1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Ümitvar Olmak
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Ümitvar Olmak

A+A-

     Ümitsizlik hiçbir halde mümine yakışmaz. “(Yakup) Ey oğullarım, gidin Yusuf’u ve kardeşini iyice araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz, kâfir kavimden başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.” (Yusuf 87) Hz. Yakup, onca görünürdeki çaresizliklere rağmen asla ümitsizliğe kapılmamış ve canından öte sevdiği Yusuf’una mutlaka bir gün kavuşacağına dair inancını yitirmemişti. Çünkü O, gerçekten Rabbi’ne tam bir teslimiyetle teslim olmuştu. Hiç bir eğriliği, büğrülüğü yoktu, olmamıştı. Zira Allah(cc)’ın yardımının nerede ve ne zaman geleceği belli olmaz. Ama muhakkak Allah, gerçekten iman eden ve imanın icaplarını yerine getirenlerle beraber olduğuna yakinen inanıyordu. Kulun Allah ile beraber olmanın içini, kıvamını bizler kestiremesek de; Yakup(as) gibisi kullar bu kulluğun semeresi hakkındaki kesin/yakin bir inanca sahiptirler. Kulluğun içeriğini ise her şeyin yegâne hâkimi ve her şeyin bilgisinin yegâne sahibi Yüce Rabbimiz bilmektedir. İşte Yakup’un teslimiyeti ve Allah’a güveni karşısında Allah (cc)’ın da mükâfatı.

     Bizlerin, bu günkü Müslümanlar olarak yine Yakup (as) gibi bir teslimiyete, sadakate, azimete ihtiyacımız vardır. Yüreğimizin en derin yerinde; Allah(cc) sevgisinin, korkusunun, hükmünün, iradesinin, bizler için va’z buyurmuş olduğu hayat ölçülerini; her şeyin fevkinde tutmamıza ihtiyacımız vardır. Dünyevi hiçbir faydanın, isteğin, cazibenin, zenginliklerin/ hırsının (mal, mülk, evlat, şan, şöhret, mevki, makam, derece…); Allah’tan, O’nun Resulünden ve O’nun yolunda çabalamaktan daha sevimli olmaması zorunluluğu vardır! İşte böyle bir kıvama gelindiği zaman, gerçekten de Allah’tan ümitsizlik; havsalanın iklimine asla uğramaz! Aynı zamanda bu vasıflara sahip olan kimse için; herhangi bir zarar-ziyan da söz konusu olmaz. Zira o zaman müminin her hali hayırdan başka bir şey değildir ve olmaz/ olamaz. Rahman, Rahim ve yegâne hüküm sahibi olan Rabbimiz ne şahane buyurmaktadır: “Her kim iyi bir iş yaparsa, onun faydası kendisinedir. Kim de kötülük yaparsa, zararı kendisinedir. Sonra (hepiniz) Rabbinize döndürüleceksiniz.”(Casiye15) Keza efendiler efendisi, biricik önderimizin de şöyle buyurduğu rivayet olunur: ”Mü’ minin her hali hayırdır. Darlıkta sabreder; bu hayırdır. Bollukta şükreder; bu da hayırdır.”

     Ümit ve ümitsizlik; bir bakıma iman ile küfür arasındaki ilişki gibidir. Ümit imanın, mümin olmanın zorunlu şartıdır. Ümitsizlik ise inanmamanın, inançsızlık durumudur. Şayet iman varsa, ümit de vardır demektir. ”Gerçekten müminler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki zekâtı verirler. Onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak eşlerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı (korumazlar). Bunlarla onlar kınanmazlar. Kim bunların ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır. Yine onlar ki emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler. Ve onlar ki namazlarına riayet ederler. İşte asıl onlar varislerdir.” (Mü’minun 1-10)

     Her birimiz, Müslüman olarak tek başımıza, nefsimizle baş başa kalarak; Rabbimizin tarif buyurmuş olduğu bu müminlerin ölçülerine ne kadar uymaktayız? Her birimiz (âcizane önce kendi nefsim için söylüyorum) kendimizi gerçekten bir murakabeye, muhasebeye, muahedeye tabi tutuyor muyuz? Eğer tutuyor isek, bu ölçülere ne kadar uymaktayız? Samimiyetle bunu yaparken kendimizi, ‘sınıfı geçiyor’ görüyor muyuz? Yoksa toptan ‘sınıftan-derslerden mi kalıyoruz?

