1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Türk Ordusunun Diyarbakır Sevgisi
Türk Ordusunun Diyarbakır Sevgisi

Türk Ordusunun Diyarbakır Sevgisi

A+A-

Evet, bazı Müslüman Türk kardeşlerim kızacak ama yazacağım. Bir vesileyle değindiğimiz gibi bu durum Yavuz Sultan selim ile başladı. Peki, Yavuz kimdir?

Memleketler çaldığından, işgal ettiğinden dolayı kendisine hırsız anlamına gelen yavuz lakabı verilmiştir. İnanmayanlara, yavuz hırsız ev sahibini bastırır, örneğini verebiliriz. Keza onbinlerce Alevi Türkmen ve Kürd öldürdüğünden de bu ismi almış olabilir. Demek ki yavuzun ikinci manası da kan dökücü anlamına gelmektedir.

Yavuz'un marifetleri bununla da sınırlı değildir. İstişare ile iktidara gelen dört halifeden (Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali) sonra İslam'a uygun bir halifelik olmadığı halde, Emevilerden başlayarak sahte bir halifelik makamı icat edildi ve Yavuz Sultan Selim bu sahte ve meşru olmayan makamı alabilmek için Kürdistan'ı, Arabistan'ı ve Mısır'ı işgal etti.

İslam ülkelerini feth ettiğini ileri sürerek İslam birliğine, Alevi Türkmenleri ve Safevileri öldürerek de Türk birliğine, Kürdleri öldürerek de kardeşlik ve dindaşlık, insanlık hukukunu çiğneyen hırsız ve kan dökücü yavuzun Diyarbakır'ı işgal etmesi Kürd-Türk ilişkileri açısından bir milattır. Osmanlı Bizans'ın devamı olduğundan Kürdler onlara Rum derlerdi.

Kürdlerin İdris-î Bitlisî öncülüğünde bu zalim ve sahte halifeye biat etmesi bile onları kurtaramamış, her vesileyle Kürdlerin kanı akıtılmıştır. İçişlerinde özgür, dışişlerinde Osmanlıya bağlı Kürdistan modeli ve sözü zamanla merkeziyetçi bir siyasetle yok edile edile, Türkiye Cumhuriyetinin İngilizlerle anlaşıp Lozan'ı imzalaması ve 1925 yılında vuku bulan Şeyh Said hadisesiyle beraber kadim bir coğrafya olan Kürdistan gerçeğiyle, asil bir millet olan Kürdlerin inkârına kadar vardı.

Bugün Türk Genelkurmay Başkanı Diyarbakır'ı sevdiğini, çünkü 'terörle mücadeleleri için' yegane merkez olduğunu zikrederken, Diyarbakır müftüsü de; Mübarek ramazan ayında gerçekleri ters yüz ederek, Kürdçe vaaz ve hutbe için kendilerine müracaat olmadığını söyleyerek güya doğru konuşmaktadır. Bir milyon dilekçe de sana verilse Türk genelkurmayının onayı olmadan senin ve diyanetinin böyle bir uygulamayı başlatma dirayet, niyet ve yüreğe sahip olmadığınız bilinmektedir.

Son bir ay içerisinde cereyan eden birkaç örnek olayı sizinle paylaşarak Türk yetkililerin Müslüman dindaşları ve komşuları olan Kürdlere ve Kürdistan'a bakışlarını açıklamaya çalışayım.

1. Cola Kurda olayı. Malumunuz Cola Turka diye bir şey vardır. Bir Kürd Firması da bunun bir benzerini üretmek için Türk makamlarına müracaat etmiştir. Fakat gerekçe hem ahmakça hem de alçakça; Cola Kürda'nın ahlak dışı bir isim olduğu belirtilerek veya bu kelimenin de içinde geçtiği ilgili mevzuat maddesine atıfla izin verilmemiştir. Türk için ahlaklı olanı Kürd isteyince ahlaksızlık oluyor.

