1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Tutarsızlığın rasyoneli
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Tutarsızlığın rasyoneli

A+A-

Hükümet, tutarsız ve çelişkili adımlar atarak kendine has bir siyasî strateji oluşturmakta maharet kazandı. Görünen o ki toplum da buna alıştı.
Tutarsızlıklar kanıksanıyor ve sanki siyasetin ‘çerezi' muamelesi görüyor. Laik aydınlardan gelen itirazlar henüz derinliği olan bir analize imkân vermeden başka bir gündemin peşinden koşmak durumunda kalınıyor. Başbakan ise bu süreçte bir paratoner işlevi görmekte... Böylece hem mücadele sürüyor ve seçmen kitlesi tahkim ediliyor hem de hedeflenen oyu olumsuz etkileyeceği varsayılan alanlarda reform adımları atılmaya devam ediliyor.

Kürt meselesinde BDP'li parlamenterlerin dokunulmazlığı konusu doğal olarak ön plana çıktı. Aslında siyasî açıdan bakıldığında, bazı BDP'lilerin ayarlanmış bir mizansenle kırsalda PKK'lı bir grupla karşılaşıp kucaklaşmalarının ‘hatırlanmasına' hiç gerek yoktu. BDP'nin bu tür bir tahrik eylemini tekrarlayacağına dair bir emare gözükmüyordu. Ama olayın tekrarlanmamasının garantisi de yoktu. Öte yandan hükümetin söz konusu tahriki sineye çekmiş, karşılığını verememiş olmasının milliyetçi cenahta bir bedelinin olması da beklenebilirdi. Başbakan'ın algı ve hassasiyetinin yönettiği siyaset dengelerinin sonucu olarak dokunulmazlık konusu da bir anda piyasaya sürülmüş oldu. Tersten bakıldığında bu tutumun da bizatihi bir tahrik ima ettiği ve BDP'yi ayrılıkçılıkla barışçı siyaset arasında sıkıştırmayı amaçladığı görülüyor. Öte yandan böyle bir gerilim ortamından herhangi bir çözüme giden yol üretilebilmesi çok kuşkuluydu. Nitekim tüm fezlekelerin kapsanması ile meseleyi zamana yayan bir orta yola girilmiş oldu. Belki de başta yargının tutukluluk kararı almamasına dayanan bir ‘ara çözüm' düşünülmüştü. Ne var ki vesayet sisteminin temel ayaklarından biri olan yargının Kürt meselesini bloke etme ihtimali hiç de az değildi.

Bu çatışma atmosferi gündemi esir alırken, AKP Meclis alt komisyonunda muhalefetin itirazına rağmen mahkemelerde sanıkların pratikte istedikleri dilde savunma yapabileceklerini kabul etti. Daha önceki yazılımda yer alan ‘meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe' bilip bilmeme ibaresi tasarıdan çıktı. Buna ek olarak Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yargılananlar aleyhine var olan ayrımcı bir uygulama da ortadan kaldırıldı. Eski tasarı metninde cezanın infazı hastalık ve hamilelik gibi belirli koşullarda ertelenmekte ama bu imkân TMK'dan yargılananlara tanınmamaktaydı. Oysa tasarının son halinde bu koşul da kaldırıldı… Diğer bir deyişle hükümet olması gereken yönde adım atmayı sürdürüyor. Reform hızının yavaş olduğunu öne sürebiliriz ama Başbakan'ın tek adam halleri bizi aldatmasın, çünkü bu reformların AKP içinde bile kabulünü sağlamak pek kolay değil. Nitekim Adalet Bakanlığı'nın hazırladığı 4. yargı reform paketinin bazı maddeleri, özellikle KCK tutuklularının salıverilmesine yol açacağı itirazıyla bizzat bazı bakanlar tarafından engellendi. Bütün bunlar olurken Başbakan bir gazeteci sorusuna epeyce ilginç bir yanıt vermekten de çekinmedi… PKK'ya yönelik ‘silah bıraksınlar' çağrısı sorulduğunda önce “Silahların susması değil, bırakılması. Susma diye bir şey olmaz.” diyen Erdoğan sonrasını şöyle getirdi: “Kandil'de duruyorsa dursun orada. Eylem olursa aynı şekilde operasyonlarımız sürer.” Bu değerlendirme ateşkesin anlamlı bir adım olarak görüleceğinin habercisi, hükümetin çözüme açık bakışının bir yansıması.

Anlaşılan o ki, Başbakan hem çok yönlü siyasî dengeleri kollamaya hem de kendi partisindeki iç dengeleri elden kaçırmamaya çalışıyor. Herhalde kimse herhangi bir siyasî partiden kendi iktidarını tehlikeye atacak bir idealizm bekleyemez. AKP'nin hedefi de kendisine risk oluşturmayacak bir zamanlama içerisinde, toplumsal dengeleri koruyan bir reform gerçekleştirmek. Bu arada AB ile mesafenin açıldığını, muhalefetin iktidardan daha tutucu olduğunu da akılda tutmakta yarar var.

Tablo bununla da sınırlı değil: AKP'nin vesayet sistemiyle çatışması devam ediyor ve güvenlik bürokrasisi üzerinde hakimiyet kurmak için en az on yıla daha ihtiyaç var. Çünkü mesele bürokrasinin bir direnç siyaseti geliştirmesinin ve hükümeti oyuna düşürme yeteneğinin kalmadığı bir noktaya gelinebilmesi. Bu ise AKP'nin en temel hedefinin ne olduğuna işaret ediyor: İktidarın sürekliliği. Seçim kazanmak yetmiyor, art arda bütün seçimlerin kazanılması gerekiyor. Bu ise zamana yayılan farklı koalisyonların kollanmasına yol açıyor. Tek bir seçim kaybı veya ani oy düşüşü bile siyaseti geçmişte kaldığı sanılan bir noktaya geri götürebilir çünkü…

e.mahcupyan@zaman.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.