1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. TENKİTÇİ CEMİL MERİÇ
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

TENKİTÇİ CEMİL MERİÇ

A+A-

Türk düşünce tarihinde önemli bir yet tutan Cemil Meriç’in en dikkat çekici özelliklerinden biri de tenkitçiliğidir. Cemil Meriç, bir kişiyi değerlendirirken zaman zaman acımasız davranır; kimi zamanda aynı kişi hakkında birbirine zıt değerlendirmeler yapar. Kalemi keskin ve serttir. Kendi üslubuyla yaptığı eleştirilere bir göz atmak bile kendine özgü değerlendirme tarzı olduğunu göstermeye yetecektir.

Balzac: “Batıda bir tek romancı vardır o da Balzac’tır. Onunda tek romanı İhtişam ve Sefalet.”(1) “ Adamla eser arasındaki uçurum, görünüşteki Balzac’la gerçek Balzac arasındaki uçurumun tıpkısı. Balzac yalnız yaratıcı değil,yaratıcıyı besleyen ihtirasların da tümü. Eseri dolduran insan,vazoyu dolduran su gibi. Balzac eserini ne olduğunu anlatmak için yazdı. “(2)

B.Lewis: “İslam düşmanı. Yahudi milliyetçisi” (3)

Said Nursi: “Bugün Türkiye’de Said-i Nursi’nin görüşü ile sosyalizmin dünya görüşü var. .. Said-i Nursi’nin görüşü İslami görüşü aksettirir. Bizi ise kısmen aksettirir. Tamamlanması gereken noksanları vardır. Yerlidir. Sosyalizm ise Batı’dan gelmedir. İlim nazarında tabu yoktur. Lügatimde tabu yok. Marx da ben-i adem, Said-i Nursi de ben-i ademdir. Biri bana uzaktır, öteki ise yakın.”(4) Said-i Nursi’nin bir hutbesi var,çok enteresan: Yanlış anlaşılır diye korkuyorum.Adam sosyalizme açık,o da Osmanlı intelijansıyasına göre tabii. Nurcular da dostlarım. Dostluklarını kaybetmek istemem. Türkiye’de de Nurcular da var. Hiç olmazsa bir insana ve yazdıklarına inanıyorlar. Şüphesiz noksanları ve yanlışları çok. Fakat beni şimdilik dinliyorlar. Fikirlerini tamir etmek lazım. Said-i Nursi kavliyle fiilini birleştirmiş insan. Kürtçü değil, o devirde tek başına karşı koyabilmiş. Düşüncede sosyalizm, sınıf çatışması da var. Adamı inceledikçe hürmetim artıyor.” (5). “Buhran çağlarında güneşin batmadığını göstermek için, bazı adamlar çıkıyor. Said-i Nursi gibi.”(6). “ Said- Nursi şeyh olmadığını kendisi söylüyor. Nurculuk aslında XX. Asrın başlarında ortaya çıkmış bir dini cereyan. Tarikat ile alakası yok. Ama son zamanlara doğru nurcuların bazı kollarında tarikatlaşma temayülü var. Said-i Nursi’nin hali ve tavrı yaygınlaştırılıyor. Böyle devam ederse bazı tarikat gelenek ve göreneklerini sathi olarak alacağa benziyor. Said-i Nursi şeyh veya arif değildir. Olsa olsa, o da medreseden geldiği için alim denebilir.”(7). “ O konuştukça, laikliğin kartondan setleri yıkıldı birer birer. Kentle köy, çağdaş uygarlık düzeyi(!) ile Anadolu,tereddütle inanç…karşı karşıya geldi.

Nurculuk bir tepkidir. Kısır ve yapma bir üniversiteye karşı medresenin, küfre karşı imanın Batı’ya karşı Doğu’nun isyanı. Her risalede çığlık, şuuraltının çığlığı. Zulmün ahmakça taarruzu olmazsa,bu münzevi ses böyle sayhalaşır mıydı?

Tanzimat’tan beri her hisarı deviren teceddüt dalgası ilk defa olarak Nur kalesi önünde geriler. Bu emekleyen, bu kekeleyen yığın,devrim yobazları için bir yüz karasıdır. Düşünmezler ki,kendi yüz karaları bu. Nurcuları yok farzetmek, gaflet.

Said Nursi bir kavga adamı.Yalçın bir irade,taviz vermeyen bir mizaç,tefekkürden çok iman.”(8) “ Yakın tarihimiz tek mücahit tanımıştır: Said Nursi. Atmış yıl her kahra, her cefaya göğüs gererek mücadele eden biricik dava adamı. Söndürülmek istenen mukaddes ateş onun güçlü nefesiyle meşaleleşir. Anadolu insanının gönlünde bir remiz olur Said, Deccal’lere meydan okuyan insanın remzi. Karanlıkta bırakılan nesiller Nur Risaleleri’ni heceleyerek şuurlanırlar. “(9)

Tocqueville: “Toqueville’e göre Amerikan demokrasisini tehdit eden tehlike çoğunluğun despotizmidir. Kendinden başka Tanrı tanımayan fert için tek değer vardır: sayı. Tarih kendisinde başlar ve biter. Sayının hakimiyeti. Demokrasiyi tehdit eden 49’un üzerinde 51’in baskısı. Demokrasi sayının,sürünün hakimiyetidir,sadece maddi istihsalle meşgul olan sınıfın hakimiyeti. “(10)

Ali Şeriati: “Ali Şeriati’de bulduğumuz engin tecessüse, çağdaş İslam mütefekkirlerinden hiç birinde rastlamadık. Engin bir tecessüs, geniş bir irfan, Doğu’yu ve batı’yı kucaklayan bir terkip kabiliyeti ve hepsinin ötesinde eşiz bir mücadele azmi… Gerçi hakikati görmezlikten gelen, hakikati umursamayan bir çağda şuur ve hassasiyet, serazat düşünce ve gönül yüceliği değildi artık. Entelektüellik ikbal ve mevki hırsına dönüşmüştü. ‘Ahlaksızlığa katılmayacak kadar ödlek, dört yol ağzında şaşkın ve mütereddit bekleyen, başarısızlıktan korktukları için karara yanaşmayan’ entelektüelleri acı bir tebessümle iğneler Şeriati… Tevhit yolu zinde bir iman,dinç bir kafa, uyanık bir şuur istiyordu. Çağımızın ve toplumumuzun meşum mizacıyla durmadan pençeleşecekti Şeriati. Biliyordu ki, kuruyan kökler şehadetle sulanmadıkça yeşermez, yeni bir hayata kavuşmazdı… Genç adam ömür boyu iki cephede dövüşecektir: 1) aşırı gelenekçilerle. Taassup erbabı, medrese veya cami köşesine çekilip, bir örümcek ağı kurmuş İslam’ı toplumdan ayırmıştı; her düşünce hamlesine karşı koyuyordu. ‘2) Köksüz ve taklitçi aydınlarla… Şeriati’ye göre doğru düşünce doğru bilginin başlangıcıdır, doğru bilgi de imanın… İslam’ı doğru anlamak, ancak, Tevhit’e dayanan bir tarih felsefesi ve toplumun gerçek yüzünü olduğu gibi ifade eden bir ‘Şirk Sosyolojisi’ ile mümkündür…Şeriati Müslüman halkların anti emperyalist bağımsızlık mücadelelerini kendi mücadelesinden ayrı görmediği için Cezayir’de olup bitenleri yakından izler…Demek ki İslam’ı ciddi olarak öğrenmenin iki yolu vardır.

Şeriati coşkun bir zeka inanmış bir Müslüman. Genç bir yaşta şarkısını tamamlayamadan hayata gözlerini kapayan, kardeş İran’ın bu pervasız mücahidini bütün buutlarıyla tanıyabildik mi? Sanmıyoruz. Şeriati önce şairdir, onu dilinden okumadığımız için bu tarafını aksettiremedik. Şeriati bir ilim adamıdır. İrfan seviyesi şüpheli bir kalabalığa hitap ederken ilmi ciddiyetini ne kadar koruyabilir? Bizce Şeriati’nin en büyük tarafı hamiyeti, samimiyeti ve kendini mukaddes bir davaya feda etmesidir. Genç şehide saygılarla.”(11)

Namık Kemal: “Kemal’in hakim vasfı şairlik ve gazetecilik. Kabına sığmayan bir hassasiyet. Sevgileri de öfkeleri de aşırı. Gazeteci olarak büyük bir tecessüs ve sürükleyici bir ifade gücü. Daha doğrusu Kemal, daima bir vaizdir. Bugünkü dille söylersek bir militan.”(12)

Stendhal: “Stendhal’i geç tanıdım. Geç daha doğrusu erken. Stendhal kırkından sonra okunmalı. Ben ‘Kırmızı ve Siyah’ı 24 yaşında okudum. 24 yaş benim gibi yaşamayanlar için, hayalin coşup köpürdüğü çağ…”Stendhal’de Balzac’ın bütünlüğü daha doğrusu genişliği yok. Balzac makro kosmos. Stendhal mikro kosmos. Balzac’da kafa, kalp,hayal ve hakikat. Stendhal’de çiğ bir tahlil. Stendhal bir anatomi masası ve sokakta dolaştırılan ayna.”…”Zavallı Stendhal. Hayatı sevmekle geçmiş. Sevmek veya sevildiğini sanmak. Aynı şey değil mi? Ve taptığı kadınlardan hemen hiç birine sahip olamamış. Mezar taşına şu üç kelimeyi yazmayı vasiyet etmiş: visse, scrisse, amo..”(13)

J.P.Sartre: “Sartre sıkmıyor insanı. Karanlıkta bırakmıyor. İçimizden geçenleri anlamış gibi konuşuyor.”(14)

Roger Garaudy: “Garaudy eski bir aşina. Saint Simon’u incelerken onun on sekizinci asır Fransız materyalizmi ile alakalı kitabından çok faydalanmıştım.

Geniş kültürlü ve tarafsız bir ilim adamıydı. Sonra marksizmin bütününü ele alan bir eserini okudum. Sonra İslam düşüncesi hakkındaki makalelerini. O da Rodinson gibi komünist partisinden atılmıştı. Geniş tecessüsü yüzünden İslamiyeti yakından tanımak ihtiyacı duymuş, bilgisiyle beraber sevgisi de artmış, nihayet mutlak hakikate teslim olmuş. ‘İslam’ın Vaadettikleri’ adlı eser,zulmetten nura yükselen bu felsefe doktorunun ruh macerasını ayrıntılarıyla ifşa eder. Ne yazık ki Batı’nın bütün araştırıcıları ilahi hidayete mahzar olamamaktadır.”(15)

Yaşar Kemal: “Ben Yaşar Kemal’i sevmem. Nazarımda okuryazar bile değildir.”(16)

Yahya Kemal: “Yahya kemal’de tarih dekoratiftir. Y.Kemal dilde Osmanlı’dır, dekoru Osmanlı’dır. Osmanlı Yahya Kemal’de müphem, daüssıla mevkiindedir. Bir gönül yarasıdır mazi Yahya Kemal’de. Mazi anlayışı çok müphemdir. “(17). Yahya Kemal ‘ Mısra benim haysiyetimdir’ diyor. Yahya Kemal’de şiir vardır fakat nesir yoktur. Camii avlusunda dilekçe yazan adamdır, nesirde. Fakat nazmı kusursuzdur. Bunu da az ve tashih yaparak söylemesine borçludur.(18). “Yahya kemal Türkçenin şiirine, musikisine, güzelliğine aşıktı. Dilin bütün cürüfundan temizlenmesini, lekesiz ve pırıl pırıl bir ifade vasıtası haline gelmesini istiyordu… Yahya Kemal, bu kubbede yani kendi gök kubbemizde ebediyyen yaşayacak olan bir sestir. Kuğunun son şarkısı. Edebiyatımızın has bahçesinde boy atan şahane bir gül…Bir rüyanın devamıdır Yahya Kemal, bitmeyen ve bitmeyecek olan bir rüyanın.”(19)

