1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Ucuz muhalefet
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Ucuz muhalefet

A+A-

Başbakan bir ekonomi ödülü toplantısını vesile bilip, mutat olduğu üzere kamuoyunun önüne kendisini hırpalayacağı sanılan bir gündem attı. Kuvvetler ayrılığı ilkesinden şikâyetçi oldu ve Şehir Hastaneleri projesinin idari yargıda bazı sudan sebeplerle durdurulduğunu söyledi.

Erdoğan'ın tutumunun normatif açıdan sorunlu olduğunu, kuvvetler ayrılığının demokratik bir sistemin hukuki zeminin sağlanmasında hayati önem taşıdığını ileri sürmek doğal. Günümüzde herhangi bir demokratik yönetimin ‘meşru' tasarruflarda bulunabilmesi iki farklı zemine dayanıyor ve bunlar arasında karşılıklı sınır çizme ve dengeleme mekanizmaları olması öngörülüyor. Söz konusu meşruiyet zeminlerinden biri parlamentoya yansıyan toplumsal talepler, diğeri ise evrensel ölçütlere dayanan bir yargının hukuki onayı.
Başbakan'ı eleştirirken onun kendi hizmetini ve hayallerini öne çıkaran, aldığı oydan hareketle bu projelerin ‘kendiliğinden' yeterli meşruiyete sahip olmasını isteyen tavrını sorgulamanın yanlış bir tarafı yok. Gerçekten de özlemlerini ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmek isteyen ve bunu salt popüler desteğe dayandıran bir yönetimin ‘demokrasisi' ataerkilliğe tıkanıp kalmış demektir. Bu ise demokrasinin modern halinin taşınmakta zorlanıldığını, modernlik dışı bir zihniyetle modern dünyanın kurumsal düzeneğinin yürütülmeye çalışıldığını ima eder. Basit ifadeyle, AKP'nin modern demokrasiyi ister gözükmekle birlikte, aslında sadece kendi hizmet arzusuyla hareket ettiğini ve istediklerini ‘kolayca', herhangi bir engelle karşılaşmadan yapabilmeyi hayal ettiğini söylemiş oluruz.

Bu tespitin çok yanlış olmadığını biliyoruz... Sayıştay Kanunu'nun başına gelenler ve varılan son nokta bu durumun bariz bir örneği. Meclis adına askerî ve sivil tüm kamu kurumlarında denetim yapma görevini yürüten Sayıştay, her yönden gelen direnç sonucu yerindelik denetimi yapamayacak hale gelmekle kalmadı, denetlenen kurumun hoşuna gitmeyen sonuçlar çıktığında bunları o kurumla birlikte gözden geçirme noktasına getirildi ve bulguların kamuoyuna açıklanması da siyasi otoritenin onayına tabi oldu. Kısacası denetlemeyi eksik yapma durumunda kalan, daha da ilginci siyasi otoritenin istemediği hiçbir bilgiyi kamuoyu ile paylaşmayan ‘demokratik', yani ‘toplum adına' bir denetleme ortaya çıktı. Ancak kuvvetler ayrılığı bahsinde gerçekliğin tümü bu değil… Türkiye'de Cumhuriyet'in başından itibaren siyaset bürokrasinin altında ezildi ve bütün temel tercih ve kararlar askerin yetkisinde tutuldu. 12 Eylül'le birlikte ise bu yetkinin ideolojik takibi yargıya geçti ve idari yargı mekanizması, Anayasa Mahkemesi'ne kadar uzanan bir silsile içinde, bir tür yasama organı gibi davrandı. Bu sistem henüz kırılmış değil. Hükümetin bütün çabalarına karşın direnç devam ediyor ve Silivri'ye uzanan anamuhalefet partisi de o direncin payandası olmaktan başka siyaset üretmek istemiyor.

Başbakan'ı temsil ve hukukilik temelindeki iki meşruiyeti birleştirmeye çalışmakla suçlayabiliriz. Ama bu iki meşruiyetin eski sistemde bu kez vesayetçi güçlerin elinde birleşmiş olduğunu ve halen bu noktada bir tür cephe savaşı verildiğini gözden kaçıramayız. Doğru muhalefet olayın iki yönünü birlikte görmeyi gerektiriyor. Başbakan'ın kuvvetler ayrılığına ilkesel olarak karşı çıkması halinde bunun kabul edilemeyeceğini vurgularken, kuvvetler ayrılığının ulusalcı bir cephe savaşı için kullanılmasının da kabul edilemeyeceğini söylemek durumundayız. İdari yargının görevi hükümetin tasarruflarının evrensel hukuk ölçüleriyle denetlenmesi ve toplumsal yararı gözeten içtihatlar geliştirmesidir. Yerindelik denetimi yapmaya yeltenerek, doğrudan hükümetin iş yapmamasını hedefleyen bir anlayışa sahip çıkması halinde bunun ‘kuvvetler ayrılığı' anlamına gelmediği açıktır. İdari yargının son yıllarda aldığı birçok karar, gerçekte hukukilik kaygısı gütmeyen, kendisini toplumun yerine koyarak ideolojik muhalefet yapmaya çalışan bir bürokratik direnci ifade ediyor. 

CHP liderinin Türkiye'deki vesayetçi rejimin ne denli antidemokratik olduğunu teslim etmeden, AKP'nin popülist arzularının gerçekleşmemesinden şikayetçi olmasını antidemokratik sayması, ucuz bir muhalefet. Yürütme tabii ki hukuki denetlemeye tabi olmalı… Ama idari yargı gerçekten de hukuki denetleme yapıyorsa.

CHP, Ergenekoncu kaldıkça, AKP bu toplumun ana damar demokratlaşmasını temsil edecek. AKP bu temsiliyeti taşıdıkça da kılcal damarlarda demokrasi dışına çıkmayı hayal edecek. Sadece bu hayalin eleştirilmesi ise AKP'yi iktidarda tutacak. Durum bu…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.