1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. TOPRAĞA ŞEFKATLE YAKLAŞMAK
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

TOPRAĞA ŞEFKATLE YAKLAŞMAK

A+A-


Yeryüzünü imar ve ıslahla görevlendirilen insan, sahip olduğu hırs, ihtiras ve benmerkezci düşünce ve anlayışıyla dünyayı yaşanılmaz bir hale soktuğunun farkına varamıyor maalesef. "Eline yetki geçtiği[401] zaman da yeryüzünde fesat çıkarmaya, insanın ürününü ve neslini yok etmeye çalışır”: Ama Allah fesadı sevmez.” (Bakara-205)

Yer altı ve yerüstü kaynaklarını kendisi ve yakın çevresi için isteyen azgın bir insan güruhu için tek geçerli anlayış sürekli gelişmek, zenginleşmek ve hükmetmektir. Yaşamı kolaylaştıran yeni gelişme ve icatlar medeniyetin ve insanlık ailesinin ilerlemesini sağlıyor olsa da beraberinde getirdiği olumsuz unsurları da gözardı etmemeliyiz. Günümüzde bilim, sanayi ve teknoloji alanındaki olağanüstü gelişmeler bir yana, özellikle tarımsal üretim ve buna bağlı olarak beslenme konusunda belki de tarihte görülmemiş yöntem ve teknikler keşfedilerek kullanılmaya başlandı. Bilim ve teknolojide meydana gelen baş döndürücü gelişmeler, küresel bir köy haline gelen dünyada zaman ve hız kavramlarının en önemli unsur olarak kabul görmesi, haz, tutku, şöhret ve kurnazlığın en çok rağbet gördüğü günümüzde farkında olmadan sonumuzu da hazırlamaktayız. İnsanın en temel ihtiyacı olan beslenme giderek farklı bir boyuta evrilmekte, farklı yol ve yöntemler ortaya çıkarılmaktadır. GDO diye yeni bir kavramla tanıştık. Genetiği değiştirilmiş tahıl ürünlerinin zararlı organizmalara karşı dayanıklılığını artırmak, gıda ürününün içeriğini zenginleştirmek ve raf ömrünü uzatmak olarak ortaya çıkan bu uygulama günümüzde beraberinde bir sürü hastalığı da getirmiş durumda.

Batılı adamın Yeni Dünya olarak adlandırdıkları Amerika kıtasının keşfi ile (ki bize göre keşif değil işgal) önlerinde buldukları ucu bucağı görülmeyen çok geniş verimli ovalarda plantasyon çiftlikleri kurarak zenginliklerine zenginlik kattılar. İhtiyaç duydukları iş gücünü de daha önce sömürdükleri kara kıta Afrikadan köleleştirdikleri mazlum Afrikalılardan elde ettiler. Topraktan daha çok verim elde etmek için teknolojik gelişmelerden de yararlanarak intansif tarım dediğimiz metodu sıkça kullandılar. Doymak bilmeyen hırs ve ihtiraslarıyla daha çok üretmek ve zenginleşmek hedefinde olan batılı adam, bu şekilde hem emeğini sömürdükleri kölelere hem de toprağa akılalmaz metodlarla zulmettiler. Az zaman ve az emekle çok üretmek temel anlayış olarak benimsenince kalite ve doğallık arka plana itilerek, başta insan olmak üzere diğer canlılar ve doğa da yıkım ve tahribata uğradı/uğratıldı...

Dünyadaki bu gelişmeler bir yana ülkemizde ise özellikle 1980 li yıllardan sonra Avrupa ile entegrasyon ve rekabet etme gibi saiklerle tarımsal alanda bir sürü yeni uygulamanın başlatıldığına şahit oluyoruz. Yerli tohumdan ziyade ithal tohum alımının yaygınlaşması sonucu, üretim alanında niceliksel bir artış görülse de, kalite, tat ve lezzet için aynı şeyi söyleyemeyeceğiz. Zamanla doğallığnı kaybetmiş, genetiği değiştirilmiş ürünler sofraların vazgeçilmezleri arasında yer almıştır/almaktadır...

Kırsal alanlara veya köylere, karayolunun ulaşması, şehir yaşamının öğrenilmesi, radyo, sinema ve televizyonun yaygınlaşmaya başlaması ile beraber ışıl ışıl parlayan bulvarlardaki cazibeli ve lüks yaşam, kırsaldaki insanımızın zahmetli gördükleri üretimi bırakarak şehirlere akın akın göçünü doğurmuştur. Üretim içerisindeki insanımız birden tüketici durumuna düştü/düşürüldü. Köyünde çoluk çocuğu ile üreteceği ürünlerden elde edeceği gelirden çok daha azıyla şehirde yaşama mücadelesi vermeye başladı. Üretim yoktu, ama kendince zor olsa da kirada kalsa da, borcu olsa da, şehirde yaşamanın psikolojik üstünlüğünü(!) yaşıyordu. Anadolu insanının bu bakış açısı uzun vadede çok daha vahim sonuçlara yol açabilir. Üretim içerisinde yer alan son nesil de aramızdan ayrıldığında, çalışacak, üretim yapacak kimseyi bulamayabiliriz. Bu durumu yetki makamında bulunanların görüp en kısa zamanda çözüm bulmaları gerekir. Bu yapılmaz ve alternatif çözümler bulunamazsa korkarım ki Afrika kıtasında olduğu gibi kıtlık kaçınılmaz olarak kapımızı çalacaktır.

Devletin resmi verilerine bakıldığında ise büyümeden, istihdama, üretimden dış ticarete ekonomide tarımın payının günden güne azaldığı görülmektedir..Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre tarımdaki büyüme, genel ekonomideki büyümenin yarısı. 2017 yılında ekonomi yüzde 7.4 büyüdü. Tarımdaki büyüme yüzde 4.9 oldu. 2018’de ekonomi yüzde 2.6 büyürken, tarımdaki büyüme yüzde 1.3’te kaldı. Tarımın Gayri Safi Yurtiçi Hasıla(GSYH) içindeki payı giderek düşüyor. 2010 yılında yüzde 9 olan bu pay, 2011’de yüzde 8.2’ye,2012’de yüzde 7.8’e ve ertesi yıl yüzde 6.7’ye geriledi. 2017’ye kadar yüzde 6 seviyelerinde seyrederken 2018’de yüzde 5.8 ile en düşük seviyeye indi. Üretim 18 yılda 10 milyar dolar azaldı. Tarımsal hasıla bakımında Avrupa’da birinci,dünyada yedinci ülke olmakla övünürken dolar bazında değerlendirildiğinde hasılada düşüş var. Türkiye’nin 2010 yılında tarım hasılası 52 milyar 592 milyon dolar iken, 2018’e gelindiğinde 42 milyar 517 milyon dolara gerilediği görülüyor. Yoğun nüfus artışı dikkate alındığında tarımsal üretimin 2010’dan 2018’e kadar 10 milyar dolarlık düşüş kaydetmesi ciddiye alınması gereken bir sorundur. İstihdamda da tarımın payı azalıyor.Tarım sektörünün 2010 yılında yüzde 23.3 olan istihdamdaki payı 2016’da yüzde 20’nin altına düşerek yüzde 19.5 oldu. 2018’de ise bu oran yüzde 17.3’e geriledi. Tarımda dış ticaret verileri de iç açıcı değil. Türkiye’nin tarımsal potansiyelini yansıtmıyor. 1980’li yılların başına kadar kendi kendine yeterli ve net ihracatçı konumunda olan Türkiye, tarımın liberalizasyonu ve tarımsal kurumların özelleştirilmesi ve ithalatçı politikaya geçişle büyük bir çöküş yaşadı.Bugün, yaşanan çöküşün faturasını ödüyoruz. Farklı hesaplama yöntemleri ile farklı rakamlar ortaya konulsa da, tarım dış ticaretinde 2018 itibariyle ihracat 17 milyar dolar,ithalat 16 milyar dolar seviyesinde. Türkiye gıda ürünleri dış ticaretinde ihracat lehine fazla verirken, tarımsal hammaddelerde ciddi açık veren ve dışa bağımlı bir ülke konumunda. Tarımda adı “yerli” olsa da ulusal politika yerine ithalata dayalı politika uygulanıyor. Hububattan bakliyata, yem hammaddelerinden yağlı tohumlara ve son yıllarda patates,soğan gibi üretimi en kolay olan ürünlere kadar bir çok tarım ürün ithal ediliyor. Hayvancılıkta hayvan materyali,yem,canlı hayvan,kasaplık,besilik sığır, küçükbaş hayvanlar,sperma,ilaç, kırmızı et,saman dahil hemen her şey ithal ediliyor.Oysa bu ürünlerin hepsi Türkiye’de üretilebilir. Nitelikli iş gücü potansiyeli iklim ve toprak faktörü bizde mevcut olmasına rağmen bu düşüşün bu şekilde devam etmesinin diğer nedenlerini irdelememiz gerekiyor. Azalışın günden güne, yıldan yıla bu şekilde devam etmemesi için yapılacak bir sürü alternatif çözüm elbette var.

Öncelikle yapılması gereken; Toprağa şefkatle yaklaşan, toprağını besleyen, koruyan, modern sulama teknikleriyle sulayan, yer altı ve üstü su kaynaklarını verimli kullanan çiftçinin eğitilmesiyle işe başlanabilir. Her iş kolunda olduğu gibi; tarımsal üretim içerisinde bulunan kişilerin de ahlaki evrensel ilkeler çerçevesinde tüm canlı ve cansız varlıklara merhametle muamelede bulunan, adaletli, sabırlı, kendisi ve çevresiyle barışık, tok gönüllü, muhakeme yeteneği gelişmiş erdemli bireyler olması gerekir. Ülkemizin günümüzde ve ileride su sıkıntısı çekmeyecek ülkeler arasında yer alması için suyun verimli ve yerinde kullanılması ile ilgili tedbirlerin alınması gerekir Üretimin ikinci ayağı asırlardır toprağa ve coğrafyaya bağlı olarak bağışıklık kazanmış verimli tohumların toplanması, üretilmesi ve gerekli şekilde korunması ile mümkün olacaktır. Dışarıdan tohum ithal etmekle yerli üretimin perişan edileceği ve çiftçiyi dayanıklı tohumdan mahrum edeceği asla akıldan çıkarılmamalıdır. Toprağa sahip çiftçi üretecek, kazanacaktır. Bu nedenle toprağı suni gübrelere mahkum etmeden, nadas, karık, herk ve diğer eski usul çalışma biçimlerini islah ederek, makine teknolojisinden faydalanıp büyük ve dev çiftliklere dönüştürülmeli, çağın beklentilerine cevap verecek biçimde yeniden organize edilmelidir. Tarım ile ilgili resmi kurum ve kuruluşlar, kendi içinde kuracakları, devletin ilgili diğer birimleriyle tam bir uyum içinde çalışacak, köylünün ekip biçme ve ürün pazarlamasını denetleyecek, hukukun üstünlüğünü ön gören, tam bir adalet anlayışıyla denetleme yapacak birimlerin kurulup hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bunu yaparken "ehliyet ve liyakat" esası her zaman birinci planda olmalıdır. Köylünün, üreticinin ekip, biçip satmaya çalıştığı tüm ürünleri resmi birlikler, ofisler almalı, köylünün alın teri kurumadan ücreti ödenmeli, devletin her yıl çiftçiye, köylüye verdiği tarımsal destek devletçe alınan ürünler karşılığı pirim olarak verilip, üretici teşvik edilmelidir. Devletin dağıttığı, tarımı destekleme paraları, plan, proje, dosya gibi lüzumsuz işleri devre dışı bırakarak doğrudan ürüne verilmeli, böylece aracıların ve suiistimallerin önünün kesilmesi sağlanmalıdır.

Hayvan üreticisi çiftçiler ise istedikleri mallarını istedikleri zaman Et Balık Kombinalarına kestirerek paraları kaybolmadan paralarını almalı, devlet bu yolu tercih edenlere teşvik primi vermelidir. Böylece çiftçi bir takım kötü niyetlilerin kötülüğünden emin hale getirilmiş olacağı dikkatlerden kaçmamalıdır. Ekilmesi, biçilmesi zor olan ürünler modern makineler, yerli üretimle yapılarak, çiftçinin kolay elde ederek işlerini yapması sağlanmalıdır. Türkiye sınırları içinde yetişen tarımsal ürünlerin ithalatı mümkün olduğa kadar engellenmeli dışarıdan alınacak ürünlere verilen dövizin yurt içinde kalması sağlanarak üreticilere destek olarak verilmelidir…

Bütün bu işler yapılırken kesinlikle yapılanlar devlet politikası haline getirilip kısa, orta ve uzun vadeli plan ve projeler hayata geçirilmelidir.Toplum içerinde bunu başaracak olanların, üreten, araştıran, yenilikçi, kaliteden ödün vermeyen, paylaşımcı, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren nitelikli yurttaşlar eliyle yapılabileceğini unutmamalıyız. İman ettiğimiz Kur’anı Kerimde Yüce Allah, Medyen halkına peygamber olarak gönderilen Hud (a.s) un ağzıyla şöyle uyarıda bulunuyor; “Ey kavmim!” dedi, “Yalnızca Allah’a kulluk edin! (Zira) sizin, ondan başka kulluk edeceğiniz bir ilâh yoktur. Bir de eksik ölçüp

tartmayın! Her ne kadar sizi şimdi refah içinde görüyorsam da, yine de ben sizi çepeçevre kuşatacak bir günün gazabından korkuyorum.” (Hud 84) Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere sahip böyle bireylerin olduğu ülkelerin medeniyet yolunda nice başarılara imza attıklarını ve diğer toplumlara önderlik ettiklerini görüyoruz. İnsan hakları konusunda olumlu bir karneye sahip ülke vatandaşlarının bilimsel gelişmeler ışığında kaliteden ödün vermeden kişilik ve teşebbüse değer vererek, topluma karşı sorumluluk duyguları içerisinde yapıcı, yaratıcı ve verimli uygulamalara imza atacakları kaçınılmazdır.

“Ve ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun! Tartıp değerlendirdiğinizde (ise) dosdoğru kıstas ile tartıp değerlendirin! Böylesi çok daha yararlı ve sonuç alma açısından çok daha güzeldir.” (Isra 35)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.