1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. "Uhud Dağı; O Bizi Sever, Biz de Onu Severiz!"
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

"Uhud Dağı; O Bizi Sever, Biz de Onu Severiz!"

A+A-

    Âlemlerin Efendisi böyle buyurmuştu. Mübarek dudakları arasında, tebessümle bu baldan tatlı sözcükler tane, tane dökülmüştü. Bütün bir kâinat da, en güzel şekliyle buna şahit olmuştu. Hem, bu sözcüklerin dudaktan dökülmesine ve hem de en güzeliyle bu sözcüklerin hayatta yaşanmasına, kalplere işlenmesine şahit olmuştu…

    O en sevgili, her haliyle en güzeli olduğu gibi, en güzel şekliyle sevmişti Uhud’u. O en sevgili, en güzel şekliyle sevmişti ümmetini. O en güzel sevgili, en güzel şekliyle sevmişti Rabbini ve bütün bir kâinatı. O en güzel sevgili, hem en güzel şekilde sevmişti ve hem de en güzel şekilde sevilmişti. En güzel kelimeler de, o en güzel dudakların arasından; en güzel bir biçimde, tane, tane dökülmekte idi: ‘Şu Uhud Dağı var ya! O bizi sever, biz de onu severiz.’

    Uhud Dağı! Dağ ne bir kalbe sahiptir, ne de böyle bir sevgi ifadesinde bulunabilir! Peki, sevgililer sevgilisi, efendimiz niçin böyle buyurmuştur. Bu nokta üzerinde uzun, uzun durmak ve geniş, geniş tefekkür etmek gerekir diye düşünüyorum. Zira hâşâ O, boş yere veya anlamsız olarak buyurmamıştır hiçbir zaman. Ve elbette ki bu mübarek cümlesiyle de pek çok şeyler ifade edilmesi muradı vardır. Evet, O gerçekten Uhud’u seviyordu. Ama Uhud nasıl O’nu, onları seviyordu? Veya Uhud, O’nu ve onları seviyor idiyse, bunu nereden ve nasıl anlıyordu? İşte asil mesele burada yatmakta idi! Zira O, Allah’ın habibi idi. Zira O, Allah (cc)’ ın yarattıklarının tümünün dilinden, halinden anlamakta idi! Zira O, bütün bir kâinat ile hemhal oluyor ve bir uyum sağlıyor, bir bütünlük/vahdet oluşturuyordu!

    Bir kere; O’nun pak yüreği sevgi doluydu. Merhamet, şefkat, muhabbet, samimiyet, dürüstlük, adalet gibi pak rahmani duyguların hepsi de, O’nda zirvedeydi. Her haliyle ve her yönüyle biz insanlara bir Rahmet örneğiydi O. Bu gün, O’nun ümmeti olduğunu söyleyen bizler; acaba ne kadar O’nun vasıflarına bürünebilmekteyiz? Acaba bizler, bu gün ne kadar O’nun mübarek emanetlerine sahiplik edebilmekteyiz? Bu gün, yeryüzü bu kadar fesada uğramakta iken; O’nun, Rabbinden getirmiş olduğu ve biz insanlar için de yegâne kurtuluş reçetesi olan Rabbani hayat nizamını ne kadar yaşamaktayız?

    O’nun sadece bir cümleciği bile bugün hayat ölçüsü olarak alınmış olsaydı; insanlık bu badireleri yaşamayacaktı. Tek bir cümleciği bile gereği gibi algılanıp yaşanmaya çalışılsaydı; bu gün insanlık bu kahredici hallere düşmeyecekti, bu zillete duçar olmayacaktı. Evet, işte; ‘Uhud Dağı, o bizi sever, biz de onu severiz.’ Ne muazzam bir söylem! Ne muazzam bir bakış açısı! Ne muazzam bir birliktelik! Ne muazzam bir vahdet! İnsanla arası sevgi-muhabbet, insanlarla tabiat arasında bir sevgi bağı, insanlarla çevre arasında bir sevgi bağı, bir vahdet vücuda geliyor. Hem de yürekten dudaklara dökülerek, oradan da bütün bir hayata şekil vererek bir hayat vücuda gelmektedir.

    Bu gün insanlar, değil ki dağ ile muhabbet kurmayı; insanlar top yekûn olarak birbirini yemeye, yok etmeye gayret göstermektedir. Bu gün Dünya istikbarı; dünyayı babasından kendisine kalan bir çiftlik mantalitesiyle ve tam bir ‘çapulculuk’ hovardalığıyla yönetmeye kalkışmaktadır. Dolayısıyla, Dünyanın dört bir yanından feryadı figanlar yükselmektedir. Kimsesizlerin kimsesi kalmamıştır. Yalınayaklılar, öksüzler, yetimler, garipler yine tek başına ve çaresizlikler içinde kıvranmaktadırlar. Müstekbirler ise; onların kanları ve canları üzerine nice alçakça hesaplar/planlar yapa durmaktadırlar!

    Ey en sevgili! Bu gün senin, ayaklarının altına aldığın değersizlikler; tümüyle Dünyaya hükmetme konumuna gelmişlerdir. Ey en sevgili! Bu gün, daha da vahim olan durum ise; Senin yolunda olduklarını söyleyenlerin de bu çapulcu Dünya istikbarının, katillerin, canilerin peşine düşmeleri, onlara yamanmaları olmaktadır! Heyhat!!!

