Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Üç Soru

A+A-

Ameli hikmet babında, 'insan yaratılmışların en faziletlisi ve şereflisidir' deniyor; ne kadar doğru?

 

Mantık ilmi, insanı 'konuşan canlı' olarak tanımlıyor. Konuşabilen varlık sadece insan mıdır?

 

İrfan ilmi insanı nasıl tanımlıyor?

 

Mantık ilminin insan ile ilgili tanımı, mantık ilmi sathında doğru sayılır ama bu tanım, insanın hakikatini açıklamaya yetmez. Çünkü konuşabilme gücü ve kuvveti sadece insana mahsus değildir. Konuşabilme gücü, potansiyel olarak bütün varlıklarda mevcuttur. İnsanın diğer varlıklardan farkı, bu gücün insanda aktif hale gelmiş olması, fiili bir hal almasıdır. Konuşma kuvvesi diğer varlıklarda potansiyel bir güç olarak kalmıştır. Mantık ilminde geçen 'insan konuşan canlıdır' şeklindeki tanımı, insan, konuşma potansiyelinin kendisinde fiiliyata dönüştüğü canlıdır şeklinde anlamak lazım. Mantık ilminin insan ile ilgili tanımı, böyle bir kayıtla doğru sayılır.

 

İnsanın dışındaki varlıkların da konuşabileceğine dair muhkem deliller vardır. Ancak o varlıkları konuşturabilmek herkesin gücü dahilinde değildir. Hz. Süleyman'a Allah tarafından kuşların ve karıncaların dili öğretilmişti.

 

"Süleyman Davud'a varis oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur." (Neml 17)

 

Hz. Süleyman ordusuyla bir karınca vadisine ulaştığında bir karınca, "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin dedi." (Neml 18)

 

Karıncanın bu çağrısını işiten Hz. Süleyman tebessüm ediyor ve bu nimetten ötürü şükrediyor. Surenin devamında Hz. Süleyman ile Hüdhüd kuşu arasındaki diyaloga da yer veriliyor.

 

"Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip ben dedi senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru bur haber getirdim:" (Neml 22)

 

Bu sarih ayetler, karınca ve kuşların da konuşabildiğini ancak onları konuşturmanın ve onların konuşmasını anlamanın ilahi bir lütufla mümkün olabileceğini gösteriyor. Bu ayetler, konuşmanın sadece insana mahsus olmadığına dair açık delillerdir.

 

Kur'an'da yer alan kıyamet sahnelerinden birinde insanın derisinin ve organlarının konuştuğunu ve şahitlik ettiğini görüyoruz:

 

"Nihayet oraya geldiklerinde gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahitlik edecektir. Derilerine: 'Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz' derler. Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştır. Yine O'na döndürülüyorsunuz derler." (Füssilet 20-21)

 

Bu ayetler, bütün varlıklarda konuşma potansiyelinin olduğunu ancak bu potansiyelin insanda fiili hale geldiğini, diğer varlıklarda ise fiili hale gelmediğini, Allah'ın irade ettiği zaman fiili hale gelebileceğini sarahaten beyan ediyor.

 

İnsanın afdal ve eşref bir varlık olup olmadığı mevzusuna gelince…

 

Ameli hikmet babında insan için yapılan bu tanım da şartlı ve kayıtlı anlaşılmalıdır. Aksi halde tanım eksik ve yanlış olur. Zira insanı yeren, onu hayvanlardan daha aşağı derecelerde tanımlayan ayetler vardır.

 

"Andolsun biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır." (Araf 179)

 

Kur'an; insanı zalim ve cahil (Ahzab 72), zalim ve inkarcı (İbrahim 34), apaçık düşman (Nahl 4), nankör (Zuhruf 15), gafil ve şaşkın (Araf 179) olarak tanımlıyor.

