1. HABERLER

  2. MAKALELER

  3. Teslimiyet
Teslimiyet

Teslimiyet

Makale...

A+A-

                                                                                                                    Aliya İzzet Begoviç


Tabiatın determinizmi, insanın ise kaderi vardır. Kaderin kabulü, İslamın çağrısıdır.
 
Kader dediğimiz şey acaba var mı ve nasıl var oluyor?

Kendi hayatımıza bir göz atalım ve en sevdiğimiz planlarımızdan ve gençliğimizin hayallerinden ne kaldığını inceleyelim. Bu dünyaya gelişimiz irademizin dışında olmamış mı? Şahsiyetimizle, yüksek veya düşük seviyeli zihnimizle cüce veya atletik boyumuzla, kralın sarayında veya fakirin kulübesinde, gürültülü patırtılı veya sakin zamanlarda, üzerinde hiçbir tesirimizin olmadığı siyasi, coğrafi ve sosyal şartlar içinde dünyaya gelmedik mi? İrademizle oluşan şeyler ne kadar sınırlı, kaderimizle olanlar ise ne kadar hadsiz hesapsız, çok!

İnsan “dünyanın içine atılmıştır ve hayatı, kendilerine hiçbir tesirde bulunamayacağı birçok gerçeğe bağlıdır. Tersine, bu gerçekler ona tesir ediyorlar, ister en uzak ister en yakın olsunlar. 1944 senesinde müttefiklerin Avrupa’ya karşı istila harekâtı sırasında, radyo irtibatı birden kesilerek harekâtın seyri tehlikeye düşüyordu. Daha sonra bizden birkaç milyon ışık yılı uzaktaki Andromeda galaksisinde vaki olan muazzam bir patlamanın buna sebep olduğu tespit edilmiştir. Dünya hakkındaki bilgilerimizin artmasıyla, kaderimize hiçbir zaman tamamen hâkim olamayacağımıza dair bilincimiz artıyor. İlmin mümkün olan en büyük ilerlemesini farz etsek bile, kontrolümüz altında bulunan hususlar, henüz kontrolümüzün altında olmayan ve hiçbir zaman olmayacak olanlar karşısında ehemmiyetsiz kalmaktır.

Terbiye ve kanunlar sayesinde dünyayı düzenleme çabası olarak İslam ve ALLAH’a teslimiyet, çok geniş bir çözüm planıdır. Ferdi ADALET, varlığın şartları içerisinde, hiçbir zaman tamamen tatmin edilemez. Dünya ve Ahirette saadetimizi sağlayacak biçimde İslam’ın bütün emirlerini yerine getirebiliriz ve ayrıca bütün diğer tıbbı, sosyal ve ahlaki kaidelere riayet edebiliriz fakat buna rağmen, irademizin dışında cereyan eden olaylarla mukadderatın müthiş bir şekilde birbirlerine geçirilmiş olması sebebiyle, ruhen ve bedenen ızdırap çekmemiz mümkündür. Yegâne çocuğunu kaybetmiş bir anne hangi şeyde teselli bulabilir?

Beklenmeyen bir hadisede kötürüm kalan bir kişiyi ne teselli edebilir? Beşeri durumumuzu düşünelim. Biz her zaman muayyen hallerde bulunmaktayız. İçinde bulunduğum durumu değiştirebilirim, fakat öyle haller var ki esas itibarıyla değiştirilmesi mümkün değildir. Kadere teslimiyet, kaçınılmaz olan büyük insani ızdıraba dokunaklı bir cevaptır. O, hayatı olduğu gibi idrak etmek ve her şeye sabır ve tahammül etmeğe bilinçli bir şekilde karar vermek demektir.

Güçsüzlük ve güvensizlik hislerinin neticesi olarak hâsıl olan teslimiyetin kendisi, yeni bir kuvvet ve yeni emniyet kaynağı olur. Allah’a ve takdirine inanç bize öyle bir emniyet hissi verir ki, başka hiçbir şey onun yerine geçemez. Emerson; “bütün kahraman ırklar kadere inanmışlardır” diye iddia ediyor. Zira teslimiyet birçoklarının tamamen yanlış olarak zannettiği gibi asla pasiflik demek değildir. Teslimiyet insanın bir bütün olarak dünyaya ve kendi faaliyetinin neticelerine karşı bir iç tutumudur. Allah’ın iradesine teslimiyet, insanların iradesine karşı bağımsızlık demektir. Allah’a itaat insana itaati men eder. Kaderi kabul etmek kendini en büyük ölçüde hür hissetmektir. Bu öyle bir hürriyettir ki, kaderi yerine getirmekle, onunla ahenk içinde olmakla kazanılır. Mücadelemizi insani ve makul kılan, ona sükûn ve huzur damgasını vuran, her şeyin akıbetinin elimizde olmadığı kanaatidir. Bize ait olan, gayret etmek, uğraşmaktır; netice ise Allah’ın elindedir.

Teslimiyet, hayatın çözülemezlik ve manasızlığından insani ve vakarlı tek çıkış yoludur. İsyansız, yeissiz, nihilizmsiz, intiharsız tek çare… Teslimiyet, hayatın kaçınılmaz olarak getirdiği sıkıntılarda alelade bir insanın kendini kahraman gibi hissetmesi dir.

İslam, kanunlarına, emir ve yasaklarına, beden ve ruhtan talep ettiği gayrete göre değil; bunun hepsini kapsayan ve aşan bir şeye göre, marifetin bir anına, ruhun zamanla yarışma kuvvetine, varoluşun getirebileceği her şeye tahammül etmeğe, rızaya, yani tek kelimeyle Allah’a teslimiyetin hakikatine göre adlandırmıştır.

Ey teslimiyet, senin adın İslam’dır...


Kaynak: Fitrat.com

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.