1. YAZARLAR

  2. İbrahim GÜÇLÜ

  3. Türkiye'de Olan Bir Halk Hareketi mi, Jakoben bir Hareket mi?
İbrahim GÜÇLÜ

İbrahim GÜÇLÜ

İbrahim GÜÇLÜ
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye'de Olan Bir Halk Hareketi mi, Jakoben bir Hareket mi?

A+A-

     Türkiye’de on gündür devam eden kitlesel bir hareketlilik var. İstanbul’da başlayan bu kitlesel hareketlilik, Türkiye’nin birçok şehrine yayıldı. Bazı şehirlerde bu kitlesel hareketlilik barışçıl, demokratik, sivil itaatsizlik rasyonelleri içinde devam ederken, bazı şehirlerde de çatışmalı bir ortamda devam etti / ediyor. Ne yazık ki bu kitlesel hareketliliğin bilançosu iki insanımızı kaybetmek, binlerce insanın yaralı olması, milyonlarca değerinde maddi kayıp, karşılıklı güvensizlik.

     İstanbul’da başlayan bu hareketin gelişip, kartopu gibi büyümesinden sonra, haklı olarak önemli ve temel konuların tartışılmasını da kendisiyle birlikte getirdi. Bu temel ve önemli konuları, birçok ana başlık etrafından toplamak olanaklı. Herkesin de kendi bakış açısıyla haklı olarak bu farklı konuları farklı kategorize etmesi oldukça normal. Bu bağlamda benim de bir kategorileştirmem var. Buna göre sorunu ele alacağım.

     Değişmeyen temel neden: Devletin karakterinin değişmemesi…

     Bu son kitlesel hareketlenmeden bağımsız olarak, Türkiye’nin temel bir meselesi var. Bu temel mesele hal edilmeden, değişik kesimlerin, değişik nedenlerden dolayı ayaklanması, özellikle de Kürtlerle çatışma kaçınılmaz olacaktır.

     Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra, sömürgelerin hepsi kaybedildi. Sadece Kürdistan sömürgesi, bölünmüş haliyle büyük parçası yeni kurulan devletin egemenliği altında kaldı. Devlet, bir elit’in devletin olarak, kemalist elit’in devleti olarak yapılandı. Kemalist devlet Türk ulusuna dayalı olarak kendini tanımladı. Ama Türkler'in tümünün değil, küçük bir kesiminin devleti oldu.

     Kemalist devlet, Türkler'in küçük bir kesiminin devleti olunca, Kürtler'in, diğer etnik toplulukların devleti olması da olanaklı değildi. Bu nedenle yeni kurulan devlet, Türk ulus olma özelliği taşımasından, bir millet olarak hareket etme olanaklarından dolayı Kürtler'i red ve inkâr etti. Kürtler'in Türk oldukları resmi tezini benimsedi. Kürtler'i asimilasyon, katliam ve değişik türden jenosidlerle yok etmek istedi.

     Devlet aynı zaman değişik dinsel, mezhepsel, sınıfsal kesimlerin de devleti olmadı. Devlet, kendisi için İslam’a dayalı yeni bir devlet dini; Sünnîlik'e dayalı bir devlet mezhebi yarattı. Aleviler'i yok saydı, dışladı, ötekileştirdi. Alevi Kürtler'i hem millet karakterlerinden dolayı ve hem de mezhepsel karakterinden dolayı daha çok baskıladı. Kürtler'i millet olarak red ve inkâr ettiği gibi, Alevîlik'i de red ve inkâr etti.

     Yani mevcut devlet, küçük bir azınlığın devleti; bundan dolayı demokratik olmayan otoriter, sömürgeci, faşizmi içselleştiren bir devlettir.

     Bu nedenle başta Kürtler olmak üzere, Türk toplumunun da değişik kesimleri, diğer etnik, dinsel, mezhepsel gruplar da bu devleti, kendi devletleri kabul etmemekteler. Bu nedenle, bu devlete güven duymamakta, bu devleti yıkarak yerine yeni devlet kurmak, ya da devleti kendi devleti haline getirmek için yüzyıldır bir çaba var.

     Bu çaba çatışmalı, kanlı devam ederek bugünlere geldi.

