1. YAZARLAR

  2. M. Şakirê Koçer

  3. Ümmet İçinde Kürd
M. Şakirê Koçer

M. Şakirê Koçer

Yazarın Tüm Yazıları >

Ümmet İçinde Kürd

A+A-

 

Ufkumuz.com sitesi olarak bu söyleşimize, ömrünü islama ve halkına vakfeden, ve bu işin cefasını çeken sitemizinde yazarlarından olan Sayın M. Şakir Koçeri konuk ettik. Aktivist, şair ve yazar olan M. Şakir Koçer ile tarihsel süreçte ümmetin içinde Kürtlerin yeri,  ümmet, ulus devlet ve Kürtler konusu hakkında konuştuk. Tarihsel süreçte kürtlerin yaşadıklarına, ümmet içinde karşılaştıkları sorunlara yazarımız kısaca değindi. Sizleri yazarımızın tarihsel şüreçten günümüze anlattıklarıyla başbaşa bırakıyoruz.

                                     ************************************

Röportajımıza başlamadan önce bizlere kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Öncelikle ufkumuz.com editörlüğüne bana bu röportaj fırsatını verdiklerinden dolayı kendilerine teşekkür ederim… Allah çabalarını artırsın, onları görevlerinde başarılı kılsın.

Kendimi kısaca tanıtayım. Ben Bitlisliyim, 1963 yılında Bitlis’in Hizan ilçesinde dünyaya geldim. Ben dokuz yaşında iken evimiz Bitlis’in Tatvan ilçesine yerleşti. Yaklaşık 40 yıldır Tatvan’da ikamet etmekteyim. Belli aralıklarla Tatvan’dan ayrıldığım oldu. 1992-1995 arası Van’da ikamet ettim. Daha sonra 1995’in başlarından 1999 yılına kadar İstanbul’da kaldım. O tarihten sonra tekrar Tatvan’a geri döndüm. Şu an Tatvan’da ikamet etmekteyim. Dini kimliğim İslam, Etnik kökenim Kürt, sosyal kökenim olarak da göçebe Alikan aşiretine mensup bir ailedenim. Alikan aşiretinin asıl merkezi Cizre’dir. Cizre mirlerinin yönetiminde olan Alikan aşireti 1840. Bedirxan Bey ayaklanmasına bilfiil katılır. Ayaklanma Kürdistan ülkesinin bağımsızlığını kazanmak için o günkü Osmanlı yönetimine karşı yapılır. İç ihanetler sonucu ayaklanma 7 yıl aradan sonra kanlı bir şekilde bastırılır. Ayaklanmanın lideri olan mir Bedirxan 1847 de Girit adasına sürülür. Bizim aşiret, ayaklanmanın hazin dağılmasından sonra Siirt’in Şirvan ilçesinde 7 yıl ikamet ettikten sonra oradan Bitlis’in Hizan yaylalarına geçer. Hizan da köyler edinirler. Meslekleri küçükbaş hayvancılığı olduğu için 100 yıla yakın bir zaman yayladan kışlağa gider gelirler. Son 50 yıldır aşiret büyük oranda yerleşik hayata geçti. Başta da söylediğim gibi bizde 40 küsur yıl önce Bitlis’in Tatvan ilçesine yerleştik. Halen orada ikamet etmekteyim. Meslek olarak memurluktan ayrılmayım. Serbest ticaretle iştigal etmekteyim. Evli ve beşi kız üçü de erkek toplam sekiz çocuğum var. Ayrıca biri erkek biri kız olmak üzere iki de torunum var. Manevi ve kültürel kişiliğim ne klasik medresenin ne de modern okulların eseri değildir. Çünkü ben medreseden yetişmediğim gibi; modern okula da liseden sonra devam etmedim. Manevi ve kültürel şahsiyetimin oluşmasında en büyük etken Müslümanlık ve Müslümanlığın da bir gereği olan müspet milliyetçiliğin (bu gerçek ümmetçiliğin doğru bir cephesini tamamlamaya ve hazırlamaya matuftur.) aktif ve fonksiyonel eğitiminin eseridir. Ben buna ümmilik mektebi diyorum. (ümmilik okuma yazma bilmemekten öte tarihsel mazlumiyetin ismidir.) Bu mektebe ben küçük yaşlarda başladım, halen öğrencisiyim. Öyle görünüyor ki mezuniyetime ömrüm de kifayet etmeyebilir. Bu mektepte 1990 ların başında şairlik ve yazarlık yeteneğime eriştim. Birçok vesilelerle şiirlerim ve makalelerim yayınlandı. Şiiri anadilimde olan Kürtçe ile, düz yazılarımı da yabancı dilim olan Türkçe ile yazmakta ve yayınlamakta ısrar ettim. Şeriatçı, Kürdistanlı, Kürt  ve aktivist biri olarak birçok faaliyette bulundum. Bazı sivil kuruluşlara yöneticilik yaptım ve bu günlere geldim. Şu an 50 yaşına girmiş bulunmaktayım. Ama ne zaaflarımız ne ilimdeki yetersizliğimiz ne günah ve cürümlerimiz ve ne de tutsaklığımız bitmedi. Her zaman Allaha imanla umutla bağlanmaya çalıştık. Allah akıbetimizi hayreylesin. 

20. ve 21. yy da Kürtlerin yoğunluklu yaşadıkları, İran, Suriye ve Türkiye dörtgeninde Kürt meselesi en çok gündem edinen konulardan bir tanesi oldu. Bu dört ülkenin içinde Kürt meselesi gündem de her zaman yer edindi. Bu ülkelerin içinde Kürt meselesi genel itibariyle nasıldır?

 Tarihsel mazlumiyet Kürdistan tarihinde İslam öncesine kadar uzanmakata. Demirci Kawa destanı, tarih kaynaklarının naklettiğine göre yaklaşık 2600 küsür yıl önce meydana gelmiştir. Bu destan Şerefnamede de mitolojik tarzda yazılı bulunmaktadır.İslam, tarih sahnesine çıkınca ve tarihe damgasını vurunca, İslam ın halklar tarafından anlaşılması ve kabulü oranında, mazlumiyetin bertaraf edilmesi söz konusu oldu. Bu durum Kürdlerde de mazlumiyetten kurtulma umudunu doğurarak Kürdlerin ekserisinin İslama girmesini sağladı. Kürdler İslamla adeta yeniden dirildiler. Dinde, felsefede, kültürde, edebiyatta, sanatta, bilim ve teknikte adeta bir Rönesans yaşandı. Sahabeler arasında yaşanan talihsiz savaşlar, İslamın evrensel devrimini olumsuz etkiledi. Özgürlüğün, adaletin, hukukun biricik elçisi İmam Ali şehid edildi. Muaviyenin despotik, ama İslam kisveli yönetimi, mazlumiyetin tekrar tutsak halklara geri dönüşünü doğurdu. Artık Allah ın arzı, fırsatı ele geçiren kavimlerce paylaşılıp bölüşüldü. Kürd halkı, fırsatçı hanedanlar tarafından ya savaşlara çağırıldı, yada kenara terk edildi. Kürd Ebu Müslim Horosani nin Abbasilere yardım edip Emevileri bertaraf etmesi bunun acı bir örneğini teşkil etmektedir. Allah ın toprağını Kürdleri hesaba katmadan paylaşanlar, Kasrı Şirin Anlaşmasında da (1639 da bu antlaşma Osmanlı Türkleri ile Farslar arasında imzalandı.) aynı suçu işlediler ve Kürdistan ikiye bölündü. Daha sonra tanınmış ünlü Kürd şair ve düşünürü Ahmed Xaniye '' Vi zemani her kesek mi'maré diwaré xwe ye'' dedirten ve İslamın müntesiplerine bir görev olarak yüklediği müspet milliyetçiliğe sevk eden saikte, bu adaletsiz paylaşım olsa gerek. Kürdlere danışmadan topraklarını kendi aralarında paylaştıran, Kürdlerin itirazı söz konusu olunca da kanla bastıran sahte kardeşler, Lozan Anlaşmasında dış düşmandan da onay alarak aynı suçu işlediler. Türkler, Farslar, Araplar bir parçasıda Rusya ya kalacak şekilde bu sefer Kürdistan ülkesi beş parçaya bölündü. Bu adaletsiz ve acımasızca bölüşme Kürd halkında tarihsel ve derin sosyo kültürel travmalara, Kürd toplumunu negatif olarak etkileyen ve zaafa uğramasına neden olan gelişmelere neden oldu. Yakın tarih bu müstemleke kavimlere yada devletlere haklı gerekçelerle başkaldıran 28 ayaklanmayı kayd ediyor. Her Kürd Ayaklanması çok zalimane ve kanlı şekilde bastırılıyor. Kürdlere sadece kanlı şiddet değil, bununla birlikte kültür emperyalizmi de dayatılmakta. İslam üzerinden maneviyat tüccarlığı yapılmakta. Kardeşlik, dindaşlık, ümmet sakızları her zaman çiğnenip, balon balon yapılıp patlatılmakta. Bu istilacı kardeşlerimiz! bütün bunları dış düşmanlarımızın yardımları ile (Amerika-İngiltere-Fransa-İtalya ve benzeri devletler.) gerçekleştirdiler. Son gelinen nokta, evrensel bir enkaz. Sorun uluorta yerde halen durmakta. Hala İşgal devam etmekte, hala Kürdistan ın milli serveti ve zenginlik kaynakları çalınmakta. Halen mazlumiyet, mahkumiyet, mahrumiyet, mağduriyet ve esaret devam etmekte. Müslüman kardeşlerimiz! Kürdistan kısmı hırsızlık malı olan bir misaki milliye yemin ederek bizimle muamele yapmakta. Dahası bize bir çakıl taşını bile vermemeye and içmektedirler. Kürdistanda zaman zaman, yer yer gelişen iyileşmelere rağmen bu böyledir.

