk bir halk olduğudur. Mayın sökme anlaşmasına imza koyan Türkiye yıllardır mayınları sökeceğine “utanç duvarı” örmek bölünmeyi kendisi yapıyor. Bu yaklaşım barışı getirir mi?  Muhafazakâr, dindar AKP coğrafyadaki Kürdlerle arasında gerginlik yaratarak kin tohumlarını ekmeğe mecbur mu?    

 

     AKP yeni Türkiye’yi 877 kilometre beton duvarlar ile örerek mi yaşatacak? Ya da sıfır sorunlu dış politika “utanç duvarlı” mı olacak? Duvar, AKP’nin yeni siyaseti mi? AKP’nin yeni dış politikası “duvar” ile Kürd düşmanlığı üzerinde mi şekillenecek?

 

     Kürd halkının direniş, direnç ve dirilişini “duvarlı” politika ile mi boğmak isteniyor? 90 yıllık inkâr ve imha zihniyeti nasıl boşa çıktıysa “utanç duvarı” projesini de Kürdler boşa çıkartacak. Kürdleri değil duvar, değil mayın; hiçbir şeyi durduramayacak artık görülmeli.

 

     AKP, hapsedici, yasaklayıcı, inkârcı, imhacı, mayınlı, duvarlı siyasetten vazgeçmeli. 9 gün gezdiğim Kürd coğrafyasında fiili bir adım atılmadığı halde “barışın” adı yetmiş. Süreç “duvar” gibi gerilimlerle dinamitlenmemeli. Kürdlere verilecek siyasi statü yalnız Türkiye’yi değil, bölgeyi refah ve huzura boğacak tek çıkış yolu olduğunu birileri anlamalı, görmeli.

 

     Kalıcı bir barış isteniyorsa yeni bir anayasa ile yeni bir düzeni sağlamak AKP’nin elinde. Tekli söylem, merkezci parti zihniyeti, “duvar” gibi gerilim yaratan uygulamalar terk edilmeli. Farklı seslere tahammül edilmeli. Özgür yurttaş devletin birinci hedefi olmalı.

 

     Sevgili dostum Ayhan Bilgenin yönetiminde çıkan Toplumsal Alternatif dergisinin Ekim sayısında “değişimden yana değil de hükümetin varlığını sürdürmesi için değişime karşı durulamadığı için ‘paketli’ adım atıldı” deniliyor. Doğrudur ki buna paralel “duvar” icraatıyla süreç sabote edildi. Başka bir iddiaya göre de “Kürd” sorunuyla ilgili köklü, kapsayıcı adımlar atamayan AKP Kürd Milletvekillerin sesini kısmak için kurtuluşu “paket” reçetesinde buldu, Ancak “duvar” projesiyle Rojava şahsında bütün Kürdlere gözdağı vermeyi de ihmal etmedi.

 

     “Duvar” barışa kurşun sıkmaktır. “Duvar” Kürdlerin kucaklaşmasını engellemektir. “Duvar” yeni bir çatışma ortamı yaratmaktır. Gün Çin setleri, Bizans surları, Berlin duvarları inşa günü değil. “Duvar” Kürdleri provoke eder. Kürdü ayıran duvar sürecin sonunu getirir. “Duvar” siyasi bölücülük projesidir. Yazar Ali Topuz’un dediği gibi: “Türkiye duvar örmeye çok hevesliyse; Van depreminin ikinci yılında hala evsiz olan bazı depremzedelere bir duvar örseydi daha insaflı, daha vicdanlı ve daha barışçı bir iş yapardı” diyor. Haklı, Van’a giden Başbakan bu aileler ile bizzat ilgilenmesi gerekmez miydi? 23 Ekim 2011 Van depremini unutmayın. Çünkü depremzedeler üşümeye devam eden o kadar çok aile var ki.    

 

     Sözün özü gezi boyunca Güneydoğu’da gördüğüm olumlu havanın devam etmesi için Erdoğan; oy, seçim, iktidar, güç, egemenlik ağırlıklı politikalar yerine eşitlikçi, özgürlükçü siyasete dönerse Kürd sorununun altından kalkar; tersini yaparsa hezimete uğrar.

 

     Bu arada Federal Kürdistan yönetiminin PYD lideri Salih Müslim’in sınırda geçişini engelleme kararı tepki topladı. Bu yaklaşım Kürd düşmanlarının ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramaz. Yaklaşım Kürdler arasında üzüntüye yol açtı. Bu siyaset 4 parçada egemen devletlerin “böl parçala” projelerine destektir. Rojava Kürdlerinin Federal Kürdistan özgür olana kadar uğruna şehit düştüklerini Güney Kürdistan Yönetimi unutmamalı. Kürdlere düşen bu saatten sonra birliktir, sorunlarını diyalogla ve konuşarak çözmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.