1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. TRT Şeş Kaçak Bina Gibi
TRT Şeş Kaçak Bina Gibi

TRT Şeş Kaçak Bina Gibi

A+A-

Nevzat Çiçek'in, ünlü Kürt Entelektüel Altan Tan'la yaptığı söyleşi

“TRT ŞEŞ KAÇAKTIR ALT YAPISI YOKTUR” 

Türkiye’de devlet bir ezberi bozdu ve TRT 6 (ŞEŞ) yayın hayatına başladı. Bununla ilgili olarak farklı eleştiriler geliyor. Siz devletin bu açılımını nasıl karşılıyorsunuz? Yeterli buluyor musunuz? 

Bununla ilgili iki şey söylemek istiyorum. Türkiye’de bir Nevzat Tandoğan meselesi var. İsmet Paşa’nın meşhur Ankara Valisi. O dönemde Komünist gençleri yakalayıp getiriyorlar bu da sorgularına giriyor diyor ki “Oğlum bu ülkeye Komünizm bile gelecekse bunu biz getiririz” yani diyor ki iyi bir şey olsa buna da biz karar veririz siz kimsizin. Şimdi TRT Şeş’e Kürdoloji Enstitüsüne ve hükümetin yapmak istediği şeylere benim yukarıdaki örnek gibi eleştirim var. Devlet ne kadar lazım olursa buna ben karar veririm. Ben istediğim kadar veririm sen bununla yetin Allah’ına şükret ve daha fazlasını da isteme. Daha lazım olursa buna da ben karar veririm bu yanlış. 

Siz bu bağlamda neye itiraz ediyorsunuz? 

Hükümet bunun muhatabı kimse Başbakan Milli Güvenlik Kurulu Derin Devlet eğer Türkiye’de barış demokrasi ve uzlaşma olacaksa bunun mücadelesini verenleri buna katarak onlarla konuşarak onların desteğini alarak onları rahatlatarak bir şey yapması lazım. Takip edilen yol yanlış birincisi bu. 

İkinci itirazım şuna ben istediğim kadar veririm. Yani yanağından bir makas alırım başını okşarım çok aşağılayıcı bir tavır. Şuan yapılan hiçbir şeyin kanunu bir zemini ve alt yapısı yok. Yarın birileri mahkemeye başvursa W X Q harfleri için bunlar falan maddeye aykırıdır dese ve yürütmeyi durdurma kararı alsa TRT Şeş kapatılır. Şuan o harfleri kullanıyor diye yargılana görevden el çektirilen bir sürü insan var. Ana dilde eğitim talebinde bulundu diye cezaevinde olan öğrenciler var. Onun için bu yapılan şeylerin çoğu ben şimdi verdim yarında isterim veya bu kadar verdim daha fazlasını vermem mantığıyla değil Anayasa ve yasalarla teminat altına alarak alt yapısı hazırlanarak kanunlar değiştirilerek doğru dürüst yapılması lazım. Sen yaptın yarın başkası gelip kaldırır. Bugüne kadar böyle olmuş. Bu konuda eleştiri getirdiğimiz vakit de zaten bunlar her şeye muhalif “Kardeşim bak Kürtçe televizyon olmuş hala tatmin olmuyorlar halen sesleri çıkıyor” diyorlar. Tabi ki sesleri çıkacak. Siz bana bir mülk veriyorsunuz tapusu yok. Yarın bana çık dediğiniz vakit yahut bu mülkü elimden aldığınız vakit veya muhalifleriniz sizden sonra bana çık dedikleri vakit elimde ne belge var. Belge yok. 

Peki, bunlar bilindiği halde neden TRT Şeş hükümet tarafından hayata geçirildi?

İki şey için yapıldı bir mecbur kaldı ikincisi seçim yatırımı. Ben tapumu istiyorum doğru düzgün. İmar durumu istiyorum ruhsat istiyorum kaçak inşaatta oturmak istemiyorum. Başbakan belediye reisliği yaptı bunlardan anlar. İmarlı iskânlı ruhsatlı tapu istiyorum. 

DEVLETTE MEZAR DÜŞMANLIĞI VAR 

Kitabınızda neredeyse gelenek halini alan Kürtlerin birbirini kabul etmemesi üzerinde çok duruyorsunuz.  Bunu biraz açalım Kürtler neden birbirini kabul etmiyor?  

Birbirini çekememe aslında Ortadoğu halklarının genel bir hastalığıdır. Kavga ihanet Araplar içinde söylenir bu. Yani Araplar birbirleriyle ittifak etmemek üzere ittifak etmişlerdir. Kürtlerde de bu tarihi hastalık var. Bunu 100 yıl evvel Beddiüzzaman Said Nursi’nin yaptığı ve kitapta olan Ey Geli Kurdan isimli makalesinde Kürtlerin üç büyük hastalığını söylemiştir. Biri fakirlik, diğeri cahillik ötekisi de sürekli kavga maalesef bu bir vaka. Bu Kütlerin bir arada durma taleplerini toplu gönderme getirme ve taleplerini kabul ettirme noktasında bir engel  

Kürtler, bundan bir nebze sıyrılmadılar mı son dönemlerde… 

Tam anlamıyla sıyrıldılar diyemeyiz. Çıkarları peşinde koşarak kendi taleplerini erteleyen bir sürü Kürt aydını ve ileri geleni var. Ama geçmişe oranla çok ciddi anlamda bir ilerleme var.  