 

Eğer insan mevcudatın en afdal ve eşrefi ise, nasıl oluyor da cehennem onun yurdu oluyor? Kur'an'ın insan ile ilgili negatif tanımlarını nereye oturtacağız? İnsan afdal mı yoksa cahil mi? Eşref mi yoksa şaşkın mı? İnsan hangisidir?

 

Mantık ilmi ile ameli hikmette insana ilişkin yapılmış tanımlardaki eksiklikleri ve bu soruların cevabını irfan ilmi veriyor.

 

İrfan ilmine göre insan, potansiyel olarak çok sayıda kabiliyet taşıyan bir varlıktır. Konuşma kabiliyeti fiiliyata ulaşmış bir varlıktır. İrfana göre insan, Rabbani sıfatlar, ahlaki ve edebi güzelliklerle donatılmıştır. Bunları hayata aktardığı zaman gerçek insan olur. Eşref ve afdal insan, kendisindeki müsbet potansiyeli açığa çıkaran insandır.

 

Allame Hasanzade Amoli, 'insan, her ne zaman kendisindeki bu potansiyeli, liyakatı ve sermayeyi fiiliyata aktarırsa, hakiki, gerçek insan olur. İrfan'da hakiki insan, filiyata ulaşmış insandır' diyor.

 

Eğer insan, potansiyel olarak kendisinde var olan faziletleri fiiliyata dönüştüremez ise, konuşan bir hayvan, konuşan bir canavar olur. Hz. Ali'nin, "suret insan sureti ama kalp, hayvan kalbi" şeklinde tanımladığı bir canlıya dönüşür. İnsan, kendi fiiliyle kendisini hayvanlardan birine benzetir. Kendi ameliyle kendisini insan suretinde bir hayvana dönüştürür. Örneğin cani bir insan; kurt, sırtlan, kaplan gibi bir hayvandır. O, konuşan bir kurt gibidir. Hırsına esir olan bir insan, karınca gibi bir hayvandır. Hilekâr bir insan, konuşan tilki gibi bir hayvandır.

 

İnsanlar kıyamet günü, fiiliyata taşıdıkları özelliklerine göre şekil alır ve o şekil ile haşr olunur. Yani insanın amelleri surete dönüşür, şekil alır. İnsan, ameline göre şekil alır. Hz. Peygamber'in (s.a.v), Mirac gecesi ümmetini on hal üzere gördüğünü, bazılarını köpek, bazılarını kurt, bazılarını tilki, bazılarını karınca şeklinde gördüğünü bildiren hadisi, insanların mahşerde amellerinin mahiyetine göre şekilleneceğine ve insanın mana âlemindeki vechesine işaret ediyor.

 

Mantık ilmi, insanı konuşan canlı diye tanımlıyor. Bu tanıma göre Hz. Peygamber de insandır Ebucehil de. Mevlana, bu eksikliğe ve tezada işaretle şöyle diyor:

گر به صورت آدمی انسان بدی

احمد و بوجهل پس یکسان بدی

 

Yani adem şeklindeki herkes insan ise, o zaman Ahmed (Hz. Peygamber) ve Ebucehil ikisi de insandır. Nasıl bu ikisi aynı tanımın kapsamına girer?

 

İrfan ilmi bu tezada cevap veriyor. Hakiki insan, kendisindeki kuvve halinde bulunana faziletleri, ahlaki güzellikleri ve güzel sıfatları fiiliyata aktaran varlıktır diyor. Öyleyse kemalatın kendisinde fiile dönüşmediği insan gerçek insan değildir. O, şeklen ve zahiren insandır; mana olarak değil.

 

Netice olarak insan, doğuştan afdal ve eşref bir varlık değildir. İnsanın fazıl, kâmil ve şerif bir varlık haline gelmesi, Allah'ın potansiyel olarak kendisine verdiği kemalatı, cehd ve çaba sonucu fiiliyata aktarma şartına bağlıdır. Bunu başarabilirse, eşref-i mahlûkat ve afdal-ı mahlûkat olur. Aksi halde konuşan bir canavar ve insan suretinde bir hayvan olur.

fitrat.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.