Yıllar önce Doktor Fehmi Şinnavi’nin yazmış olduğu bir kitap vardı, ‘’ Ümmetin yetimleri Kürtler’’. Kürtleri ümmet içinde yetim pozisyonuna getiren etkenler kısaca neler olabilir?

Mısırlı doktor Şinnavi’nin ‘’ Ümmetin yetimleri Kürtler ’’ adlı değerli kitabını ben de yıllar önce tekrar tekrar okudum. Aslında ümmet, İmam Ali’nin şehit edilmesi ve Kerbela faciasından sonra zorba melikler ve hanedanlar tarafından tedavülden kaldırılan, Kuranı Kerimin iki kapağı arasından ve samimi müminlerin (Seyyid Kutub  gibi) imanında ve gelecek hayallerinde saklı olan bir kavram.

Şu an reel gerçekliğimizde, Orta Doğu’da hüküm ve taht sahibi halkların ilişkilerinde ümmet şuurunun esamisi bile okunmamakta. Her halk yek diğerine karşı düşmanın yanında yer almakta. Namertçe kadim düşmanlarla ilişkiler geliştirilmekte. Hani devamlı diyoruz ya ’’Allah namerde muhtaç etmesin’’. Her ne hikmetse bu gün Kürtler namert olan, dünyasını kadim düşmanlarımızdan ödünç alarak kuran ve bizlere vasilik taslayan kardeş! Halkların eline avucuna bakar bir duruma düşmüş. Bu yetimlikten de beter bir durum. Kürtlerin bu duruma düşmesinde belki de tarihsel günah ve hatalarının da payı mevcut.

Ulus devlet bağlamında düşündüğümüz zaman, Kürtler ulustur ama devletleri yoktur. Ümmet içinde yaşadıkları devletlerin hiç birine bu bizim devletlerimizdir demiyorlar. İçinde yaşadıkları devletleri benimsememelerinin nedenleri size göre nelerdir?

 Doğrudur Kürtler kırk milyona yakın bir ulustur ve bağımsız bir devletleri yoktur. Kendi ülkelerinde, kendi topraklarında ve kendi milli servetlerinde tasarruf yetkisine müstemleke devletler izin vermiyorlar. Kürtlere kendilerine ait olan da, yönetim ve tasarruf yetkisine izin vermeyen devletlerin aslında ümmet diye bir dertleri de yoktur. Kürtlerin kalabalık bir ulus olarak asıl meselesi devlet erkine erişmesinden öte, Kürtlerin asıl erişmeleri ve kavuşmaları gereken ulusların kendi kaderlerini tayin hakkıdır ve özgürlüktür. Yoksa herhangi bir Kürt devleti, Kürtler için vazgeçilmez ve ertelenemez olan irade hakkını ve özgürlüğü sağlamayabilir. Ve haksız yere vermeyebilir. Bütün bunlar ihtimal dahilindedir. Asıl olan Kürtlerin devlet kurmaları, ama ‘’ Adalet mülkün temelidir.’’ Prensibinden yola çıkarak adil, eşit hukuka ve hukukun üstünlüğüne inanan, üstünlere göre hukukun asıl doğasını bozmayan bir devlet anlayışı olmalıdır.

Biz İslam dinine ve şeriatine mensup Kürtler olarak bunun ancak İslam la ve İslam Şeriati ile mümkün olduğuna inanıyoruz. Kürtlerin, esaretlerinde bulundukları devletlere kendilerini mensup ve uyruk hissetmemesi bir çok nedenden kaynaklanıyor. Bunlardan iki tanesi ve önde gelen iki sebep şudur. Kürt halkı umumiyet itibarı ile Müslümandır. Müslümanlık şeriatına göre kurulmayan ve yönetilmeyen hatta ekseriyeti İslam’a düşmanlık ve İslam’ı tasfiye niyeti üzerine kurulan, kavim, aşiret, şebeke, çete, taşeron, şirket ve benzeri merkezli kurulan devletleri ne diye kendilerine hami bilsin. Bir ikincisi Müslüman olmayan Kürtler. Bunlar da Kürt halkının az kısmını teşkil ediyorlar. Muhtelif felsefi inanç, mezhep, antik din ve partilerdir. Bunların da egemen devletlerle hukuki cihette çelişkileri vardır. Kendi doğal ve sınıfsal hakları ketim edildiği için Kürdistanı işgal eden devletleri sahiplenemiyorlar. Ayrıca Kürt ve Kürdistan hukukundan ziyade, egemen devletlerin çıkar çelişkilerinde rol ve vazife verilen, bilerek ya da bilmeyerek figüranlık yapan Kürtlerde yok değildir. Bunların Kürdistanı işgal eden ulus devletlerle bir şekilde çelişkileri mevcuttur. Fakat bu çelişki Kürtlerin meşru haklarını talep etmekten ziyade o meşru haklar istismar edilerek egemen devletlerin birbirlerinden koparabilecekleri tavizlere mebnidir. Egemen devletler ve çıkar şebekeleri bu amaçlarını bir kısım Kürtler üzerinden yürütmektedirler.

İçinde yaşadıkları devletlerin her birinin yönetim şekli farklıdır. Fakat halkın çoğunluğu Müslümandır. Kürtler içinde yaşadıkları ülkelerin halkıyla çoğunlukla aynı dini paylaşmakla kalmayıp ortak geçmişi de paylaşmaktadırlar. Bu dört ülkenin geçmişinde, savaşlarında, barışlarında, kültürlerinde ve ekonomilerinde kader birlikteliği yapmıştır. Bunca geçmişe rağmen yönetimde yer edinmemeleri sorunun başlıca kaynağı olabilir mi?

Kürtlerin işgallerine uğradıkları devletleri kuran halklarla elbette tarihten gelen bağlarla bir şekilde iç içelikleri gerçektir. Tarihsel ve toplumsal kaderleri hemen hemen ortak bir şekilde cereyan etmiştir. Din, kültür, tasa ve kader birliktelikleri vardır. Ama bu durum belli bir sınırdan sonra bitiyor. Tarihi daha ayrıntılı incelediğimizde yaşanan tarih daha başka çehrelerle de kendini bize göstermekte. Müşterekleri olan bu halkların nihai noktada kendi hesaplarını kendilerinin gördüğü, kar ve zararlarını kendilerinin karşılaştırdıkları, kendi uluslarının kaderlerini tayin etme hakkını kendilerinde gördüklerini ve bu minval üzere tarihin geliştiğini, kurulan devletlerin zemininin daha asırlar önce hazırlandığını bilmemiz gerekir. Vücuda getirilen bu tarz bir tarih, Kürdistan ve Kürt meselesinin de asıl nedenidir. Kürtlere hep reaya muamelesi yapıldı. Onlara kendi kaderlerini tayin hakkı verilmedi. Onlara kurulan dünyada ve kurulan devletlerde çok ta danışılmadı. Ayrılmayı ya da beraber kalmayı kimse onlara sormadı. Üstüne üstlük ülkeleri, yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynakları, milli servetleri talan edildi. Hayat hakları ellerinden alındı. Kültürel dejenerasyona uğradılar. Son gelinen nokta tam bir girdap, tam bir çözümsüzlük, tam bir buhran. Kürtlerin egemen devletlerin yönetimine dahil edilmemesi her ne kadar problemin bir parçası ise de bütün bir sebebi değildir. Asıl olan bir halkın başka halklarla eşit yönetime katılması ya da kendi başına yönetim tahtında olmasından öte meşru bir temele dayanan adalete, ahlaka, hukuka dayanan ve yönetim işini birebir Allah’a dayandıran ve din gününü her zaman yönetiminin kırmızı çizgisi olarak belirleyen bir yönetimin olmaması halinde, bu problemin hiçbir zaman çözülemeyeceği gerçeğidir.

Bazen bu dört ülke Filistin, Çeçenistan, Bosna vb.  ülkelerin meselelerine ağırlık verirken Kürt meselesinde duyarsız kalıyorlar. Bu ülkelerin bağımsızlığı için bazen destek verdikleri olmuştur. Fakat konu Kürt meselesi olunca farklı davranıyorlar. Ümmet içinde devlet olmayı başkaları için isterken geçmişte çok şey paylaştıkları Kürtlere, değil devlet olmayı istemek, kültürel hakları da vermeyi çok görüyorlar. Bunun ümmet olma ve dinde yeri var mı? 

Önceki sorularınızda da belirtmiştim. Öyle görünüyor ki bu ülkelerin, ümmet diye bir dertleri yok. İran’da İslam devrimini gerçekleştiren Fars halkından ümmeti kendilerine dert etmelerini bekliyorduk, ama umutlarımız yeterince karşılık bulmadı. Söz konusu devletlerin hesapları çıkar ve menfaatlerini aşmıyor. Filistin, Çeçenistan, Keşmir, Bosna vb. ülkelere ilgi duymaları kutsal İnanç ve din bağından önce kendi çıkar ve menfaatlerine endekslidir. Çünkü ortaya çıkan tablo bunu gösteriyor. Bunların çıkar ve menfaatlerine ters düştüğü müddetçe Kürtlere değil devlet, nefes almalarına bile mühlet verilmeyecektir. Bunu böyle bilmek gerekir. 

Kürtlerin içinde yaşadığı devletler ulus, devlet olma, vatan, vatandaşlık, temel haklar, eğitim hakları, gibi konuları kendilerine göre ayarlayıp yürürlüğe koymuşlar. Yürürlükte olan tanım ve içerikleri Kürtler söz konusu olunca değiştirilemez bir kılıfa bürüyorlar. Bu devletlerin ayarlamalarının dışında İslam hukukunda bu konularda bakış genel itibariyle nasıldır? Kısacası bu konuların esnekliği ve katılığı nereye kadardır?

