1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Ulusal Meselede Kullanılan Dil Kimlikle İlgilidir
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Ulusal Meselede Kullanılan Dil Kimlikle İlgilidir

A+A-

Asıl konuya girmeden önce mübarek Ramazan ayının bütün müslümanlara hayır ve bereket getirmesini Mevla'dan niyaz eder, hepimizin ziyafetüllah hükmünde olan bu ayın ilahi nimetlerinden maksimum düzeyde müstefad olmasını yürekten temenni eder ve Suriye ile Burma'daki mazlum Müslüman halkların bu mübarek ay boyunca tekrarına az rastlanır mezalimi yaşamamalarını umut eder, en kısa sürede maruz kaldıkları zulümden kurtuluşa ulaşmalarını Allah'tan dilerim.

Müslüman akvamın dil ve egemenlik haklarını savunurken ve hususen aid olduğumuz, yaşayarak idrak ettiğimiz, bedel ödeyerek tanıklık ettiğimiz Müslüman Kürd halkının dil ve egemenlik haklarını savunurken hepimize, bütün akvam ve hatta bütün beşeriyete asli hüviyetini sunan ulvi ve üst değerlerimizle çelişen bir dili kullanma çelişkisine düşmemeye özen göstermeliyiz. Bu dikkat, İslami kimliğimizin ve ayrıd edici özelliğimizin muktezasındandır.

Kürd meselesini ve benzer konumda olan ulusların sorunlarını analiz ederken, çözüm yolları üretirken hayatımıza anlam veren temel değerler müvacehesinde hareket etmek, tüm beşeriyetin dünya ve ahiret saadetini öngören ilahi ilke ve esasların yol göstericiliğini esas almak durumundayız.

Hepimiz birer Müslüman olarak dünya hayatımıza ilişkin sorunları çözmeye çalışırken ez cümle ulusal sorunları ele alırken beşeri ideolojileri benimsemiş insanların felsefi dilini ve kavramlarını kullanırsak, dünya ve ahiret hayatımızın saadetini gösteren vahyi değer ve ilkelere olan bağlılığımızın mahiyetini tartışmaya açmış oluruz.

Vahye iman etmiş olan her Müslüman, çevresindeki olayları veya kendisini kuşatmış hadiseleri inanmış olduğu değerler manzumesi temelinde ve vahyi kavramlar ile analiz edip çözüm arar.

Kürd meselesini analiz eden ve bu soruna çözüm arayan Müslümanlar, alt kimlik olan Kürd meselesini, üst kimlik olan İslam kimliği temelinde savunur ve çözüm üretir.

Müslüman ulusların kimliklerini, dil ve egemenlik haklarını Kur'ani kavramlar ışığında savunabiliriz, savunmalıyız. Müslüman ulusların haklarını savunurken, vahyin açık bildirimleri olan ümmet ve Müslümanların kardeşliği ilkesini yok saymamız, küçümsememiz veya bu iki kimliğin bir biriyle çeliştiğini ifade etmemiz, ya Kur'an'ın ilgili ayetlerini doğru anlamadığımız anlamına veya vahiyle ilişkilerimizin sorunlu olduğu manasına gelir.

İslam nasıl üst kimlik ise, ümmet de bu üst kimlik temelinde şekillenen büyük bir siyasi birlik, Farabi'nin tabiriyle küresel siyasi bir nizamdır. Bunun bir altı bölgeseldir, onun da altı ulusaldır. Müslüman ulusların her birinin kendi dil ve egemenlik hakkını İslami değerler temelinde kullanmasıyla ulusaldan, bölgesele ve bölgeselden küresele doğru bir seyir izler.

Müslüman ulusların kendi egemenlik hakkını kullanmasının önünde İslami bir engelin olmadığını, dil hakkını kullanmalarının ise İslami açıdan tartışılmayacak bir hak olduğunu bu sitede "Ümmet-Ulus Bağlamındaki Teorik sorunu Aşmak" ve "Tevhidi Mesaj ulusal Dil" makalelerinde etraflıca ele aldığım için tekrarına girmeyeceğim. Müslüman bir kavim, kendi egemenlik hakkını kullanarak ümmetin bir parçası olmak ister ve bu yönde bir mücadele ortaya koyarsa, hiç kimse bunu gayri İslami addedemez. Ama egemenlik hakkını kullanmak isteyen bir ulus, ümmete, İslam'ın açık bildirimi olan Müslümanların kardeşliği esasına ve İslami değerleri dışlamaya yönelirse, onların mücadelesi salt ulusal bir mücadele olur, beşeri ideolojiler temelinde değerlendirilir ve üst kimlikten ayrılmış sayılır.

Biz Müslümanlar Kürd ulusunun egemenlik hakkını veya dil hakkını üst kimliğimizi ve değerlerimizi oluşturan esaslardan olan şu ayetlerin yol göstericiliğinde savunmalıyız: "İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resul'ün de size şahit olması için sizi mutedil bir ümmet kıldık" (Bakar 143), "Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız." (Al-i İmran 110), "Müminler muhakkak ki kardeştir" (Hucurat 10) Kürd ulusunun, ümmetin siyasi birliğinin bir parçası, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran bir uzvu olduğunu hayata geçirmeliyiz.

