1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Toplumun takvası
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Toplumun takvası

A+A-

 

Bireyler gibi, toplumlar da yapıcısı oldukları eylemlerinden sorumludurlar. İslam bakış açısından insanı yücelten şey İlahi hükümlere göre yaşamaktır.

Buna “hayatın takvası” diyebiliriz. Takva, en yüksek düzeyde hukuka kalbi ve fiili riayet ve en ulvi değerdir. Toplumun güvenliği, özgürlüğü, refahı, adaleti ve birliği Hukuk'a bağlılıkla sağlanır. Bu yüzden “Hukuk'un üstünlüğü” toplumun irfanı haline gelmedikçe felah mümkün olmaz. Her şeyi dışarıdan (sanayi, zirai ürünleri) ithal etmek; ekonomik ve askeri yardım almak mümkün, ithal edilemeyecek olan şey “toplumsal takva”dır.

Hayatın ve tarihin doğal akışında toplumlar arasında interaktif ilişkiler, rızaya dayalı alışverişler olur (tearuf). Bunun önüne geçmek mümkün olmadığı gibi, doğru da değildir. Bir başkasının değer yargılarına göre hayatımızı şekillendirebiliriz ama bu değerler bize empoze edilmişse, başkalarına öykünmüşsek veya çekindiğimiz bir güce karşı bir manevra aracı olarak kullanıyorsak bize faydası yoktur.

Ahlaki ve hukuki yönden zayıf toplumlar –Türkiye dahil Ortadoğu toplumları böyledirler- askeri, siyasi ve ekonomik varlıklarını dış dünyaya bağımlı olarak ayakta durmaktadırlar. Sadece yönetimler ve yöneticiler değil, iktidar seçkinleri ve iktidar mücadelesi veren yasal ve yasa dışı muhalifler de varlıklarını dış dünyaya endekslemektedirler. Kimileri silahlı örgüt olarak bir gücün taşeronluğunu yapar; kimileri birtakım vaat ve taahhütler karşılığında diplomatik ve politik destek alarak iktidar olur; kimileri de dış dünyanın baskısına umut bağlayarak önlerini açacak reformlar yapılmasını bekler. Tanzimat'tan bu yana biliyoruz ki, dış dünyanın reform talepleri görece iyileşmeler sağlasa da, reform pastasının büyük dilimi Düvel-i Muazzama'nın ve onlarla işbirliği halinde olan zümrelerin payına düşmüştür. Dış baskıya dayalı her reform paketinin araçsal değeri vardır. Araçsal değerler ise kolayca değiştirilebilir. Yaşadığımız aktüel olaylar bunun teyididir.

Mevcut sürece maruz kalanlar, hukuk alanında son 60 yılın gerisine düştüğümüzden şikayet ediyorlar. “Kopenhag kriterleri”nin yerini adım adım “Ankara kriterleri” almaktadır. “Ankara” İttihatçı mirasın beslediği 27 yıllık tekpartili devlet modelinin simgesidir. Diğer yandan Türkiye, bir NATO ülkesi olması açısından ABD'nin, üyelik süreci dolayısıyla AB'nin gözetimi altındadır. Muhalifler açısından Türkiye'nin ABD ve AB'nin gözetim altında olması demokratikleşme, temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, ifade özgürlüğü ve serbest muhalefet hakkının teminatı demektir. Bu liberal, sol, sosyalist ve kimi dindar grupların bel bağladığı bir dış dünya faktörüdür. Ne var ki, Türkiye her geçen gün otoriter bir yönetime doğru giderken, bu ne ABD'nin ne AB'nin umurunda! Bölgenin monarşik yönetimleriyle rahatlıkla iş yapabilen ABD için aktüel durumda önemli olan bölge yeniden şekillenir ve bir Kürdistan coğrafyası çizilirken istediklerini alabilmesidir. Bu konuda zorlandığı da söylenemez. AB için önemli olan ise mülteci akınının Türkiye'de durdurulmasıdır. AB, bırakın hükümeti sıkıştırması, üstüne para bile vermektedir. Bu mülahazalarla ilerleme raporunu seçimlerden önce açıklamıyor, hukuk alanında fasıl açmıyor. ABD'nin de AB'nin de söyledikleri şu: “Türkiye bizim stratejik ve sosyo-politik çıkarlarımızla uyuşuyorsa, gerisi önemli değil.”

Pekiyi, ABD ve AB'den umut yoksa, ne yapmalı?

Tek çıkış yolu var: Fuat Paşa'nın “yandan yandan vurma esasına dayalı papuççu tutumu”nu bırakıp insanı ve toplumu ahlaki ve sosyal yönden güçlendirmek. Ancak Hukuk bilinciyle canavara dönüşen devleti, derin mütegallibeyi, onun kullandığı Hukuk dışı yollara başvurmadan yola getirmek mümkün. Mevcut durumda laik demokratlar, liberaller, sol kesimler ve muhalif İslamcılar-dini gruplar bunu tek başlarına başaramazlar. Başarılabilecek olan Hukuk'un tesisi ve ahlaki erdemlerin yüceltilmesine dayalı toplumsal mutabakattır (Hilfu'l Fudul). Toplum ahlak ve Hukuk konusunda hassas olursa, devlet aşağıdan gelen kuvvete karşı koyamaz; çünkü temel yasa şudur: “Nasıl iseniz öyle yönetilirsiniz!” Ama toplum ahlak ve Hukuk'a aldırmayıp ezen gücü yüceltirse, ölümcül yasa işler: “Her toplumun bir eceli vardır, eceli gelen anında çöker.” (A'raf, 34.)

Savaşlar ve siyasi mücadeleler takva ile kazanılır; insanın ve toplumun takvası ahlak ve Hukuk'tur.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.