1. YAZARLAR

  2. Ufuk Coşkun

  3. Tevhid-i Tedrisat için kanun teklifi
Ufuk Coşkun

Ufuk Coşkun

SivilDüşünce
Yazarın Tüm Yazıları >

Tevhid-i Tedrisat için kanun teklifi

A+A-

 

BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan yaptığı bir basın açıklamasıyla Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kaldırılmasını talep etti ve kanun teklifi verdi.Teklifinin gerekçesinde ise kanunun 1924 yılının şartlarına ve zihinsel atmosferine göre düşünülüp yürürlüğe konulduğunu belirten SayınTan, “Eğitime milli bir karakter kazandıran ve eğitim-öğretimin tüm unsurlarıyla tek merkezden kumanda edilmesine yol açan, dolayısıyla hiyerarşik bir yapılanmayı da beraberinde getiren bu ‘tevhitçi’ eğitim anlayışı bugün hâlâ yürürlüktedir. Ve gelişen dünyanın taleplerine cevap verememektedir” dedi. Uzun zamandır Tevhid-i Tedrisat gibi eskiden kalma kanun ve yönetmeliklerin eğitime verdiği zararlar üzerine yazılar yazan ve bu konuda çalışmalar yapan birisi olarak öncelikle Sayın Altan Tan’ı kutluyorum. Altan Tan’ın da ifade ettiği gibi yasa 1924 yılının şartlarına ve zihinsel atmosferine göre düşünülüp yürürlüğe sokulan ancak gelinen noktada dünyanın taleplerine cevap veremeyen ve gittikçe eğitimi kasan bir yasadır.

 

Bilindiği gibi o yıllarda ulusçuluk dünyaya şekil veren önemli siyasî görüşlerden birisiydi. Ulus devlet inşa etme süreçlerinin yoğun bir biçimde yaşandığı böylesi bir dönemde doğal olarak, ulus egemenliği, vatanseverlik, ordu-millet bütünlüğü, devletin kutsallığı gibi kavramlar öne çıkacaktı. Çünkü gerek dünyadaki gelişmeler gerekse hayatın akışı bu yöndeydi. Dönemin ulus devletçi sistemlerine bakıldığındaise resmi ideolojilerine bağlı, itaatkâr, uysal ve tek-tip vatandaş oluşturma yönünde ciddi mekanizmalar geliştirdiklerini görüyoruz. Okul bu mekanizmaların başında gelmekteydi. Toplum bu tür sistemlerde eğitim kurumları aracılığıyla değiştirilmek istendi. Şüphesiz bunu, yürürlüğe soktukları kanunlar marifetiyle gerçekleştirmeye çalıştılar.

 

Nabi Avcı; eğitim ideolojik bir aygıttır

 

Yeni MEB Bakanı Sayın Nabi Avcı’da Star’dan Fadime Özkan’a verdiği bir röportajda: “Yıllarca Althusser'in devletin ideolojik aygıtlarından bahsettim. Simdi bakan olunca unutmuş değilim. Eğitim de devletin ideolojik aygıtlarından biridir. Eğitim bir biçimlendirme sürecidir. Ayrıca eğitim kurumları fabrika düzenini taklit ederler. Pink Floyd'un The Wall klipinden de hatırlayacağınız üzere…” diyerek bu gerçeği tekrar etmiştir. Sayın bakanın bu ifadeleri kuşkusuz önemli. Ne var ki bugün eğitim kurumlarının bu tektipçi, biçimlendirici özelliği hâlihazırda yürürlükte tutulan Tevhidi Tedrisat yasası neden olmaktadır. Bu bakımdan bakanlık öncelikle bir önceki yüzyılın değer yargılarıyla yürürlüğe sokulan bu yasanın kaldırılması noktasında gerekli desteği vermelidir. Çünkü bugün dünya artık çok değişti. Sosyal, siyasal, ekonomik ve en önemlisi de teknoloji alanında çok ciddi değişiklikler yaşandı. Bugün dünyaya damgasını vuran görüş artık ulusçuluk değil özgürlükçü, insan haklarına dayalı, evrensel hukuk kaidelerine göre şekil bulan demokratik bir yönetim anlayışıdır. Günümüz internet çağında artık ülkeler de eğitim sistemlerini değiştirdiler. Kısacası demokratik dünya artık eskiden şekil bulan “ulus devletçi” eğitim politikalarından vazgeçti. Devletler gittikçe eğitimden ellerini çekmeye başladılar. Müfredat tekeli birçok ülkede kalktı. Bugün demokratik dünyada artık eskiden olduğu gibi çocuklara militarizm aşılayan uygulamalar yok.

 

 

Türkiye son yıllarda eğitim alanında her ne kadar olumlu adımlar atmış olsa da eğitim faaliyetlerini-yürürlükte tuttuğu eskiden kalma kanunlarla- ne yazık ki hâlâ ulus devletçi bir zihniyetle sürdürmeye çalışmaktadır. Bakıldığında eğitime rengini veren kanun ve yönetmeliklerin çok eski olduğu ve tek parti zihniyetinin ürünü bir anlayışla işlevselleştirildiği görülmektedir. Tevhidi Tedrisat bu kanunlardan biridir.

 

Kanun hakkında

 

Kanun, devlet denetimi dışında eğitim veren tüm öğretim kurumlarının varlığına son verdiği gibi din eğitimi devletin tekeline alınmış ve vakıflarda devletin tasarrufuna verilmiştir. SevanNişanyan’a göre “1924 yılında medreselerin kapatılmasıyla mesleki amaçlı din eğitimi devletin resmi görevleri arasına katılmıştır. Bu nedenle Maarif Vekâleti tarafından açılan 29 adet imam-hatip okulundan sadece ikisi 1925–26 ders yılında ayakta kalabilmişler, bunlar da 1930’da öğrencisizlikten kapatılmışlardır. Medrese sisteminin üst düzeyini temsil eden Fatih ve Süleymaniye medreseleri, 1924 yılında İstanbul Darülfünunu bünyesindeki İlahiyat Fakültesi’yle birleştirilmiştir. 1924-1925 ders yılında 284 talebesi olan bu fakülte, 1933 üniversite reformu sonucunda Yüksek İslam Enstitüsü’ne çevrilmiş, ertesi yıl sadece 20 öğrencisi kaldığı için kapatılmıştır.”

 

Tarihçi Mustafa Armağan ise medreselerin aslında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla kapatılmadığını ifade eder.Çünkü kapatılmış olsalar bu Vakıflar Kanunu’na aykırı düşecekti.Çünkü Vakıflar Kanunu diyor ki: “Vakıflar onu vakfedenin malıdır.” Medreseleri kapatsa, vakıfları yine yaşamaya devam edecekti. O yüzden daha incelikli bir plan yapılıyor ve bütün medreseler kanunla Millî Eğitim’e devrediliyor, kasasında ne kadar parası, malı, geliri varsa olduğu gibi MEB’e geçiyor. Böylece 600 yıllık medrese birikimi olduğu gibi MEB’e aktarılıyor. Bunlar olduktan sonra MEB de diyor ki: “Medreseleri devam ettirmeyeceğim, okula çevireceğim.” Dolayısıyla hem medreseler MEB’in gelir kaynağı, binaları da mülkü oluyor hem de medreselerin vakıflarına alternatif yaşama yolu kapatılmış oluyor.

 

Kısaca “eğitim birliği” olarak da bilinen Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na göre, bütün okullar devletin denetimine girmiştir. Kanuna göre Türkiye’de hiç kimse etnik ve dini okul açamaz. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkarılmasına neden olan en önemli etken kuşkusuz Osmanlı eğitim sisteminin millî kültürün oluşmasına engel olduğu inancıydı.Eğitimin birliğini öngören bu anlayış, eğitimle ilgili tüm ipleri Millî Eğitim’in uhdesine vermiştir. Buna göre bir toplumun ihtiyaç hissettiği din adamını, meslek adamını, askerini, sanatçısını, bilim adamını, kültür adamını kısaca tüm alanlarda ihtiyaç duyduğu insan gücünü Millî Eğitim yetiştirecektir. Buda gittikçe sıkıntılara ve kalite düşüşlerine neden olmaktadır.

 

Tefrik-i Tedrisat

 

Artık çok yönlü ve kültürlü eğitim politikaları devreye sokulmalıdır. Türkiye’de de demokratik ülkelerde olduğu gibi -kamu okulların yanı sıra- ekonomisiyle, müfredatıyla, ders kitaplarıyla devletten tamamen bağımsız okulların açılmasına imkân tanınabilir. Türkiye’de yaşayan farklı kesimler, cemaatler müfredatlarını ve eğitim politikalarını kendileri belirlemesi kaydıyla okullarını açabilmeli. Neticede talep bulan okul devam eder, talep bulamayansa kapanır. Türkiye’de çeşitli eğitim kurumlarının kendi aralarında yapacağı rekabet hem eğitimin maliyetini düşürecektir, hem kalitesini artıracaktır. Ne var ki buna engel olan yasa Tevhidi Tedrisat yasasıdır. Bu bakımdan Prof. Dr. Mustafa Erdoğan’ın ifadesiyle artık “Tevhid-i Tedrisat’tan Tefrik-i Tedrisat’a” geçilmelidir. Türkiye bu 88 yıllık eğitim politikasında bir değişikliğe gidebilir. Farklı eğitim modelleri üzerine projeler geliştirebilir. Bunun için  evvela Tevhid-i Tedrisat tüm unsurlarıyla tartışmaya açılmalıdır. Türkiye’nin gelişmesi, özgürleşmesi ve kaliteli bireylerle yoluna devam etmesi için bu gereklidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.