1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Türkiye nereye gidiyor?
Türkiye nereye gidiyor?

Türkiye nereye gidiyor?

Almanya’nın önde gelen Ortadoğu uzmanlarından Michael Lüders, Ankara saldırısı sonrası izlenim ve görüşlerini DW Türkçe’den Başak Özay'a anlattı.

A+A-

DW Türkçe: Sayın Lüders, şu anda Türkiye'de, Sakarya’da misafir öğretim görevlisi olarak bulunuyorsunuz. Sizin gözlemlerinize göre Türkiye'deki ortam Ankara'daki kanlı saldırı sonrası nasıl?

Lüders: İnsanlar çok endişeli. Ankara’da vuku bulan korkunç terör saldırısının İstanbul’da veya ülkenin başka yerlerinde de meydana gelmesinden kaygılı. Bu saldırının arkasında kimin olduğuna dair de çok fazla soru işareti var. Türk hükümetinin savunduğu gibi gerçekten de IŞİD mi yoksa başka aktörlerin de rolü var mı? Hükümet yas tutulmasına neden izin vermiyor? Ankara’da saldırının bütün kanıtları ortadan kaldırıldı. Yas amacıyla düzenlenen protestolara bile müsamaha gösterilmiyor. Bütün bunlar insanları üzüyor. Türkiye’nin nereye doğru gittiğini soruyorlar.

Michael Lüders

Michael Lüders

DW Türkçe: Türk hükümeti fail olarak IŞİD’e işaret ediyor. Suruç saldırısından birkaç ay sonra meydana gelen bu saldırıda da onlarca kişi hayatını kaybetti. Türkiye, tam da seçim öncesi dönemde neden bir kez daha hedef alındı sizce?

Lüders: Hükümetin, saldırının faillerinin IŞİD teröristleri olduğu yönündeki resmi bakış açısına çok dikkatli yaklaşmak gerekiyor. Tabii ki bu ihtimal dışında bırakılamaz, ancak obejktif olarak bakıldığında IŞİD’in aslında Türk hükümeti ile gayet iyi ilişkiler içinde olduğu görülüyor. Türkiye’de tedavi edilen IŞİD militanları var. Türk gazetelerinde, IŞİD’e silah gönderildiği iddiaları yer alıyor. IŞİD’in gelir kapısı olan petrolün bir kısmı mafyavari ilişkiler üzerinden kısmen Türkiye’de satılıyor. Bütün bu çerçeveden bakıldığında, IŞİD’in en önemli ‘müttefiklerinden’ birine bu denli büyük bir terör saldırısı düzenlemesi pek akla yatkın gelmiyor. Saldırının arkasında kimin olduğunu bilmiyoruz. Kürt çevreleri hükümeti sorumlu tutuyor fakat kanıtları yok. Bu saldırının neden düzenlendiğini belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Ama 1 Kasım seçimleri ile bağlantılı olduğu çok açık. Bunu yapan her kimse halkı korkutmayı, Kürtler ile Türkler arasındaki çatışmaları daha da kışkırtmayı amaçlıyor.

DW Türkçe: Sizce Türkiye yanlış Ortadoğu politikalarının bedelini mi ödüyor?

Lüders: Evet, böyle denebilir. Erdoğan hükümeti Batılı devletler ve Körfez ülkeleri Esad rejiminin olabildiğince hızlı bir şekilde devrilmesi konusunda çok erken anlaştı. Bundan hiçbir sonuç çıkmadı, Esad hala iktidarda. Rusya’nın geçen aydan bu yana rejimi askeri olarak da çok güçlü bir şekilde desteklemeye başlamış olması ile birlikte Esad’ın devrilmesi ihtimali daha da zayıfladı. Onun yerine Türkiye, Suriye’deki duruma ilişkin yanlış bir öngörüde bulunulmuş olmasının ağır bedelini ödüyor. Milyonlarca Suriyeli sığınmacı şu anda Türkiye’de veya Türkiye üzerinden Avrupa’ya kaçmaya çalışıyor. Türk hükümeti, -tabiri caizse- yanlış ata oynadı. Şimdi de bunun sonucu olarak sınırlar istikrarsızlaştı. Zira Suriye’deki Kürt savaşçılar PKK ile yakından bağlantılı. Bu Türkiye’nin, IŞİD’in Kobani’yi haftalarca bombalamasına neden göz yumduğunu da açıklıyor. Bütün bun olanlar iyi şekilde sonuçlanmayacak. Bu konu hakkında fikir yürüten herkesin bildiği tek bir şey var; Türk hükümeti ile PKK arasında sadece müzakere yoluyla bir çözüme ulaşılabilir. Bu çözüm süreci de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından rafa kaldırılana kadar iyi bir yoldaydı.

DW Türkçe: Ankara’daki saldırının ardından birçok kentte protesto gösterisi düzenlendi, özellikle Kürtler hükümete öfkeli. Bazı yerlerde polis gösterilere sert şekilde müdahale etti. Sizce bu koşullar altında çözüm sürecini yeniden canlandırmak mümkün mü?

Lüders: Bu kuşkusuz çok zor. Çünkü Türk hükümeti içinde yeni bir yönelimin emareleri görülmüyor. Bildiğimiz kadarıyla Ankara’nın PKK ile savaş stratejisini gözden geçirme gibi bir niyeti yok. Bilakis, Türk hükümetinin Kürtlere karşı askeri yöntemlere başvurma konusundaki kararlılığı daha da güçlenmişe benziyor. PKK’nın tek taraflı ateşkes ilanına da Türk ordusu PKK mevzilerini bombalayarak karşılık verdi. Bütün bu olanlardan, Türkiye’de durumun daha da kötüleşeceği sonucu çıkartılabilir.

DW Türkçe: Bazı yorumlarda Türkiye’de bir iç savaş olabileceği tehlikesine dikkat çekiliyor. Bu görüşü paylaşıyor musunuz?

Lüders: Bence bu biraz abartılı bir değerlendirme. Türkiye’de hiçbir zaman Suriye benzeri bir tablo oluşmayacak. Fakat her iki tarafta da – Kürtler ve Türkler- aşırı milliyetçiler birbirlerine karşı şiddet kullanmaktan imtina etmiyor. Bu çok olumsuz bir gelişme. Tabii güvenlik durumu rahatsız edici, özellikle kalabalık yerlere gitmeden önce insanlar iki kez düşünüyor. Bu turistler için de geçerli. İnsanlar Taksim’den geçerken huzursuz oluyor; zira İstanbul’da bir saldırı olması durumunda Taksim sembolik bir yer olarak hedef seçilebilir. Bunu burayı ziyaret edenler de biliyor. Bu şekilde devam ederse Türkiye ekonomik açıdan büyük sorunlarla karşı karşıya kalacak. Yabancı yatırımcılar çekimser davranacak ve ülkeye daha az turist gelecek.

DW Türkçe: 1 Kasım seçimlerine kısa bir süre kaldı. Seçimlerden sonra ülkeye barış ve huzurun hakim olacağını düşünüyor musunuz?

Lüders: Bunu sadece umut edebiliriz. Fakat son anketlere göre sandıktan 7 Haziran'la benzer sonuçlar çıkacak. Yani AKP’nin bir koalisyon ortağına ihtiyacı olacak. 7 Haziran seçimlerinden sonraki aylarda AKP gerçek anlamda müzakere etmeye pek de istekli değildi. Çok sayıda Türk, Erdoğan’ın sonuçlar kendi istediği gibi çıkana kadar seçimi tekrar ettirmesinden endişe ediyor. Bu tabii Türkiye’deki istikrarsızlığı daha da artırır.

DW Türkçe: Almanya Başbakanı Angela Merkel pazar günü Türkiye'ye gidecek. Merkel’in gündeminde sığınmacı konusu var. Son dönemde Türkiye ile AB arasında bu konuda pazarlıklar yapılıyor. Yeşiller Eş Başkanı Cem Özdemir gibi bazı politikacılarsa Türkiye ile pazarlıkların askıya alınasını talep ediyor. Sizce AB nasıl bir yol izlemeli?

Lüders: AB mülteci akınının durdurulması konusunda kararlı. AB gibi Alman hükümeti de Türkiye’nin kilit bir rol oynadığını düşünüyor. Türkiye’den sınırlarını iyi şekilde denetlemesi istenecek. Ankara’ya da bunun karşılığında milyarlar tutarında mali yardım yapılacak ve Türkiye siyasi olarak da desteklenecek. Bu kısaca şu anlama geliyor, ne Brüksel ne de Berlin Ankara’yı Kürt politikasını gözden geçirmeye davet edecek. Avrupa Birliği ve Alman hükümetinin Türk hükümeti ile işbirliğine ihtiyacı var. Fakat Erdoğan’a hükümetinin politikasının Türkiye için hem ekonomik hem de politik olarak bir felaket olduğu net bir şekilde söylenmeli. Fakat tam olarak da bu yapılmıyor. Ne NATO, ne AB ne de Berlin Türk hükümetinin tutumunu eleştiriyor.

©Deutsche Welle Türkçe

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.