     Devleti yöneten siyasi elitlerin değişmesi ve yeni hükümetlerin oluşması da bu gerçeği değiştirmiyor. Bu nedenle kemalist devletin, İslamcı yeni bir grup, hem de yüzde elli oy alan İslamcı bir kesim tarafından yönetilmekte olması da gerçeği değiştirmiyor.

     Bu gerçek, Kürtler'in kolektif haklarının iadesi konusunda devam eden süreç açısından da en büyük sorunlu durumdur.

      AK Parti Hükümeti devleti değiştirmeden, devletin bir elit’in devleti olarak devamını sağlayarak, Kürtler'in tarihi sorununu çözeceğini zan ediyor. Bu bir hayaldir.

     Diğer toplumsal sorunların da devlet değişmeden çözülmesi olanaklı değildir. Çünkü mevcut devletle yöneticilerde ve hükümetlerde oluşan; ya da hemen zehirlenmeyi sağlayan bir zihniyet var.

     Son kitlesel hareketin ortaya çıkışının nedenleri?

     Kitlesel hareket, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi'nin “Gezi Parkı” projesini hayata geçirmek istemesiyle başladı. Bilindiği gibi, “Gezi Parkı” projesi konusunun çözümlenmesi için değişik kesimlerden, akademik kesimlerden oluşan bir platform vardı. Bu platformun talepleri genel olarak İstanbulluların taleplerini ifade etmesine rağmen, bunların talepleri belediye tarafından kale alınmadı. Özellikle de Gezi Park’ındaki ağaçların kesilmesini engellemek için parka çadır kuran çevrecilerin sabah erken polis baskınına uğraması, vandal ve barbar bir uygulamanın hayata geçmesiyle kitlesel hareket gelişmeye başladı.

     Kitlesel hareketin büyümesinin nedenleri?

     Hükümetin, valiliğin, polisin insanlık dışı uygulamaları; hükümetin sosyal hayata müdahale anlamasına gelen son yıllardaki ve dönemdeki kararları; özellikle de Başbakan'ın tutumu ve saldırgan üslubu; demokrasi dışı tutumlar; kişisel ve kolektif hak ve özgürlüklere tecavüzler ve saldırılar ilk başlarda küçük olan tepki hareketini büyük kitlesel boyutlara taşıdı. Bu kitlesel gösteriler İstanbul’un sınırlarını aşarak Türkiye’nin sorunu, bütün kentlilerin sorunu oldu. Tipik küçük bir isyan ve direnişi hareketi yapısını kazandı.

     Kitlesel hareketi kim/kimler örgütledi?

     Gezi Parkı Hareketi’ni ilk başlarda örgütleyenler, Gezi Parkı Platformu'ydu. Büyük ölçüde de kendiliğinden gelişen tepkisel, bir öfke ve onur hareketiydi. İktidarın yıkılmasını hedef alan bir hareket değildi.

     Hükümetin ve bürokrasinin uygulamalarından sonra, kitlesel hareketin büyümesinden sonra bu harekete katılan her siyasi kesim, kendi amaçlarına uygun açıkça olmazsa da kitlesel hareketi yönlendirmek için aynı zamanda örgütlemeye başladılar, derin devlet güçleri, Ergenekoncular, ulusalcılar da bu eylemi iktidarın yıpratılması ve yıkılması amacıyla değerlendirmeye başladılar.

     Katılımcılar…

     Bu kitlesel eyleme, siyasi olan ve olmayan tüm toplumsal kesimlerin katılımından bahsetmek mümkün. Öncelikle bu kitlesel hareketin ilk motoru konumunda olan kesim, çevreciler, yeşilciler, doğa sevenler, İstanbul sevdalılarıydı. Daha sonra katılımcılar çok renklendi, çeşitlendi. BDP’liler iki arada bir tutumla katılım gösterdiler. Kulaklarının çekildiği yerde geri çekiliyorlar, kontrollü olunmayan yerlerde kendilerini göstermeye çalışıyorlar. CHP’liler, İP’liler aktif katılımcılar. MHP’lilerin bir kesimi pasif katılımcılar. Türk sol ve sosyalist partilerin taraftarları aktif katılımcılar. Sanatkârlar, yazarlar, aydınlar, bağımsız liberaller, Kürtler, muhalif İslamcılar. Ulusalcılar, Ergenekoncular. Değişik etnik ve dini gruplardan İstanbul sevdalıları ve demokratlar.

     Bu kitlesel hareketin karakteri: Bir halk hareketi mi, yoksa jakoben bir hareket mi?

     Bu kitlesel hareket, kendiliğinden bir tepki, onur, demokrasi, doğaseverlik, İstanbul sevdalılığıyla başlayan bir hareket olmasından dolayı bir halk hareketi karakteri taşımasına rağmen; daha sonraki katılımlarla bu harekete jakobencilik eklemlendi.

     İktidarı amaçlayan ve hükümetin yıkılmasını isteyen kesimler, taleplerini demokrasi dışı metotlarla gerçekleştirme amaçlarını taşımaya başladılar. O noktadan sonra, halk hareketi kirlenmeye, zehirlenmeye, amacından uzaklaştırılmaya başlandı. O noktadan sonra çatışmalardan medet umuldu.

     Kitlesel hareketin amaçları: Demokratik ve reformcu amaçlar mı, iktidarı yıkmak mı?

     Kitlesel hareketin amacı, ilk başlarda sadece Gezi Parkı’nın yaşaması, o bölgedeki dokunun bozulmaması içindi.

     Daha sonra bu kitlesel hareketin amacı, zorbalığa karşı çıkma, polisin uygulamalarına direnmeye, başbakanın nobralığına karşı tepkiye dönüştü.

     Demokrasinin genişlemesi, hak ve özgürlüklerin korunması talepleri dile getirildi.

     Daha sonra da bir onur hareketi boyutunu kazandı. Hareket içinde hükümetin istifasını isteyen, milli faşist bir hükümetin kurulması talepleri gündeme geldi.

     Onun için talepler açısından bir karmaşa, belirsizlik, önemli kesimlerin de durumdan vazife çıkarma konumunda oldukları görülmekte.

     Bu hareketle Kürtler arası ilişkiler nedir?

     Bu harekete Kürtler'in yoğun katılmaması, yoğun tartışmalar getirdi. Birinci neden, BDP’nin tutumundan gelen bir yaklaşımdır. İkinci neden, Kürtler'in Türk muhalefetine olan güvensizliğidir. Türk muhalefetinin Kürtler'e yönelik uygulamalarda tutum takınmamasıdır. Üçüncü neden, Kürtler'in kendi kaderini tayin hakkı ile demokrasi arasındaki bağın anlaşılmamasıdır. Kürtler'in kendi kaderlerini kendi iradeleriyle tayin etmesi en demokratik bir harekettir. Özelde Türkiye’de demokratikleşme doğrudan Kürt milli meselesini çözmezse de doğrudan olumlu etkileyecek bir aktördür. Bu nedenle Kürtler'in demokratikleşmeyi küçümsemesi söz konusu olamaz. Bu kitlesel hareket Türkiye’de demokratikleşmeye katkı sağlayacak bir hareket. Bu nedenle Kürtler'in bu hareket olumsuz bakması düşünülemez.

     Bir Türk Baharı’nın öncelleri mi? Ya da bir Türk Baharı olur mu?

     İkameci, aşırmacı, kopyacı bir anlayışla Türkiye’deki bu son kitle hareketini “Arap Baharı”na benzetenler var. Eğer bu kitlesel hareket bir “Arap Baharı Hareketi” ise, iktidarı yıkacak, iktidarın yıkmayı amaçlayan bir hareket anlamına gelir.

     Hareketin analizi ve Türkiye analizi bunun bir “Türk Baharı” olmayacağını ortaya koyuyor.

    Türkiye kategorik olarak, yarı-demokratik ülkeler kategorisinde. Bu nedenle iktidar için balansları, iktidarın değişimin sağlayacak mekanizmalar var.

     Hükümetin tutumu…

     Hükümetin tutumu, oldukça olumsuz, sorumsuzdur. İlk başlarda tekçi, elitik, demokratik olmayan, otoriter devlet yönetiminin tutumuydu. Özellikle de Başbakan'ın tutumu tipik bir Kemalist Yönetim Başbakanı'nın tutumu.

     Hükümetin tutumunda, daha sonra, başbakana rağmen bir değişme oldu. Bu tutum değişikliğinin varacağı yeri biraz beklemek gerekir.

ibrahimguclu21@gmail.com

     GELAWEJ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.