Buradan biraz geçmişe yolculuk edelim Şeyh Said hareketini biraz ele alalım. Bu hareketin Kürtler üzerinde ne gibi bir etkisi oldu. Bugün okuduğunuzda nasıl görüyorsunuz.

Şeyh Said, din âlimi mazlum ve Kürtlerin vicdanında kahramandır. Ama Şeyh Said’in mezarı bugün hala belli değildir. Gömüldüğü yer halk arasında bellidir ama devlet oraya bir anıt veya başka bir şey yapılmasına müsaade etmemiştir.  

Anıt derken meramınızın yanlış anlaşılmaması için orayı biraz açalım 

Ölüye saygı medeniyetin birinci maddesidir. Bugün Türkiye’deki resmi ideoloji derin devletin bu konuda büyük bir saygısızlığı vardır. Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarı belli değildir, Şeyh Said’in ki Seyit Rıza’nın ki belli değildir. Bir mezar düşmanlığı var. Çok yakın zamana kadar Adnan Menderes ve arkadaşlarının mezarının getirilmesine de izin verilmiyordu. Nazım Hikmet’in de Yılmaz Güney’in de mezarının getirilmesine izin verilmiyordu. Yani bu sistemin ölüye de saygısı yok. Onun için bu anlamda bu mezarların ortaya çıkarılması veya ailelerin mezarlarının başına bir mezar taşı dikmeleri en basit bir insanlık kuralıdır. Bu olduğu zaman her şey düzelmeyecek ama bir insanlık kaidesi yerine gelecektir.  

ABDULHAMİD SİYASETİNİ ERBAKAN VE ERDOĞAN DA UYGULADI  

Said Nursi ve Sultan Abdülhamid arasındaki siyaseti kitapta oldukça farklı işlemişsiniz. Sultan Abdulhamid’in Üstad’a uyguladığı siyaset sizce bugün hala uygulanıyor mu? 

Sultan Abdülhamid İslamcı bir politika takip ediyordu. Ve o dönemde 1907’de kendisi de büyük bir İslam müteffekiri olan Said-i Nursi’de İstanbul’a geldi. Sultandan şunu istedi; “Kürtlerin üç büyük hastalığı vardır fakirlik, cahillik ve birbirleriyle kavga etmeleri. Bunun da çaresi çalışmak el ele vermek ve okumak. Çare Bitlis’te Diyarbakır ve Van’da birer üniversite açmak. Bunun ilkini de Van’da Medresetü’z Zehra dediği üniversiteyi hayata geçirmek. Burada hem İslami ilimleri okutalım hem de müspet ilimleri okutalım. Burada Arapça, Kürtçe ve Türkçe öğrenim yapalım. Arapça vacip, Türkçe lazım, Kürtçe caiz . Öğretmenleri de Kürtçe bilenlerden seçelim. Yüz yıl evvel köklü bir çözüm. Ama o İslamcı Padişah tıpkı bugün tırnak içinde İslamcı siyasetçiler Erbakan ve Tayip Erdoğan gibi Said-i Nursi’yi dinleyeceklerine o dönemin Kürt ağa ve cahil şeyhlerini yöneldiler. Belirli insanları İstanbul’a çağırıp onları paşalıkla ödüllendirip “Oğlum” diye hitap eden Sultan Said-i Nursi’yi de tımarhaneye attırdı. Bunların sorgulanması lazım. Said-i Nursi’ye maaş bağlatıp mevki vermek istedi siz bana rüşvet mi veriyorsunuz. Ben sizden halkım ve milletim için başka bir şey istiyorum. Eğer rüşvet lazımsa duydum ki İstanbul’da her şey rüşvetle hallediliyormuş ben de İstanbul’a kellemi getirdim. İslamcı padişah İslamcı aydını âlimi tımarhaneye attırdı.

Bugün de durum aynı mı? 

Bugün de durum aynı. AK Parti’nin Hakkari ve Mardin milletvekilleri korucu başlarıdır. Bugün de Kürt meselesini çözerken bu meseleye kafa yoran emek veren Said-i Nursi’nin yolundan giden ciddi insanlarla değil bu karikatür tipi insanlarla iş götürülmeye çalışılıyor.  

DERİN GÜÇLER DİNDAR KÜRTLER YERİNE SEKÜLER KÜRTLERLE TEMASTA  

Burada hayati bir soru var aslında. Siz geçmişte milli görüşte Erbakan ve Tayip Erdoğan’a da bu meselenin çözümü noktasında bayağı rapor verdiniz. Aktif olarak çalıştınız ama görüyoruz ki Kürt meselesinin çözümünde ortak akıl bir türlü devreye girmiyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? 

