1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Ulus inşası kolay mı?
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Ulus inşası kolay mı?

A+A-

Savunma Bakanı’nın sözleri çok tartışıldı. Bu yeni bir durum... Çünkü sözün kendisi pek de şaşırtıcı değildi ve benzeri tespitler geçmişte de ‘devlet adamları’ tarafından rahatlıkla yapılmıştı. Farklı olan, bugün bu tür değerlendirmelerin içkin bir ırkçılığı sergilediğini fark etmemiz. Öte yandan eğer ulus-devlet inşası bu zihniyeti gerektirmekte ise, içkin ırkçılığın ulus yaratma sürecinde ‘doğal’ olarak işlevsel olduğunu da kabullenmek gerekiyor. Dahası ulus-devletin oluşma sürecinin ‘iç ve dış tehditler’ nedeniyle halen devam ettiğini söyleyenlerin ve bu söylemi besleyen ideolojinin de ırkçı bir nitelik taşıdığını idrak etmek durumundayız.

Oysa sonuçta ulus-devlet bir milli kimlik üretme anlamına gelse de, söz konusu kimliğin ille de etnik temelli olması gerekmiyor. Öte yandan yaşanan somut tarihsel süreç, modernlik ve milliyetçilik bağlamında etnik kimliği bir ‘ilerleme’, hatta bir arınma olarak sunmakta. Hatta ulusun salt etnik olarak tanımlanması sayesinde modern hale gelindiğini sananlar bile var... Ne var ki ‘modernleşme zamanı’ geldiğinde birçok toplum belirgin bir etnik kimliği öyle kolaylıkla üretemediği gibi, birçokları da farklı ve birbirine rakip kimliklerin ortasında kalmışlardı.

Osmanlı’nın da son demleri bu ikili yapıyla yüzleşmeyi ifade etti. Etnik duyarlılığı yüksek cemaatler, toplumsal hiyerarşinin orta kademesinde yer almaktaydılar ve beklentileri devletin alışmış olduğu iktidar yapısını sarsıyordu. Buna karşılık devletle uyum içinde olabilecek kesimlerde ise etnik bilinç çok alt düzeydeydi. Böylece dinsellik üzerinden yaşanan ayrışmaların ‘etnikleştirilmesi’ denebilecek bir sürece tanık olundu.

Bu dönemin ‘kimlik’ kavramı etrafında kurgulanması dört adımlı bir kendiliğinden stratejinin varlığını ima eder. İlk adım kendinin ‘ne olmadığının’ farkına varmanın, ötekinden ayrışmanın sancısını yansıtır. Osmanlı tahayyülü bozulmuş, çeşitliliği barındıran bir toplum ve bu çeşitliliği hiyerarşik bir algı içinde de olsa hakemlik ederek yöneten bir devlet fikri zayıflamıştır. Gayrimüslimlerin Müslümanlarla birarada olamayacakları kanısı güçlenmiştir. Devletin ise artık hakemlik değil, cemaatçilik yapması istenmektedir... Nitekim yirminci yüzyıla yaklaşıldığında kadim cemaatlerin birer ‘iç düşmana’ dönüştürülmesine ve bu ayrılıkçı tohumun Müslüman cemaat içinde de yeşermesine tanık oluruz. Bu topraklarda ayrılıkçılık gayrimüslimlerin veya Arapların siyasi tercihi olarak gösterilse de, arka planında bizzat devletin ideolojik ayrımcılığının yattığı nedense pek itiraf edilmez. Oysa milliyetçiliğin en has şekliyle karşımıza çıktığı Yunan ve Bulgar ayrılıkçılığının bile başarısı, o topraklarda uygulanan ayrımcılığa epeyce borçludur. Bu durum Ermeni ve Rum ayrılıkçılığı için ise daha da belirgindir...

Ulus-devlet inşasının ikinci kimliksel adımı kendinin ‘ne olduğunun’ kesin çizgiler içinde ifadesidir. Yirminci yüzyılın ilk çeyreği ‘Türk’ kimliğinin üretilmesini, içinin doldurulmaya çalışılmasını ifade eder. Bu sayede ‘millet’ edilgen bir konumdan kurtularak kaderini kendi eline alır. Yapılan ilk iş ise bu toprakların ‘Türk’ olmayanlardan temizlenmesi olacaktır. Halen devam etmekte olan bu strateji, Türklüğü pekiştirmenin ve Türklük etrafında ırkçı bir siyaseti meşrulaştırmanın da yoludur. Bu sayede ırkçılık görünür olmaktan çıkmış, ötekinin kötülüğünün neden olduğu zorunlu bir duygusal hal olarak sunulabilmiştir.

Ancak ulus-devletin inşası için bunlar yeterli olmamıştır. Çünkü bu topraklarda bir de resmî ulus tanımının dışında kalan Müslümanlar var... Bu nedenle devletin stratejisi önce ötekinin ‘ne olduklarına’ yoğunlaşmış ve örneğin Kürtlerin ‘Türk’, Alevilerin ise bir tür yoldan çıkmış Sünniler olduğu uzun süre savunulabilmiştir. Böylece onları tam olarak Türkleştirmeden kimliksizleştirmek, toplumun içine alarak ulusun dışına tutmak mümkün sanılmıştır.

Bunun da yetmemesi bugünkü son aşamaya bizi getirmiş gözüküyor. Artık ulus-devletin inşası açısından devlet ötekinin ‘ne olmadığını’ söylemek durumunda... Bu nedenle stratejinin yeni dili Kürtlerin ve Alevilerin içinde gayrimüslim bir niteliğin veya ‘özün’ aranmasını ima ediyor. Onlar aslında ‘doğaları gereği’ tam olarak Sünnileşemeyecekler ve Türkleşemeyecekler. Aralarında bu dönüşümü yapanlar tabii ki olacak, ama onlar ‘özlerine’ rağmen doğru yolu bulmuş, daha yüce olana kimliğe ‘ihtida’ etmiş boynu bükükler olmanın ötesine geçemeyecekler. Buna karşılık Kürtlüğü ve Aleviliği esas kimlik olarak benimsemiş olanların ise, ırkçılığa maruz kalmaya hazır olmaları bekleniyor...

Ulus-devletin inşası öyle kolay olmuyor... Her kademede ırkçılığı yanınızda taşıyıp, ondan bazen kendi kimliğinizi kurmak için, bazen de öteki kimlikleri gayri insanileştirmek için yararlanıyorsunuz. Bugün birçokları Savunma Bakanı’nı sözlerinden ötürü kınıyor, ama o sözlerin karşılığı olan düşünce ve tasarruflar hâlâ inşa sürecinin temelini oluşturuyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.