2. Kürdistan şehri olup da İran siyasi sınırları içerisinde bulunan Urumye kentinde bir fotbol şenliği düzenlenir. Türkiye'den Erzurum, Azerbaycan'ın bazı illeri, Irak'tan da bir iki şehrin yanı sıra Irak'a bağlı Federal Kürdistan Bölgesinin Başkenti Erbil takımı katılır. Erbil takımı hukuki ve tabii bir durum olan ( Irak-Kürdistan ) ibareli gömleklerle sahaya çıkar. Yani Irak'tan, fakat Kürdistan Bölgesinden geliyoruz demek için bunu yaparlar. Zaten statüleri resmi ve anayasaldır. Bizim Erzurumlunun faşoluğu tutar, ikinci olmak pahasına takımını sahaya çıkarmaz ve hükmen mağlup olur. Gerine gerine Kürdistan ile maç yapmasının mümkün olmadığını söyler. Oysa düşman dedikleri Ruslarla, Yunanlılarla, Ermenilerle maç yapıyorlar. Demek ki kardeş ve dindaş dediğiniz Kürdler sizin için bu zikrettiğimiz milletlerden ve ülkeleri de zikrettiğim ülkelerden daha sevimsizdir. Peki, Kürd nasıl sizi sevsin, kardeşlik yapsın.

Türk ordusunun da bakışı bu paraleldedir. Onun için sevgi tezahürü olmayan beyanlara, fiiliyatla uyuşmayan sözlere itibar etmemek lazımdır. Eğer gerçekten Diyarbakır'ı seviyorsanız; ikinci taktik uçaklarının şehrin üzerinde uçmasına izin vermeyerek, bu uygulamaya son vererek çocuklarımızın ders çalışmasına, hastalarımızın rahat etmesine ve bizim de rahat uyumasına müsaade edin. Bu basit insani talebimize bile olumlu yaklaşmayan bir mekanizmanın bizi sevdiğine nasıl qani olabiliriz.

Kürdçenin eğitim dili olması, Kürdlerin kendi kaderini tayin hakkı, kendi aidiyetleriyle siyaset serbestîsi ise yok etmeye azm ettikleri fikirlerdir. Buyurun sayım paşam ve melek yüzlü müftüm; söz ve cevap hakkı sizindir. Bu kandırılmış, ecnebilerce ikna edilmiş, parayla satılmış, bölücü ve mürteci vatandaşı yani bendenizi ikna edin de kurtulayım, kurtuluşa ereyim, hidayete ereyim.

Aksi halde yarın sayın müftüme şerrahli bir dilekçe ile Kürdçe vaaz ve hutbe uygulamasını talep edeceğim. İslami bir gerekçe de ararsa kendisini irşad için zaman ayırmaya hazırım. Kıbrıs Türküne, Kerkük Türkmenine istediğiniz ve fiilen kullanılan hakların aynısını, yirmi milyon Kürd için istiyoruz ama kendi kadim topraklarında çoğunluk olarak yaşayan biz Kürdlere; zaten Türkçeyi biliyorsunuz ne gerek var Kürdçeye diyorsunuz.

Evet, Türkçe, Arapça, Farsçanın yanı sıra ve birçok batı dilini de biliyoruz. Çünkü Filistinliler gibi bazı şeylere mecbur bırakıldık. İşgal ve talan gördük. Hala da görmeye devam ediyoruz. Halepçe ne çabuk unutuldu. Sadece Halepçe olayı bile Kürdlerin devlet olmaları için bir gerekçe olabilir. Çünkü Kürdlerin başkalarının insafına terk edilmemesi ve katliamlara uğramamsı için bu şarttır. Dersim, Ağrı ve diğerlerini saymıyorum. Ne siz hatırlamak istersiniz ne de biz unutmak isteriz. Kuyruk ve evlat acısını anlatan hikâye gayet öğreticidir. Okumanızı tavsiye ederim.

nasname.com / Sıdkı Zilan

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.