Müslüman olarak yaklaşımımız, üst kimlik ile alt kimliğin bütünlüğünü, Müslüman kavimlerin kardeşliğini savunmak olmalıdır. Oysaki İslam için bedel ödemiş değerli bir kardeşimiz, Öze Dönüş Platformu'nun Kürdistan'da çatışmanın durmasıyla ilgili yayınladığı bildiri hakkında "…barışı halkların istediği noktası bir manipilasyondan öte bir şey değildir. Barışı ilk günden bu yana yalnızca ve tek başına Kürd halkı istemektedir. Türklerin halk olarak barış istemediğini, yalnızca Kürdlerin cesedine ve tutsağına tahammül gösterebileceğini yaşayarak görüyoruz. Bu yüzden farkımız dürüstlüğümüz olsun." şeklinde yorumda bulunabiliyor. Bu dil, üst kimliğimizi oluşturan değerlere mütenasip bir dil değildir. Kürd ulusunun haklarını savunurken diğer ulusları dışlayıcı, aradaki kardeşlik bağını yok sayıcı bir yaklaşım, İslami değerleri dışlayan ulusalcıların kullandığı dildir. Haklarımızı aramak, inanç temelinde vahiyle ilan edilen kardeşlik hukukumuzu bize unutturmamalıdır.

Ayrıca bütün Türklerin Kürdler ile ilgili öyle düşündüğünü söyleyebilmek için gerçekten bütün Türklerin tek tek bu şekilde bir beyanının olması gerekir ki, böyle bir şey yoktur. Farz edelim ki Türklerin yarısı öyle düşünüyor. Bu durumda bize düşen, kardeş olduğumuzu düşünen Türkler ile birlikte kardeşlik esasını güçlendirmek ve düşmanlığı savunanlara karşı çıkmaktır. Aksi, Türklerin Türklerden, Kürdlerin Kürdlerden, Arapların Araplardan, Farsların Farslardan başka dostu yoktur şeklindeki tamamen ulusalcı, parçalayıcı, ümmet üst kimliğinden uzaklaştırıcı ve sonuç olarak İslam'ın öngördüğü ümmet ve kardeşlik ilkelerini dışlayıcı bir iklime doğru yol almış oluruz.

İslam'ı dışlayan veya İslam ile sorunu olan ulusalcılar, ulusal kimliği üst kimlik kabul ediyorlar. Müslümanım diyen bir insan için İslam üst kimliktir. Müslüman kavimler de kendi egemenlik ve dil hakkını kullanarak bu üst kimliğin birer üyesi ve aktif bir uzvu olur. Vahye inanalar ile vahyi dışlayanlar arasındaki temel fark, kimliği belirleyen felsefi dünya görüşüdür.

Ulusal meselelere ilgi duyan ve bu konuyla ilgili makaleler yazan başka arkadaşların da vahyi temelli kimlik ve dil konusuna dikkat etmedikleri görülüyor. Kendi dillerini kullanıp müessir olacaklarına başkalarının dilini kullanıp müesser (tesir altında kalan) konumuna düşüyorlar. Oysaki Müslüman, müessirdir müesser değil. Bir Müslüman aid olduğu ulusunun hakkını savunmakla beraber, bütün Müslüman akvam arasında tesis edilmiş olan ilahi kardeşliği de savunur. Bu ikisi arasında tezad oyktur. Aksini savunanlar, müminler kardeştir düsturuna inanmayanlardır. Dürüstlüğümüzü gösteren fark, üst ve alt kimliklerimize birden sahip çıkmaktır; birini ötekine feda etmek değildir.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer konu da halkları resmi ideolojilerin ve iktidarların kucağına itmemek, onları yeksan görmemektir. Bütün Türkleri TC'nin resmi ideolojisiyle özdeşleştirmek, en basitinden basiretli ve ferasetli bir yaklaşım değildir. Bu yaklaşımın vebalı da vardır.

Saddam Rejimi ile İran arasında sekiz yıllık amansız bir savaş sürdü. Saddam rejimi yıkıldıktan sonra, iki ülke müttefik oldu. Demek ki, iki halk arasında, Araplar ile Farslar arasında düşmanlık yoktu. Öyle olsaydı, bugünkü ittifak oluşamazdı. Güney Kürdistan ile Türkiye de bir diğer örnektir. Türkiye ile Suriye yarınki örnek olabilir.

Müslüman Kürdlerin kendi sorunlarını çözmesi ve bu konuda bir mücadele içinde olması, onların en doğal hakkının ötesinde görevidir de. Ancak bu sorumluğu eda ederken, Müslüman kimliğini, İslami dünya görüşünü, İslami gerekleri ve gerekmezleri dikkatle korumakla da mükelleftir.

Fikir beyan eden, kamuoyuna hitap eden bütün dostların usule ve esasa taalluk eden konulara dikkat göstermeleri beyan konumunda olmalarının gerektirdiği önemli bir sorumluluktur. Hidayete vesile olmaya müştak olduğumuz kadar, inhirafa sürüklememe konusunda da dikkatli ve sorumlu olmak zorundayız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.