1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Ümmetin Hali
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Ümmetin Hali

A+A-

     Benim coğrafyam… Ey tarihi boyunca insanlığa kurtuluş reçetesi olan, ama şimdilerde sürüm, sürüm sürünen; adalet yurdu iken, şimdilerde eşkıyanın, çetelerin, zalimlerin, gasıpların, yüzsüzlerin boy gösterme meydanına dönüşmüş bulunan coğrafyam… Yeryüzüne adalet dağıtırken; şimdilerde adaletsizliğin, karaktersizliğin, acımasızlığın, vicdansızlığın arenasına dönmüş olan coğrafyam ve coğrafyamın insanları… Aslı itibarıyla selamet yurdu iken; ama şu sıralarda felaket yurduna dönmüş bulunan coğrafyam. Sulh insanı olması en bariz hasleti iken; şu sıralarda kargaşanın, istikrarsızlığın kıskacında kendisi bulan; yüklendiği sorumluluktan uzaklarda kalan/bırakılan insanlarım… Adalet hamisi iken; gafilce zulumata gark olma yolunda seyru-sülük etme bahtiyarsızlığına düşmüş olanlarla muhatap olan insanlarım… Aşkı Rahman, derdi ümmet, amacı vahdet, yolu hidayet, ümidi cennet, örneği ve önderi Muhammed (sav) iken; bütün bunlardan bihaber kalmış/kalmakta olan/bırakılan naçiz insanlarım… Evet, bu coğrafyamı ve coğrafyamın insanlarını nasıl tarif edeyim, bilemiyorum!!! Heyhat...

     Din-i İslam, insana hayat bahşederken; kendilerini Müslüman olarak tanıtıp insanın hayatına kastetmekten öte bir etkinlik göstermeyenler… İslam, insanlara âlemlerin Rabbine kulluk etmeye ve insanlar arasında adaletin hayat bulmasına çağırırken; sadece kendi dar görüşlerini Allah’ın dini mübinin yerine koyan ve hiçbir şekilde haktan, adaletten nasibdar olmayan insan görünümlü beşer güruhu… İslam, insanları yegâne adalet, mağfiret, şefkat, hidayet… sahibi Allah’a kulluğa çağrılırken; (güya) İslam adına ortaya atılıp insanlara hoyratlığını, hamasetini dayatarak; zulmün cebrin ve işkencenin en acımasızcasını bu mazlum ümmetin evlatlarına reva gören insanlıktan nasipsizler…

     Evet, çok sert kelime ve cümlelerle bir girizgâhta bulunuyorum!!! Ama esefle ifade edeyim ki; bu cümlelerim, yaşananları ifade etmekte kısır kalmaktadır… İslam Dininin; bu gün hoyratlığın daniskasını sergileyen insanların, sergiledikleri dini anlayış ve yaşayışla uzaktan yakından asla bir bağı, yakınlığı, ilişkisi yoktur, bulunmamaktadır ve asla olamaz da… Zira kesin olarak inanıyor ve biliyoruz ki; Âlemlerin Rabbinin Muhammed (sav)‘e vahyettiği İslam Dini, aslı itibarıyla bu tür özelliklerden beridir, uzaktır, münezzehtir…Bu Din-i mübin, bütün bir dünya için yegâne yaşanabilir bir hayat sunmaktadır. Hatta dünyanın da ötesinde, kainata şamil bir şekilde; insanoğlunun önüne evrensel/bütün bir kâinatı içine alacak bir ufuk açmaktadır. Bu ufkun temeli de adalet, uhuvvet, samimiyet, teslimiyet üzerine bina olunmaktadır. O halde bu dinin mensupları, bu derece geniş bir zihin ve hareket/amel anlayışına sahip olmalıdırlar. Kısır anlayışlara asla herhangi bir açık kapı bırakmamalıdırlar.

     “Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçü koyan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?” (İnfitar, 7-8)

     Diğer taraftan bu gün yaşananlara baktığımızda; günümüz pek çok insanının; İslam’ın erdemlerinden arşın, arşın uzaklaştıran pratikleriyle karşılaşmaktayız. Bu pratiklerin İslam ile hiçbir yakınlığı olmadığı halde, ne yazık ki İslam adına uygulanmaya konulmaktadır…Kimileri tarafından İslam ve Müslümanlık adına beşeri evhamlar, Qur-an gerçeklerinin önüne alınmakta; Qur-an’dan bu evhamlarına (hâşâ) dayanaklar aranmaya başlanmaktadır. Bu şekliyle kirli niyet ve pratiklerine İslami kılıflar bulma telaşı sarmaktadır bu tür aldanmışları…

     Sunnetullah’a baktığımız zaman, evren genelinde bir düzen, bir uyumluluk, bir hakkaniyet, bir ölçü vardır. Evrende hiçbir olay, olgu veya oluşum, tesadüfî ve de rastgele, ölçüsüz değildir. Gezegenlerin, ay’ın, güneş’in hareketinden tutun da; döllenen bir yumurtanın gelişimine, tek hücreli bir canlının yaşam tarzına kadar akla gelebilecek her ne varsa birer ölçü üzere bulunmaktadır… Bu ölçü ve uyumluluk ise takdiri ilahi ile şekillenmektedir. Alah(cc)’ın dini üzere yaşayan insanların ise; bu ilahi düzene uyma konusunda bizatihi yükümlülükleri bulunmaktadır. Zira bütün bir kâinatta zerreden kürreye kadar her varlık, bila istisna bu sistemin uyumlu birer parçası durumunda iken; insana bahşedilen irade dâhilinde, insanoğlu bu istisnayı bazen bozabilmektedir. İşte bu istisna ile beraber; büyük bir yükümlülük altına giren insan, cehennemin yegâne sermayesi durumuna düşebilmektedir. Hal böyle olunca, ehli iman muhakkak bir şekilde ilahi düzene uyum sağlamalıdır. Şefkat, merhamet, adalet, teslimiyet üzere olmalıdır. Kendi nefsi heva ve heveslerinden oldukça arınmalı; saf bir şekilde ilahi adalet üzere olmalıdır. Bır taraftan kendisi Qur’an ve sünnet üzere yaşamaya gayret gösterirken; diğer taraftan da böyle bir yaşamı insanoğluna tebliğ etmelidir. Ama bunu yaparken de Allah (cc)’ın adaletinden, sünnetin naifliğinden asla sapmadan yapmalıdır. Bilinmelidir ki insan olarak görevi; davet ve tebliğ etmesidir. Yoksa insanları iman ettirmek değildir. Hele, hele zor kullanarak bunu yapmaya/yaptırmaya ise asla tevessül etmemelidir.

     “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (Maide, 8)

     “Kim Allah Teâlâ’ya kavuşmayı dilerse Allah Teâlâ da, ona kavuşmayı diler.” (Buhari, Müslim)

     ‘Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin tutmayınız, birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz, birbirinize sırtlarınızı dönmeyiniz. Kiminiz, kiminizi arkasından çekiştirmesin. Allah’ın kulları kardeşler olunuz.’ (Buhari)

     Hiçbir yapı, cemaat, teşkilat (eğer kendisini İslami olarak görüyor ise) adaletten ayrılamaz. Şayet adaletten ayrılarak zulme dalıyor, çeşitli gayri İslami düşünce ve uygulamalarda bulunuyor ise; o zaman orada İslam kalmaz; kendi hezeyanlarıyla, kuruntularıyla, cehaletleriyle, haksızlık, zulüm ve tuğyanlarıyla baş başa kalırlar. Hal böyle olunca gerek kişisel, gerek toplumsal; gerek yerel ve gerekse genel ( bölgesel, evrensel) çalışmalarda olsun; adalet asla göz ardı edilmemelidir. O halde her bir Müslüman, her şeyden önce kendisini hesaba çekmelidir. Kendi nefsini, hareket tarzını, hayata bakış ve anlayışını, felsefe ve ideolojisini, hareki anlayış ve metodolojisini mutlak bir şekilde gözden geçirmelidir. Özellikle hatayı karşıda taraftan değil; ağırlıklı olarak beri cenahtan (hasseten kendisinde) aramalıdır. Bir peygamber bile nefsini temize çekmekten Allah(cc)’a sığınırken …“(Yine ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis –Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir.” (Yusuf, 53)… Kendini bilmezlerin (başta nefsim dahil) hatayı, yanlışı sürekli ve kati olarak karşı taraftan araması, günümüz ümmetin halinin en büyük etmenlerinden birisidir. Kişi olarak da böyle davranılmaktadır, yapı olarak da böyle davranılmaktadır!!!

     Her sorumluluk sahibi Müslüman, kendi nefsini temize çıkarma telaşından önce; ümmetin salahiyetini düşünmek zorundadır. Ki, Allah (cc)’ın rızası da buradadır ve başarının sırrı da buradadır. Yukarıdaki hadisi şerifinin de izaha kavuşturduğu şekliyle kıskançlık, kin tutma, birbirine karşı sarf edilen çirkin sözler, birbirine sırt dönme ve çekiştirme gibi arızalı hal, hareket, tavır ve davranışlar küllen zaradır. Hem ferdi olarak zarardır, hem de toplumsal olarak zarardır. Zararın da ötesinde hüsrandır! Daha önceki ümmetlerin düştüğü hüsranlar misali ve belki de daha beterdir.

     Her bir Müslüman olarak bizler; evvela Hazreti Yusuf misali kendi nefsimizi hesaba çekmeliyiz. Eğer ölçü, bilerek veya bilmeyerek kaçırılırsa, telafisi mümkün olmayan zararlara sürüklenme ihtimali asla gözden uzak tutulmamalıdır. Bu yanlışlıklar, hatalar bir de İslam adına kural haline getirilirse; işte o zaman esas hüsran baş gösterir kendisini. Nitekim bu gün en acı verici şekliyle İslam âleminin pek çok yerinde yaşananların olduğu gibi.

     Ya Rab! Kendin bizlerden, bizleri de senden razı olacağı bir hayat üzere bizleri daim kıl. Rabbim! En acilinden bütün Müslümanlara gerçek manada İslam’ı anlamayı, kavramayı, inanmayı ve teslim olmayı lütfeyle!!!


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum