1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. Toplumsal Uzlaşı ve Adalet
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

Toplumsal Uzlaşı ve Adalet

A+A-


 

''Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.'' Maide Suresi, 8. ayet

 

Dinler, toplumsal uzlaşıda adalet anlayışının ve ahlâk kurallarının tebliğcisi olmak ve müntesiplerine tebliğlerini teklif etmek amacıyla ister istemez adalet-uzlaşı arasında bir bağ kurar. İslâm adalet paradigmasında toplumsal ortak payda çok büyük bir öneme sahiptir. Seküler esaslı hukuk sistemlerinde hukukun kaynağı sonuç olarak ilâhîliğin dışındadır. Bu toplumlarda ahlak köken olarak ilahi bile olsa meşruiyetini kendi sistem kaideleri üzerinden uygular. İslam coğrafyasında bu dayatma bugün bir hakikat olarak karşımızda durmaktadır.

Ortadoğu’da yaşanan kaosun çözüm kısmında, üzerinde önemle durulması gereken esaslardan biri de, adalet merkezli uzlaşı kültürünün önemine vurgu yapabilmektir. Bu bakış açısını eylemsel bir değere dönüştürerek yaşamsal bir alan yaratabilmektir.

Temaşa ettiğimiz zaman, binlerce Müslüman, onbinlerce insan ölüyor. Ortadoğu’da yaşanan bu ölümlerin, vekalet savaşları ve emperyalist çıkarlar için olduğunu da hepimiz biliyoruz. Bölge devletleri ve halkları kendi kararları ile değil, istikbar güçlerinin belirlediği sorunlar yumağında karşı karşıya geliyor. Dayatılan bu sorunlar yumağına karşı ne yapılabiliri, Ortadoğu halkları kendi içinde konuşarak çözüm geliştirebilmeli.

Bizler, uyuşmazlıkları adalet esasına uygun bir şekilde çözerek, bizden beklenileni ifa etmeliyiz. Adaletin temini için medeniyet değerlerimizi, toplumun kabul ettiği meşruiyet zeminine dayandırmalıyız. Uyuşmazlıkları doğru tahlil ederek, vakıaya en uygun olan hüküm ile anlaşmazlıkları sona erdirebiliriz.

Ortadoğu coğrafyasında bir uzlaşı kültürünü, konsensüsü ortaya çıkarabilir, başta kendi coğrafyamız ve yakın coğrafyamız olmak üzere, İslam ülkelerine örnek olabilecek bir uzlaşıyı ortaya koyabiliriz. Böyle bir çaba ve eylemsellik ile var olan sorunlar girdabını çözümleyebiliriz. Aynı dinden, aynı kavmi kökenden değil, insan olmanın onurunu gözeten kadim bir medeniyetten gelen biz Müslümanlar bugün bu kan deryası coğrafyada, bu elem verici manzaraya karşı hakikaten sessiz kalmamalıyız.

Adaleti tevdi ederken, hakkı erdemlice sahiplerine tatbik edebilecek bir pratik ikame etmeliyiz. Topluma öncü olan, yeni değerler üreten, medeniyet birikimini bugün için değerli kılan, İslam’ın tahammül kültürünü yaşanılır kılan cihanşümul bir özgürlükçü hakikat zemininde hüküm icra etmeliyiz. Bütün uyuşmazlıkları kuşatan ve bunları çözebilecek gücü, kudreti kendin menkul olan bir pratik tatbik geliştirebilmeliyiz.

Büyük bir toplumsal uzlaşı için, adalet ve tahammül sahibi olmak, olmazsa olmazlardandır. Her kavmin değerleri kendi için değerlidir ve aynı coğrafyayı paylaşan her kavim için de saygı gösterilmesi gereken değerler olarak kabul edilmelidir. Birbirinden ayrı, yakın-uzak amaçlar olabilir, bunları toplumsal uzlaşı doğrultusunda öncelik sırasına doğru bir şekilde konumlandırabilmeliyiz. Günümüzün reel gerçekleri ve toplumsal gerçekliğimiz arasındaki makası daraltmak için fedakarlıklar gerçekleştirmeliyiz.

Öne çıkan ortak değerlerimizi imkanları zorlayarak güçlü kılmalıyız. Önceliklerimiz, öne çıkan değer yargılarımıza göre şekil alır, o zaman öne çıkaracağımız değer yargılarımız ortak paydamıza hizmet etmelidir.

Toplumsal uzlaşı için egemen olması gereken eğilimler etkili kılınmalıdır. Yaşamın sürekli değişim hakikati göz ardı edilmeden, esnek değerler birlikteliği hayata geçirilmelidir. Toplumun öncüleri olan; alimler, aydınlar, siyasiler, kanaat önderleri, entelektüeller, sanatçılar, yazarlar, aktivistler mutlaka toplumla bütünleşmeli ve olması gereken duruşu sergilemelidirler.

Bugün yakın coğrafyamızdaki Suriye, Irak kaosu bölgemizdeki uzlaşmazlığın önemli sebeplerinden biri olarak durmaktadır. Kürdler, Türkler, Araplar, Şiiler, Sunniler, Nusayriler hiçbiri bir çözüm projesi sunamamaktadır. Herkesin çözümü sadece kendi ekseninde kalarak, sadece kendi için makul bir anlam ifade etmektedir. Sorun aynı zaman da Türkiye ve İran’ı da iç mesele değerinde ilgilendirmektedir. Bölgesel olarak herkesin rahat ve huzur bulması için ortak maslahat çerçevesinde, adalet merkezli toplumsal uzlaşı kaideleri cesur bir şekilde konuşulmaya başlanmalıdır.

Konuşalım ki, sorunların nedenini istişare edelim, nedenleri belirleyelim ki, istikbar güçlerinin ellerini coğrafyamızdan kesip biz bize çözüm üretebilelim. Biz bize kaldığımızda, coğrafyamızın ve ortak değerlerimizin ortak maslahatının ne olup olmadığını hepimizin hayrına ortaya koyabiliriz. Kendi acılarımızda ve gelecek inşamızda ortaklaşabiliriz. Çünkü birlikte yaşayan, birbirine değen, birbirinden etkilenen ve “coğrafya kaderdir” hakikatinde etkileşenler bizleriz.

Kısa vadede sirayet edecek olan bir güç ve ortaklaşma olmadığını kabul ederken, coğrafyamızın kadim medeniyet geçmişinin ruhunu da bir güç olarak görmek gerektiğini belirtmek isterim. Adalet tesisi ve iadesinde bölgesel ortak paydanın öncelikli kılınması, güçlü bir alan ve değer inşa edecektir. Uyuşmazlıkların uzlaşmaya, gücün söze, tefrikaların tevhide, korkunun güvene, kinin kardeşliğe, ortak huzur ve gelecek için boyun eğdiğini hep beraber temaşa edeceğiz inşallah.

Bu değerlerin oluşturulması sürecinde, kesinlikle esnek bir paradigma ortaya konulmalıdır. Güven ve iletişim, somut meseleler üzerinden anlam kazanmalıdır. Genel ilkeler kuşatıcı olmalı, her kesim tarafından özel bir değere haiz kılınmalıdır. Toplumsal uzlaşının, adaletten bağımsız gerçekleşmeyeceği varoluşsal bir fonksiyon ile öncelikli değer kılınmalıdır.

Adaleti içselleştirmiş, ahlaki kaideleri hakim kılmış bir öncü değerler gücünün, bu coğrafyaya kazandıracağı şuuru ve uyanışı hep birlikte hayal edelim. Zihinsel düzlemde tartışmaya açılmış, entelektüel didişmenin ötesine geçmiş, yaşama aktarılma zemini oluşturulmuş bu hayalin peşinden gidilmeye değmez mi? Bu coğrafyanın makus talihine Allah rızası için bir dokunuş gerçekleştirecek, toplumsal ifsadı ortadan kaldıracak şuur için bedel ödenme tarafında olmaktan daha izzetli ne olabilir. Ortadoğu toplumunun son yüzyıldaki karakteristik yapısından yeni bir zihni diriliş ufkuna yürüyüş başlatmak zorundayız.

Ortaklaşma şuuru, toplumsal uzlaşının kaynağı olarak, geçerliliği üst seviyede tutulan bir referans değeri kılınmalıdır. Temel uzlaşı kaidelerimiz Kur-an ve Sünnet süzgecinde adalet referansı ile denetimsel bir şeffaflık düzleminde olmalıdır.

Coğrafyamızda adalet şuuru, anlama ve içselleştirme üzerine bina edilmelidir.

Nisa Suresi, 135. ayet: Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

Toplumlarda adalet, hukukun üstünlüğüne olan inanç ve kanunlarla sağlanamaz. İnsanlar, içinde yetişmiş oldukları toplum ve ahlaki değerlere bağlı olarak hayat perspektifi oluştururlar. Bu perspektifin izdüşümünde yükümlülükler üstlenirler. Temennimiz ve gayemiz bu değerlerin iman ve inanç ile ciddi bir safhaya taşınmasıdır. Umudumuz inancımızdandır, gayret ve çabamız Rabbimize olan kulluğumuzun sorumluluğundandır. Aqibetül xeyr.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum