Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

UBUDİYET

A+A-

 

 

YİTİRDİĞİMİZ DEĞERLERİMİZ-5

            Sonsuz kerem sahibinin adıyla…

            Hayati öneme haiz olup yitirdiğimiz değerlerimizden biriside UBUDİYETTİR! Ümmet olarak çoğumuz ubudiyet mefhumunu tamamen yitirmişiz! Kısmen iyi olanlarımız ise ubudiyeti ibadete indirgemişiz. Elbette ki ubudiyet ile ibadet arasında bir bağ/ilişki vardır ama asla “bir” değildirler. Zira ibadet belli başlı ritüellerden oluşan (namaz, oruç, zekât, hac…) birtakım davranış kalıplarından oluşmaktadır. Oysa ubudiyet ibadeti de içine almak suretiyle hayatın tümünü kapsamaktadır. Ubudiyet, Rahman ve Rahim olan Rabbimizin razı olduğu davranışlarda bulunmak ve razı olmadığı davranışlardan da özenle kaçınmaktır. “Abd”ı, ibadet; “abid”i de ubudiyet şeklinde ifade edenler vardır.  Ünlü âlim Sühreverdi de “abd” ve “abid” kavramlarına dikkat çekerek; “İbadet Allah’ın emirlerini yerine getirip yasakladıklarından kaçınma, yani “abid” olma; ubudiyeti ise her an Allah’ın gözetimi altında olduğunu bilme ve O’nun kulu, kölesi “abd”i olduğunun bilincinde hareket etme halidir.” şeklinde ifade eder.

            Ubudiyet, bilinçli bir şekilde ve esas mecrasında yapılmalıdır. Rabbine bilinçli olarak kullukta bulunmak, insan için gerçek özgürlük olduğu unutulmamalıdır. Zira ibadet ve ileri hali olan ubudiyet; insanı insan yapan yaratılışın zorunlu bir gereğidir. İnsanoğlu fıtraten kulluk yapma zorunluluğu hisseder. Doğru bir kulluk ile insan istikamet ve huzur bulur. 

            Ancak ubudiyet ile kulluğumuzun gerçek şuuruna varabiliriz. Yaratılış gayemizi anlar, istikamet belirler, hedef çizer ve ona göre hayatımızı anlamlandırarak yaşamaya koyuluruz. Hem hayatın ve hem de hayatın ötesinin bir anlam ve değeri gerçekten ubudiyet ile olur.

            Rabbimiz; Qur-an’ı Kerimi, Resulü Kibriyasına vahyederek, insanlık âlemi için hayatın anlam ve kaidelerini belirlemiş buyurmaktadır. Resulü Ekremini de bu yolun timsali olarak; kendine örnek almak isteyen, aklını kullanan kullarına örnek ve önder olsun diye göndermiş ve de görevlendirmiştir. Ki Rasulü Zişan, Qur-anın yaşayan canlı/somutlaşmış/insanlaşmış bir halidir.

            “Sana indirdiğimiz bu Qur-an, hayrı öğreten, insanlara faydalı/mübarek bir kitaptır. Akıl ve vicdan sahipleri bu ayetleri ciddi ciddi düşünüp, kendilerine neler kazandırabileceğini hesap etsinler, öğüt alsınlar diye indirdik!” (Sad, 29)

            “İşte bu Qur-an! Kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın bir tek İlah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt/ibret alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir bildiridir, uyarıdır!” (İbrahim, 52)

Evet, Qur-an öğrenilip, inanılıp amel edilmek için gönderilmiştir. Zira O, müjdeleyici, uyarıcı, hidayete erdirici, hak ile batılı ayırt edici (Furkan), hayatın kesin sınırlarını belirleyici, müeyyide uygulayıcı bir kitaptır! Bu gibi özelliklerin biz insanlar/inananlar tarafından bilinmesi, anlaşılması ve yaşanması için elbette ki sürekli okunmalıdır/okumalıyız. Qur-an’ın misyonu; gereği üzere okunmak, anlaşılmak, inanılmak ve emredildiği veçhile yaşanmaktır.

Okunmayan, gereği üzere anlaşılmayan, gereği üzere anlaşılıp inanılmayan ve inanıldığı üzere de amel edilmeyen kitap/Qur-an kabul edilmemiş sayılmaktadır! Uyarı/ihtar dikkate alınmamış, qale alınmamış demektir! Bu zaviyeden bakıldığında toplum olarak Qur-an’ı ne kadar anladığımız, O’na ne kadar inandığımız ve O’nunla ne kadar amel ettiğimiz konusu ciddi bir sorun olarak karşımız çıkmaktadır. Ne acıdır ki mevcut halimizle Qur-an’ a yüzümüzü değil, sırtımızı çevirmiş bulunmaktayız! Qur-an’a sırt çevirerekten; Rabbimizden hidayet beklemekteyiz! O’nu bilip, inanıp, yaşayarak kulluğumuzu ifa edeceğimize; ya tamamen ve bilinçli olarak sırtımızı çevirmiş ya da O’nun la aramıza inanca müteallik çeşitli duvarlar örmüş bulunmaktayız.

“Bedevîler «İnandık» dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama «Boyun eğdik» deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Hucurat, 14) İman etmek insanın hayatıyla Qur-an’ın birleşmesi, bir olması demektir. Nasıl ki iman edenlere örnek olan Rasulullah(sav)’ın hayatı Qur-an idiyse, iman edenin de hayatı, ahlakı Qur-an olmalıdır. Rabbimiz, bu ikisini tam anlamıyla birleştirmektedir. Ama kendi halimize (fert ve toplum olarak) baktığımızda ise bu ikiliyi (Hayatı ve Qur-an’ı) ısrarla ayrıştırmaya çabalamaktayız! Ne acı ve ne hazin bir hal üzereyiz!

Bizler bu gün imanı, Müslüman olmayı belli başlı kalıplara indirgemiş ve bu kalıpların da içini boşaltmış bulunmaktayız. İbadet ile hayatı ayırmış; ibadetin yeri ve zamanını kısıtlamış, hayatın gerçeğinden ayırmışız. Ubudiyeti ibadete indirgemiş, ibadeti hayattan bağımsız ve bağlantısız hale getirmişiz! Adeta ruhbanvari birkaç ruhani tatminkârlığa çevirmişiz. Oysaki ubudiyet hayatın tümüdür. Bilinçli, dirençli, idealli, hareketli bir hayat ve hayatın tamamı!

“Onlara Kur'an okunduğu zaman secde etmiyorlar.” (İnşikak, 21) Qur-an ve secde! Secde ve ubudiyet! Ubudiyet ve ikamet! Hayatı secde ile kaim ve daim kılmak! Nasıl ki İslam’ın gereği olarak hayat ezan ve kamet arası bir süre ise; bu süre ezan ve kametin bilinci üzere geçmelidir. Bu Rabbani süre sakülerleştirilmeden arı ve duru bir şekilde olmalıdır. Ubudiyet nasıl ki bütün bir kâinatta/evrende eksiksiz bir şekilde cari ise¸aynı icraat insanın da hayatında kendisini göstermelidir. Kâinatın tümü nasıl ki; Rabbani vahye istisnasız boyun eğmiş ise; insan da istisnasız bir şekilde ilahi ahkâma boyun eğmek durumundadır. Unutulmamalıdır ki; kâinat, ilahi ahkâma/sunnetullaha uymadığında curcuna/kıyamet kopacaksa; insanın da hayatı bu sınırları ihlal ve ihmal ettiği zaman insanın kıyameti kopma noktasına gelecektir. Şairin deyimiyle o zaman insan ‘hayat süren leşler’ haline gelecektir/gelmektedir.

Ubudiyet, Qur-an’nı gereği üzere anlama, anladığına gereği üzere inanmayı ve inandığına da gereği üzere yaşamayı şart koşmaktadır! Hayatı ile Qur-an’ın hükümlerine şahit olunmalıdır. Qur-an üzere bu hayatın şahidi olmak ve Qur-an’ı da hayata şahit kılmak, ubudiyetin zorunluluğudur. Qur-an ile hayata şahitlik etmeyenler, ubudiyeti başka mihraklara tevdi etmiş olurlar ki; bu aynı zamanda cahiliye saplantısını ve emanete ihaneti beraberinde getirmektedir. Emanet, Rabbimizin bizlere vermiş olduğu bu hayatın tümünü kapsamakta ve kendisinin emir buyurduğu kıstaslar üzere yaşanmasını gerektirmektedir. Külli hayatta nasıl ki bir tek İlah hüküm sürdürmekte ise; insanın da hayatında bir tek ilahi ahkâmın hüküm sürmesi; barış, huzur, güven ve mutluluğun yegâne ölçüsüdür. Bu ahkâm üzere olmak, hayatta kargaşanın, curcunanın, zulüm ve haksızlığın bütün yollarının kapatılması demektir.

İnsan yaratılışının amacı; Rabbine kulluk etmesidir. Böylece hak üzere olmak, batıldan beri olmak; ubudiyeti Rabbe has kılmak ile insan amacına yönelmiş, dosdoğru istikamet üzere olmuş olacaktır. Dünya ahretin mezrasıdır. Bu mezrada ziraatı; ziraatın kural ve kaidelerine güre işletmek, gerçek ikametgâha akıllıca hazırlanmanın da gereğidir. Mezrada da, esas ikametgâhta da salihlerden olabilmenin yegâne yolu; ubudiyeti Rabbe has kılmaktan geçmektedir.

Ahseni takvim üzere yaratılmış olmak her ne kadar bir avantaj ise de; bu Ahsenliği koruyabilmek, kulluğun icrasına bağlıdır. Dünya ve dünyalıkların aldatmacalarına kanmamak, dünyevileşmeden/dünyevileşmekten korunabilmek, sahih bir ubudiyet anlayış ve bilincinin gerçekleşmesi ve yaşanmasıyla mümkün olabilecektir. Allah(cc)’a kulluk/ubudiyet, alternatifsiz bir hayat anlayışı ve pratiğini zorunlu kılar. Şurası muhakkaktır ki, Rahmanın hayat kıstaslarının alternatifi, insanı mutlak bir cehalete sürükler. Bu alternatif hayat, ne ve kim adına olursa olsun asla fark etmez. İster herhangi bir beşeri ideoloji, felsefi düşünce veya fikir olsun, isterse dini bir kisve adı altında hurafe ve mistik bir anlayış/kavrayış olsun değişen pek de bir şey yoktur.

Ubudiyeti gereği üzere Rabbimize has kılmak; âlemlerin Efendisini de kendimize yegane önder ve örnek kılabilmek dua ve temennilerimle… 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.