     Fikri yapımızı, zihni yapımızı, dünya görüşümüzü ne kadar şer-i şerife mutabık tutabiliyoruz? Aile hayatımızı ne kadar İslami ölçüler dairesinde sürdürebiliyoruz? Sosyal hayatta halimiz, durumumuz, konumumuz nicedir? İş hayatımız nasıl devam etmektedir? Hareki anlayışımız ne derece Kur-an ve sahih sünnete uymaktadır. İlmi arayışlarımız, tahsilimiz tam anlamıyla İslami mecrada mıdır? Toplumsal sorunlara bakış açılarımız ve eğer varsa bu sorunlara çözüm önerilerimiz ne kadar nebevi ölçüler çerçevesindedir? Vefakârlığımız ve cefakârlığımız İslam’ın neresindedir? Tasadduk ve infaklarımızı, İslam’ın emir buyurduğu temellere mi oturtuyoruz? İslami mücadele ve mücahade anlayışımız ne derece Kur-an’idir ??? Hayatta örnekliğimiz kimdir veya nedir?

     Soruları sıralamaya devam edersek herhalde sayfalarımızı sorularla doldurmak zorunda kalacağız! Ama ne yazık ki, değil sayfaları dolduracak; hatta ciltleri dolduracak kadar sorular hayatımızı/zihnimizi işgal etmektedirler. Bir türlü bu soruları aydınlığa ulaştıracak nebevi cevaplara da pek kolay ulaşamıyoruz. Zira İslami hayatımızın alt-üst oluşunun üzerinden uzun yılardır nice acımasız silindirler gelip geçmektedir! İşte, bu laiklik, çağdaşlık, demokrasi, özgürlükler, batılılaşma, medenileşme… türünden nice cafcaflı, sinsi yaklaşımlarla bireysel/toplumsal benliğimiz yerle yeksan edilmiştir. Ama yine de elden gelen çabayı göstermek zorundayız. Evet, Müslümanlar olarak az görmedik, az çekmedik ve hala da en acısı ki; küresel şeytanın rehberliği doğrultusunda kuklalaşan ve de Müslümanlık adına hareket edenlerden acıları çekmeye devam etmekteyiz!!!

     Bütün bu sayılanlar ve daha nice olumsuzluklar durup dururken, nasıl ümit var olalım? Yargısına varmayalım. Değil midir ki; mümin kimse bir bakıma zor şartların insanıdır! Nice Peygamberlerin hayatı incelendiğinde; hangisinin hayat hikâyesi bizlerin şu anda yaşamakta olduğumuz zorluklardan daha rahat olmuştur? Bu sorunun cevabı koskocaman bir ”hiçbirisi” olacaktır. Eve, hiç birisinin hayatı bizlerin hayatından daha rahat geçmemiştir! Hatta kat be kat daha da zor ve çetin geçmiştir. Ama enbiyaı i’zamın hiç birisinin hayatında hâşâ ümitsizliğe rastlanmamıştır. Çünkü onlar, hem iman yönüyle; en üst seviyede bir iman taşımakta idiler ve hem de hayatlarında/pratiklerinde asla yılmadılar/yılmamışlar. Rahmandan gelen emir ve yasaklara istisnasız uydular, gereğini yaptılar.

     Bizlerin bu gün gerek iman açısından istenen kıvamda olmayışımız ve gerekse pratiğimiz yönüyle de son derece muğlâk ve sönük olmamız; İslami yaşantımız ve Rabbimize bağlılığımız cihetiyle bizlere ket vurmaktadır. Hem ümit bakımından zaafa uğramakta ve hem de; hedefi şaşırmakta, savsaklamaktayız. Bu ümit zaaflığı ve hedef savsaklaması; gerek fert bazında olsun ve gerekse camialar bazında olsun bu olumsuzluktan beri kalınmamaktadır. Hal böyle olunca; Kur-an gerçeğine geçekçi bir yaklaşımla, ferasetle, dirayetle, sadakatle, hassasiyetle yeniden yüz çevirmeliyiz, istikamet kazanmalıyız. Hiçbir ama’ya, fakat’a, lakin’e ve benzeri şeytani iğfallere mahal bırakmadan; kendimize, gerçeğimize dönmeliyiz.

     Evet, ümmet her tarafta bu gün kan ağlıyor, kan kaybediyor! Ama yine de ümit var olmalıyız. Eğer inanıyor isek, muhakkak üstünüzdür. Ama gereğini yerine getirme hususunda eksiğimiz, yanlışımız, hatamız var ise(ki muhakkak vardır) bu yanlışları, eksiklikler, hataları görerek ve gidermeye azmederek; yeniden dirilişe ve direnişe geçmek durumundayız. Allah(cc)’ın vaadi ve yardımı haktır. Lakin layık olanlara ve hak edenlere haktır. Bu yardıma layık olmaya ve bu yardımı hak etmeye azmedelim… Selam ve dua ile…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.