Söz konusu devletler Allah’ın şeriatine göre kendilerini sınırlandırmadıkları ve kendilerini terbiye etmedikleri için niyet ve kararları iyiliğe, doğruluğa, dürüstlüğe, merhamet ve şevkate ayarlı değildirler. Adalet, hukuk, eşitlik duygusunu verecek manevi altyapıları bulunmamakta. Bunun içindir ki insan haklarını bunların uhdesine vermek, ciğeri kedinin boynuna takmak ve Sokrates’in dediği gibi baltayı delinin eline vermek gibi bir şeydir. Erdemli bir devlet olma şerefi, vatan emniyeti, vatandaşlık hukuku, temel insan hakları, eğitim hakları bunlarda ne gezer. İslam hukukunda ulusal devlet tartışma konusu değildir. Tartışma konusu olan ümmet devleti bile olsa ne derece Allah’a bağlı olup olmadığı ile alakalıdır. Ulusal devlet Allah’a bağlı olduktan sonra bundan daha kabule şayan ne olabilir. Allah’a bağlı bir devlet sadece Kürtlerin kurduğu bir devlet olsa bile o devlette şeref, vatan emniyeti, vatandaşlık hukuku, insanların temel hakları ve yükseltici bir eğitim kesinlikle boy verecektir. Bundan kuşku duymamak gerek.

Kürtlerin ulusal bağlamda haklarından bahsedilince ümmeti bölme olarak algılanıyor. Kürtlerin hak ettikleri hakları almaları ümmete nasıl zarar verebilir ki? Daha doğrusu başkalarının öne sürdüğü bu gerekçe ne kadar doğrudur?

Ümmet var mıdır ki bölünsün. Yemin olsun ki eğer ümmet toplumu mevcut olsa idi ve Kürtler de ayrılma talebinde bulunmuş olsalardı, ben bir Kürt olarak böyle bir talebi iyi niyet emaresi saymazdım ve bu talebi ileri süren Kürtlerle bizzat ben savaşmak isterdim. Ümmet enternasyonalizminin temel sütunları eşit ve özgür uluslardan meydana geldiğini bilmeyen mi var. Ümmet, ulusların birbirlerini inkar etmek, birbirlerini kul yapmak değil, tersine birbirlerini tanıyan, yardımlaşma ve dayanışma içine giren hep birlikte sadece ama sadece Allah’ın ipine sarılan ve dağılmayanlardan oluşur. Kürdistan’ın işgalden kurtarılması Kürt halkının haklarının iadesi, gerçek ümmet toplumunun oluşmasına çok büyük bir katkıdır. Biz hak ve özgürlük, hukuk ve eşitlik taleplerimizi dile getirince, ümmet bölünür diyenler, gasp etmiş olduğumuz çıkar ve menfaatlerimiz tekrar elimizden çıkar deseler, daha doğru konuşmuş olurlar.

Özellikle Türkiye’de anadil denilince malum bazı çevrelerin ilk söylediği bölünmeye giden yolun başıdır. Bu tür bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Zikrettiğiniz çevreler, kafatasçı ideolojiye mensup çevrelerdir. Türk faşizmini İslam’ın ve Kürt halkının inkarı üzerinde kurdular.          “ Kabe Arap’ın olsun, Çankaya bize yeter.’’ Kürde kerro diyen (kerro kulağı kesik köpek demektir) bu çevrelerden başka ne beklenir. Hayra yol açan bölünme şerre zemin hazırlayan bütünlemeden daha iyidir. Arap’ın, Fars’ın, Türk’ün tarih boyunca bütünlüklerinden ve beraberlilerinden kim söz edebilir. Peki  Kürt’ten ne istiyorlar. Kürde birlik, beraberlik, kardeşlik nasihatlerini yapan kardeş! halkların çokta İslam’daki birlik beraberlik ve bütünlük öğretisine inanmadıkları zaten tarihsel olarak ispat olunmuş durumdadır. Bunlar anadil denilince kırmızı bez gören matador boğasına dönüşüyorlar. Ya Kürtlerin İslam şeriatının ve yaşanan tarihin bir şartı olarak ulusal özgürlüklerini beşe çalınmış topraklarını yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını, talan edilen milli servetlerini tarih boyunca uğradıkları katliamların hesabını harabeye dönüştürülen vatanlarından dolayı açacakları tazminat davalarını, bu tür taleplerde bulunsalar, acaba nelerle karşılaşacaklar ancak Allah bilir.

Kürt nüfusunun yoğunluklu dört ülkenin Kürtlere verdiği haklar ve yaklaşım tarzları arasında farklılıklar bulunmaktadır. Her birinin yaklaşım tarzı ve verilen hakların kıyaslanması yapıldığında farklılıklar belirgin olarak kendini göstermektedir. Ülkelerin  Kürt siyasetinde farklı davranmalarına neden olan faktörler neler olabilir?

Her Kürt bölgesinin işgale ve sömürüye karşı tarihsel olarak göstermiş oldukları direnişlerin ve Kürdistanı işgalden kurtarmak, Kürt halkını özgür vatanlarında irade ve karar sahibi yapmak için ortaya koymuş oldukları  fedakarlıkla doğrudan alakalı bir durumdur ortada olan. Farklı kazanımları her konuşan şunu diyor; işte Amerika ve koalisyon güçleri Güney Kürdistan’a özgürlüğü bahşetti. Daha ne diye batılı güçlere ve uluslararası kararlarına karşı gelelim diyorlar. Aslında bu yanılgının en aptalcasıdır. Gerçekten siz bizim, Amerika’nın koalisyon güçlerinin, batılı devletlerin, uluslararası kararlara imza atanların Kürtlerin tutunabilecekleri bir vicdanlarının olabileceğine inanmamızı mı bekliyorsunuz? Bunu bizden beklemeyin. Çünkü böyle bir inancımız olmadı. Olmayacak. Güney Kürdistan’ın sevabı-günahı hala bizim için tartışma konusudur. Eğer orda Kürtler sınırlı bir kazanıma ermişlerse de bunu güney Kürdistan’daki iki asırlık destansı ceht ve çabalarından, işgale karşı yapmış oldukları savaşlardan, Kürtlerin dinlerinden inançlarından kaynaklanan öz güçlerinden ayrı düşünmemek lazım. Dünya bu destansı direnişe taviz vererek Güney Kürdistan’ın bu günkü statüsüne imza attı. Öyle görünüyor ki her beş parçada da Kürtlerin tarihi ve efsanevi direnişleri oranlarınca semere verecektir. Dünyanın buna şahit olacağını umuyoruz.

Röportajımızı bitirmeden önce, bildiğimiz gibi Azadi İnisiyatifi  mutabakat metnini, haziran ayının başında Diyarbakır’da deklere etti. İnisiyatife bakış açınız ve beklentileriniz ne yöndedir? 

İnisiyatifa islamiya Kürdistan (Azadi inisiyatifini) söylediğiniz gibi haziran ayının başlarında Diyarbakır’ da 100’ e yakın dindaşımız ve yoldaşımızla bir araya gelerek büyük bir memnuniyetle kurduk. Mutabakat metnimizi de dünyaya ilan ettik. Azadi inisiyatifi kurucu üyeliğine sevinçle imza attım. Ayrıca istişare meclisinin üyelerinden biri de  benim. Ben bunu Kürdistan İslam devriminin, 1925 Şeyh Said ayaklanmasının bastırılmasından sonra gövdesi kesilmiş bir ağacın tekrar yerin derinliklerinde  dipdiri muhafaza olunan kökleri üzerinde yeşermesine benzetiyorum. Azadi inisyatifi sembolikte olsa çok güçlü mana köküne sahiptir. Kürdistan toplumunun aslında özlemini çektiği de bu mana köküdür. Bu, karanlıktaki bir nokta ışığa benzemektedir. Karanlıklar zifirileştikçe, o nokta ışığın daha da parlayacağı onun doğası gereğidir. Bir gün Kürdistan halkının öze dönüşüne rücu edeceğine inancım tamdır. Tekrar bana bu röportaj fırsatını verdiğiniz için size memnuniyetimi ve minnettarlığımı belirtmek istiyorum.

Muhacir ERKAM /  UFKUMUZ.COM

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.