    Evet, Uhud Dağı ile muhabbet kurmak; nebevi, Muhammedi bir terbiye ve ahlakın gereğidir. Nebevi bir idrak ve ferasetin gereğidir. Nebevi bir dava ve şahsiyet sahibi olmanın gereğidir. Bu hayata asilce/nebevice bakış açısının/görüşün gereğidir. İnsan onuruna, haysiyetine sahip çıkışının gereğidir. Sadece Uhud ile değil; bütün bir kâinat ile ülfet içinde, barış ve güven içinde olmak, Muhammedi hayatın gereğidir. İnsanları katletme değil; insanları diri tutmanın, diriltmenin gereğidir, nebevi hayatın gereği.

    O örnek önder ki; her haliyle bizlere ibretlik örneklikler sunmaktadır. Tabiatla ne kadar barışık ve iç içe olduğunu belki tek bir cümlesiyle veya tek bir davranışıyla bile bizlere göstermektedir. Belki de; kâinatı sevmenin; kâinat bazında Tevhidi gerçekliğin hususlarını hatırlatmaktadır bizlere. Belki de, bütün bir kâinatın insanın emrine amade edildiğini; dolayısıyla insana değer vermenin yolunun; kâinata değer vermekten geçtiğini bizlere salık vermektedir. Belki de canlı-cansız bütün varlıklara karşı şefkat, merhamet göstermenin, ülfet kurmanın şart olduğunu bildirmektedir bizlere…

    Âlemlere Rahmet olarak gönderildiği, bizzat âlemlerin Rabbi tarafından bildirilen efendimizin; tarafımızdan ne kadar örnek alındığı(!) çok acı bir gerçek olarak gözlerimizin önündedir. Onun hayatına kısaca bir göz atıldığı zaman; bütün güzellikleriyle daima zirvelerde olduğu müşahede edilmektedir. Ama bugün bizler; O’nun ne ahlakından, ne tutumlarından, ne davranışlarından, ne insanlar arası ilişkilerinden, ne akraba ilişkilerinden, ne aile reisliğinden, ne komşuluğundan, ne ticaretinden, ne estetiğinden, ne eğitiminden, ne öğretiminden… el hasıl hiçbir özelliğinden pay sahibi değiliz! Bundan dolayı olmalı ki neredeyse bütün bir ümmet içler acısı bir hale gelmiştir. İslami asaleti bırakmanın acısını bu gün birebir yaşamaktayız. Ümmet bilincinden, muhabbet bilincinden, izzet bilincinden yoksun olmanın sonucu olarak bu içler acısı hallere düşmüşüzdür!

    Müslümanlar olarak, artık gereken ders ve ibreti almalıyız. Bunca yavanlarda(!) gezinmemiz artık yeter de artar bile. Artık kendi öz değerlerimize dönmek durumundayız. Gerek benliğimizi yeniden inşa etme konusunda olsun ve gerekse toplumsal olarak yeniden öz değerlerimize dönmek, ihya/inşa etmek şeklinde olsun; mutlaka gereken değişim, gelişim ve dönüşümü gerçekleştirmeliyiz.

    Artık zihinlerimize de, pratik hayatımıza da uzanan kirli elleri kırma cihetine gitmeliyiz. Üzerimize atılmış olan uyuşukluk ve sersemliği, ataleti üzerimizden atmalıyız. Kur-an’i hayata dönüşümüzü gerçekleştirmeliyiz. Hem nefsimizi, hem neslimizi ve hem de ümmeti bu acıklı halden, iyi hale devşirmenin yollarını aramalıyız. Bugün, bütün bir yeryüzü harabeye dönmüştür. Hem kalplerin ve hem de bütün bir yeryüzünün mamur duruma gelebilmesi için; Müslümanların böyle bir çabaya girişmelerine mutlak ihtiyaç vardır.

    Eğer Müslümanlar olarak, böyle bir girişimi geciktirirsek; büyük veballer altında kalacağımızı asla unutmamalıyız. Hiçbir konuda gaflet affedilmez, ama bu konudaki gaflet daha da bir vebal gerektirir. Çünkü mü’minler olarak Allah’ın yeryüzündeki halifesi konumunda bulunmaktayız. Allah ise; mutlak doğruyu, mutlak adaleti, mutlak güzelliği irade buyurur. Öyleyse, bu mutlakların Müslümanlar tarafında hayata yansıtılması zaruridir. Bundan kaçış veya kurtuluş asla mümkün değildir.

    Gerek kişiliğimizde, gerek yerelimizde ve gerek bütün bir ümmet coğrafyasında adaletin tesisi, hakkaniyetin sağlanması için ve gerekse bütün bir dünyada istikbarın/zulmün bertaraf edilebilmesi için harekete geçmeliyiz. Bütün yönleriyle hakka dönüşü, hakkaniyeti gerçekleştirmek için, yine bütün gayretimizle ve yeniden azimle meydana çıkmalıyız. Bu çalışma; belki de asırlardır ihmal edilmiş veya gecikmiş bir çalışmadır. Ama unutmamalıyız ki, her Müslüman kendi yapabileceklerinden sorumludur. Yapabilip de ihmal ettiğinden de muhakkak sorgulanacaktır.

    Bu duygu, düşünce ve temennilerle cümlemiz gerçek manada Uhud’u sevenlerden ve Uhud tarafından sevilenlerden olalım inşallah. Selam ve dua ile.


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum