1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. TÜRK MODERNLEŞMESİ CHP VE DİN
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRK MODERNLEŞMESİ CHP VE DİN

A+A-

 

        60’lı -70’li yıllarda Rize’de seçim var. Bir milletvekili adayı seçim çalışması için yöreye gitmiş. Burada yaşlı bir kadını bir bakraç taşırken görüyor, yardım etmek istiyor. Kadın izin verince bakracı evine kadar götürüyor.
Kadın kendisine yardım edenin CHP’li vekil adayı olduğunu öğrenince;
-‘Eyvah biz bu suyla abdest alacaktık’ deyiveriyor.”

Bu fıkra üzerinden Türk modernleşmesi ve bunun ana aktörü CHP okuması yapılabilir. Halkın derin irfanında yer alan bu algı büyük ölçüde doğrudur. Türk modernleşmesini sürdüren aktörlerin din algısı ve yapılan uygulamalar üzerinden gidersek bunun gerçek bir algı olduğunu söyleyebiliriz. Zira ilk dönemden itibaren uygulanan laiklik politikaları dini kamusal hayattan tamamen, özel hayattan ise büyük ölçüde arındırmayı amaçlıyordu. CHP öncülüğünde yürütülen ve yeni bir Türk dini yaratmaya dönük din politikalarına duyulan tepki asla bir algı yanılması değil , gerçeğin ta kendisidir.

Cumhuriyetin kurucu elitlerinin laiklik politikası altında yapılan uygulamaları, dini tamamen cahil din adamlarının ve tasavvuf adı altında aslından uzaklaşmış ve birer menfaat ocağı haline getiren kurumların kucağına itmişti. Milliyetçi ve laik olan kurucu elitlerin din politikası samimi değildi; onlar geleneği eleştirerek dini asıl kaynaklarına döndürmeye çalışan bir zihniyetin izleyicisi değillerdi. Tam tersine dini resmi alanlarda okullarda tamamen yasaklayarak cahil kitlenin eline terk ettiler. Çünkü bu din kimseye cazip gelmeyecek bir dindi. Böylece dinle yürüttükleri mücadeleyi meşrulaştıracaklardı.
            Geleneksel din anlayışına karşı Kemalistler ve İslami uyanışı savunanlar reddedici bir tavra girmişlerdi. Ama bu reddedişin amacı konusunda ayrılıyorlardı. Kemalistler, geleneksel dini bahane ederek, dini devlet hayatından tamamen ve özel hayattan büyük ölçüde uzaklaştırmayı amaçlıyordu. İslami yenileşmeciler ise Kur'an ve Sünnete dönerek sahih bir dini anlayışın peşindeydiler. Şimdiki tartışmaların özünde dinin yeniden kamusal hayata dönüşünün yarattığı gerilim bulunmaktadır.

            1950'ye kadar süren Tek Parti faşizminin ardından başlayan demokratik süreçte CHP tek başına iktidar olamadı. Halka dayalı iktidar olamayan CHP askeri ve sivil bürokrasi üzerinden iktidarını devam ettirdi ve iktidara gelen sağ- muhafazakar partileri denetim altında tuttu. 1960 ve 28 Şubat darbelerinin gerisinde sol-Kemalist -CHP zihniyeti vardı. RP ve Ak Partiye açılan davalar CHP zihniyetinin bürokrasideki aktörleri tarafından organize edilmiştir. Ak Partinin en büyük başarısı CHP'nin arkasındaki askeri ve sivil bürokratik ayağı çökertmesidir. Belki de bu hamle CHP'nin daha sivil bir parti olmasıyla sonuçlanabilecek sürecin önünü açtı. Dikkat edin Kılıçdaroğlu, Kemalizm, laiklik gibi konuları hemen hiç dillendirmiyor. Ancak partinin zihniyet değiştirmesi kolay değil.

            Kemalizm’in dayandığı ideoloji sivil karaktere sahip olmasını engellenmektedir. Toplumsal kökeni zayıf her ideoloji gibi elit olmak ve askeri/sivil bürokrasiye dayanması kaçınılmazdır.

            Bu ülkede İktidardan daha ileri seviyede bir kalkınma, insan hakları, hukuk düzeni önerecek bir sivil toplum örgütü ve muhalefet partisi olmaz mı?
Ne yapıyorlar, iktidarın yaptığı her şeyi eleştirmenin ve karşılığında hiçbir şey yapmamanın, sadece sözel retorik üzerine kurulu muhalif söylemin yarattığı konforu sürüyorlar. İktidara karşı çıkıyorlar, ancak muhalif söylem üzerinde kimsenin itiraz etmeyeceği bir söylem iktidarı kurmak istiyorlar. Muhaliflikleri ustaca gizledikleri iktidar şehvetini perdeleyemiyor.

Türk muhafazakar dindarlığının zihin altında tek parti dönemi ve CHP karşıtlığı ön plandadır. Bu sadece bir vehim değildir. Yeni nesiller CHP'yi, Tek parti dönemini,27 Mayıs faşizmini yaşayan dedelerinin ev sohbetlerinde anlattığı anılardan öğreniyorlar. CHP karşıtlığı kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Kuşkusuz bu anlatı bir tarihsel zihniyet oluşturuyor. " Eyalet sisteminin Türkiye'yi bölme planı olduğu düşüncesi ulusal Kemalistlerin Türkiye sosyolojisinde uymayan bir yaklaşımıdır. Ak Parti toplumsal zemini en meşru partidir. Ulusalcı Kemalizm’in bu topraklarda toplumsal bir zemini yoktur. Milliyetçilik ve ulusalcılık bölücülüğe çok daha yatkın ideolojilerdir. Söz konusu yorumunuz oldukça yüzeysel ve sosyolojiye aykırı genellemeler. Ortaçağ bataklığı kavramı ise tamamen pozitivist ve batı merkezci bir yaklaşım. Ortaçağ Batı dünyası için karanlık İslam dünyası için aydınlıktır. İslam dünyasının bütün büyük zihinleri Ortaçağ denilen tarihsel süreçte gerçekleşmiştir. Kemalistlerin en büyük sorunu çağımızın gerçeklerinden kopmalarıdır. Tek Parti dönemi siyasetiyle hiçbir yere varılamaz. Zaten oradan demokrasi, hukuk devleti düşüncesi de çıkmaz. Ak Parti 2002'den beri Kemalizm’in üniversite,askeri ve sivil bürokrasi, yargı ile sistem üzerinde kurduğu hegemonyayı başarılı bir şekilde parçaladı. Kemalizm’in toplumsal kökeni güçlü olmadığından bu hamleye verecek bir cevabı yoktu.

            Solun Kemalizm, Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş üzerinden dindarlara söyleyeceği bir şey yok. Sol sadece anti emperyalist söylemin üzerinden yürümedi, aynı zamanda da anti İslami idi. Hala da çok büyük ölçüde öyledir. Lafı uzatmaya gerek yok solun putlaştırdığı Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan gibi sol militanlardan demokrat ve yerli bir figür çıkmaz. Dini küçümsüyorlardı, demokrasiyi küçümsüyorlardı, halk iradesinin yansıdığı meclisi küçümsüyorlardı; militer güçlerle el ele vererek Arap sosyalist BAAS rejimlerine benzer paramiliter bir rejim kurmayı amaçlıyorlardı. Ayakları bu toprakların değerlerine basmıyordu. Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan ve diğer eylemci sol gruplardan seçkincilik, elitizm , militarizm, otoriteryanizm çıkar; ama asla insan hakları ve demokrasi çıkmaz. Sol din karşıtlığı ve Sol şiddet kültürünü aşamazsa, Deniz Gezmiş romantizmi ile günlerini geçirecek.

Ak Parti, sosyolojik olarak,Tek parti döneminden beri uygulanan dini devletten tamamen uzaklaştırma projesine bir tepkidir. Aslında uzun yıllar uygulanan başörtüsü yasağı dini görünümü kamu alanının dışına itmekle ilgilidir. Laikliğe aykırılık ise bu mantıksız yasağa hukuksal zemin hazırlamak içindir. Ak partiyi iktidara taşıyan ve orada tutan dinamik, Ak Partiden önce uygulanan laiklik politikalarının toplumsal zeminde karşılığının olmaması ile ilgilidir. Bütün hatalarına karşın dindar seçmenin Ak Partiyi terk etmemesinin nedeni, diğer siyasal partilerin, dindar seçmenin unutmak istediği geçmişi hatırlatması, dahası sahiplenmesidir.

Muhafazakar dindar kesimin bütün hatalarının yanında Ak Parti etrafında birleşmelerinin altında, yıllardır devlet katmanlarında yaşadıkları dışlanmışlık psikolojisinin etkisi var. Ak Parti onlara bir yol açtı ve açmaya devam ediyor. Üstelik bunu bu kesimin haklarını vermeyen onları taşrada tutmaya çalışan kesimleri öteleyerek yapıyor. Ötelenen sol ve Kemalist kesimde Erdoğan öfkesi ve eleştirisi arttıkça seçmenin Ak Partiye sadakati de güçleniyor.
Adeta Erdoğan, karşı tarafı ne kadar rahatsız ederse ve karşı taraftan ne kadar tepki görürse kendisini destekleyenlerin bağlılıkları daha da artıyor.
Sosyolojik olarak Erdoğan yıllardır devlet tarafından mahrum edilmiş, ötelenmiş kesimlerin kahramanı. Bu kesimleri kucaklamayan, kucaklama konusunda umut vermeyen kesimlerin Erdoğan düşmanlığı, Erdoğan’ın en büyük avantajı

            “Erken Cumhuriyet'in tekil tarihi, bu nedenle, 1919 sonrası üzerine yoğunlaşmıştır. Güçlü lider kültü ile takviye edilen tartışılmaz tarih, Müslüman milliyetçiliğinin ideolojik motor gücünü oluşturduğu "mücahede-i millîye"yi Türklerin Darwinist "mücadele- i millîye"sine dönüştürdükten sonra bunun kilometre taşlarını sembolleştirmiştir.

            Binlerce yıllık bir tarihî "yürüyüş"ün altı yüz yıllık "parantezi" olan Osmanlı geçmişine ise ancak lider kültü inşa'ına yardımcı olması durumunda müracaat olunmuştur. Örneğin, Çanakkale Savaşları, bu amaçla emperyal bir ölüm kalım mücadelesinin cephelerinden biri olmaktan çıkarılarak, çağdaş Türk devletinin temellerinin atıldığı bir direniş olarak kavramsallaştırılmış ve önemli bir toplumsal hatırâ durağı haline getirilmiştir. (Tarihler,semboller ve merasimler/Şükrü Hanioğlu.)

            Kemalist ulusalcıların Atatürk dönemine yaslanarak ve hatta onaylayarak Erdoğan'ı diktatör ilan etmelerindeki iç tutarsızlık fark edilemeyecek gibi değil. Bir defa yaslandığınız dönem Tek Parti Dönemi ve muhalefet partisine izin verilmemiş. İki deneyim var TCF ve SCF deneyimleri bunlardan biri seçime katılmadan kapatılmış diğeri seçimde iktidar bile olamadığı halde kapatılmıştır. Kapatılmakla kalmamış yöneticileri idamla yargılanmıştır.
Böyle bir tarihsel arka planla karşısında 30'a yakın parti bulunan birini diktatör diye suçlama tutarsızlığı Aristo'yu bile çileden çıkarabilir.
Tek Parti döneminin diktatöryel işleyişi sahiplenerek hiçbir demokrasi eleştirisi yapılamaz.

            Kemalist ulusalcıların çıkmazı, yıllardır kanunu da arkalarına alarak kullandıkları devlet imkanlarının, devlet katmanlarında görmek istemedikleri toplum kesimlerinin eline geçmesinin doğurduğu hayal kırıklığıdır.

Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlet olarak kurulduğunda sürekli Müslüman bir halkın zihin yapısını ve gündelik pratiklerini oluşturan İslam ile devletin kabul ettiği yeni paradigma arasında gerilim yaşamıştır. Bu gerilim ne geçmişi inkar etmek ne de günümüz koşullarını ıskalayarak aşılabilir. Aslında bugün siyasal alanda yaşanan Ak Parti ve CHP arasındaki derin ayrılığın ana parametresi " Türkiye'yi vatan ve millet yapan değerlerin ne olduğu konusunda yaşanmaktadır. Ak Parti ile CHP'sinin yaşadığı gerilimin arka planında bulunan bir ölçüt de Ak Partinin Cumhuriyet öncesi tarihe yaptığı atıf ve sahiplenme anlayışıdır ki, CHP geleneği bunu Cumhuriyet ideolojisi için bir tehdit olarak görmektedir.

Yıllardır CHP gerçek sol olmamakla suçlanır durur. Sanki CHP gerçek sol olsa daha iyi bir yerde olacakmış gibi. Rüşvet-i kelam. Bura da CHP sol olmamakla suçlanırken, gerçek solun varlığı onaylanıyor gibi. Oysa gerçek sol, kapitalizm kadar vahşidir. Devletçidir, birey karşıtıdır, bireyin yaratıcılığını ve farklı özelliklerinin ortaya çıkmasını engeller, tek particidir, tekelcidir,muhalefetin örgütlenmesine izin vermez,özgürlük karşıtıdır. Bütün pratik uygulamaları böyle olduğu gibi Marks'ta teorisi de böyledir. İnanmayan Kapital'in üçüncü cildini okusun. İyi ki CHP gerçek sol değildir. Çünkü gerçek sol iyi bir şey değildir. Tıpkı kapitalizm gibi.Kaldı ki,bugün çoğu kimsenin üzerinde mutabık kaldığı demokrasi, J.Locke ve J.J. Rousseau gibi düşünürlerin savunduğu liberal düşünce sisteminin sonucudur. Yani sol düşüncenin şeytandan kaçar gibi kaçtığı özgürlüğü temel değer olarak kabul eden liberalizmin.

Ana sorun Türk modernleşmesinin sürükleyici aktörü olan CHP’nin kendini yenileyememesi, demokrasi, insan hakları ve din özgürlüğü konusunda sorunlu bir noktada duruyor olmasıdır. Bu haliyle toplumun ana gövdesini oluşturan muhafazakar-dindarlara güven telkin etmesi mümkün değildir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.