Bunun iki sebebi var. Bir Türkiye’deki İslamcıların bilinçaltı ümmetçi değildir. Milliyetçidir ve büyük bir kısmı Türk İslamcıdır. Türkiye’deki İslamcı kesimin hatta komünistlerin bile bilinçaltı milliyetçidir. İki bu hareketler derin devletin çizdiği çizginin dışına çıkmak istememişlerdir. Necmettin Erbakan, Recai Kutan ve bölge politikalarının belirlenmesinde yıllarca tek belirleyici ve söz sahibi olan Fehim Adak Kürt sorunu ile ilgili bir tek kişinin önünü açmamışlardır siyaseten. Denilebilir ki Erbakan Şeyh Said’in torunu Fuat Fırat’ı milletvekili yapmıştır ama Abdülmelik Fırat’a hiçbir dönemde yol vermemiştir. 1977 yılında birinci sırada aday göstereceklerini söylemelerine rağmen üçüncü sıradan aday yapılmıştır. İslami konularda hassas karizma olabilecek insanları ön plana çıkarmamışlardır. Kazara bu barajı aşan insanlar da geri planda bırakılmışlardır.  

Devlet Kürtleri muhatap almak istiyor ama Müslüman Kürtleri muhatap almak istemiyor. Bunu Aysel Tuğluk söyledi. Gelin bizi dövmeyin. Türkiye için esas tehlike Siyasal İslam’dır, Ilımlı İslam’dır gelin biz birlik olalım DTP’nin laiklik anlayışıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin laiklik anlayışı aynıdır beraber birleşelim Müslümanları dövelim. Bunlar gizli saklı olmuyor ama kendine Müslüman’ın diyenler bunu neden böyle yapıyor. Esas tartışılan konu bu bunların tartışılması lazım.  

PKK, KÜRT MODERNLEŞMESİNİN MOTOR GÜCÜDÜR 

İslamcılar Kürt meselesinde sanki biraz uzak kalmayı seçiyor, dokunmuyor gibi… 

Makama mevkiye dokunuyor. Birisinin ihalesine kredisine dokunuyor böyle ama biz bunları konuşmak durumundayız. İçerideki derin güçlerde uluslar arası güçlerde Kürt meselesinde muhatap olarak seküler ve laikçi Kürtleri muhatap almak istiyor. Bunun en önemli kırılma noktalarından biri Türkeş ve Erbakan ittifakıdır. O ittifakla bölge tamamen PKK’ye terk edilmiştir bilinçli bir şekilde. Bugünde aynı şekilde AK Parti içinde de diğer partiler içinde de İslami kimliği ve Kürt hassasiyeti ön planda olan insanlara yol verilmemektedir. Siyaset aynıdır. Onun için sistem aslında PKK’nin bitmesini istememektedir.  

PKK, Kürt modernleşmesinin motor gücü olarak yorumlanabilir mi? 

PKK, Kürt modernleşmesinin en önemli araçlarından biridir bunu kitabımda uzun-uzun anlattım. Yani PKK ile CHP’nin bir dönem Türkiye’de yaptığını aynısı Kürtler üzerinden yapılmak istenmiştir. Bunu Baas Partisi Suriye ve Irak’ta yapmıştır. İran Şahı İran’da yapmıştır Cemal Abdünnasır Mısır’da yapmıştır. Bu toplumun tarihi ile kültürü ile ve bütün dinamikleriyle savaşarak olmaktadır. Yani tabiri caizse Trol ile balık avlanmaktadır. Trol nedir denizin dibine ağı atarsınız sürüklersiniz ne varsa yavru, mercan yosun çöp ne varsa sadece balıkların değil denizin bütün doğasını tahrip edersiniz. Biz Müslümanlar olarak Türk, Kürt, Arap fark etmiyor trolle balık avlanmasına bu coğrafyada karşıyız. Efendim siz modernleşmeye karşı mısınız siz medeniyet düşmanı mısınız? E biz Fransız Jakoben laikçiliğini aynen taklit etmek zorunda mıyız? Modernleşmenin bile her kültürde uygulanan modelde ayrıdır. Yani külahımız sarığımız ve takunyamız var diye okuma yazma bilmiyor zannetmesinler.  

Kürtlerin çok dindar bir halk olduğunu ve geçmişte de siyasi yapısını şekillendirdiğini biliyoruz.  Fakat bu kadim gelenek bugün Kürt siyasetinde etkin değil. Dindar Kürtler neden seküler Kürtler kadar Kürt siyasetinde etkin olamıyor? 

Bunu iki şeye bağlıyorum. Birincisi zaten Kürt kelimesini ağzınıza aldığınız zaman bölücülük milliyetçilik ve ırkçılıkla suçlanıyorsunuz. İslami cemaatler ve gruplar içerisinde dışlanmaktan korkuyorlar birincisi bu. İkincisi ideolojik endişe ki bu daha çok dünyevi bir endişedir. Bugün gazeteler dergiler televizyonlar belirli grupların elindedir. Bunların politikalarının dışında bir tavır sergilediğiniz zaman siyasetten de medya dan da ticaretten de diskalifiye olursunuz.  Bu kadar riski göze alamıyorlar

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.