Biruni: El Biruni’yi hakikat arayıcıları arasında nereye yerleştireceğiz. Ne İsmaililer arasına girer ne herhangi sufi mektebine bağlanabilir. Aristocularla ise hiçbir bağlılığı yoktur. Biruni’yi hükemadan sayabiliriz. Daha sonraki asırlarda kurulacak olan ‘İşrakiye’ mektebiyle münasebeti yoktur. Yunanlıların takipçisi değildir, yalnız yine de ‘hakim’dir.”(20)

M. Rodinson: “Geniş bir kültür, tarafsız olmaya çalışan aydınlık bir kafa,”(21). “Rodinson. İslamiyet’le meşgul bir Marksist.”(22)

Muallim Naci: “Ayrıca bizde Muallim Naci’nin gazete ve dergi sahifeleri arasında kalmış makaleleri var. Onlar da bir edebiyat tarihi ciddiyetinden ve bütünlüğünden uzaktır. Metodik değildir.” (23) “Muallim Naci bir Anadolu çocuğudur, saraç oğludur”(24) “Muallim Naci erken öldü. Ölenler daima haksızdır. Bir kliğin adamı değildi.”(25)

Ziya Paşa: “…Ziya Paşa tam bir namussuzdur, yani satılık bir adamdır.tam bir Bizans’lıdır Ziya Paşa. Ebuziyya’nın kitabında yazılı, Paris’te yaptıkları.”(26)

Proudhon: “Proudhon çağımızın en büyük düşünce adamlarından biri. Ülkemizde sol, ,bu dürüst ve samimi insana kulaktan düşmandır. Kiliseleşen sosyalizmin hür tefekküre tahammülü yoktur. Ülkemizde sağ, ön yargıların kalın duvarları arkasında aynı teraneleri tekrarlar. Oysa Proudhon, aydınlığa koşan her insan için değerli bir kılavuzdur…Proudhon’un temsil ettiği anarşizm Batı’nın bütün doktrinleri içinde İslamiyet’e en yakın olan felsefedir…Batı’da ve Doğu’da Marksizmi tazelemek veya kapitalizmi aşmak isteyenler Proudhon düşüncesine dönmektedirler. Hiçbir sosyalist reform, hatta hiçbir demokratik platform onsuz kurulamaz.” (27)

Kişilik gücü, tenkitçi eserinin keskinliği pozitif eserinin realizmi, tesirlerinin çeşitliliği ve devamlılığı ile tam bir yaratıcı deha.”

Refik Halit Karay: “Refik Halit’in mevzuları ağır değildir. Ne yeni bir fikir imal eder, ne de ağırdır mevzuları. Gündelik tasvirler yapar ve göze hitap eder. Refik Halit tasviridir.”(28)

Recaizade Mahmut Ekrem: “Recaizade bir aristokrattır, muhiti sosyetedir.”(29)

J.J Rousseau: “Otobiyografi yazmayı J.J Rousseau icat etti. Onun İtiraflar’ından bu yana Batı’da hatıra yazmak ananeleşti. ‘ Benim dört çocuğum oldu,zengin değilim,çocuklarımı yetimler evine verdim; bakamadım’ diyor. Dünyanın tek ve mükemmel terbiye kitabını yazan adamın çocuklarını yetimhaneye bırakması garip değil mi? Halbuki böyle bir şey yok. Araştırıcılar bunu ortaya koydular. Gaye şu: Sonrakiler kendisinden bahsetsinler de, isterse kötü bahsetsinler. Hatıra Batı’da bu.”(30). “Deha çullanmış Rousseau’ya. Nereye gitse kovalamış; gölge gibi. İnsanların en terbiyesizi, insanlığa en büyük terbiyeci olmuş.”(31)

Niyazi Berkes: “Niyazi Berkes’in Türkiye’nin Çağdaşlaşması adlı kitabında vardığı nokta: Batıcılığın methi. Pek çok kitap okumuş. Benim bu kitap hakkında ciddi bir tenkit yapmam için en az altı ay çalışmam lazım. Halbuki ben kitabın adiliğini göstermek için polemik yaptım. Sebil’de yaptığım gibi.”(32)

Tagor: “Tagor’u sevmem. İnsanların ıstırabına zirvelerden bakan şımarık bir tanrı: Tagor. Goethe gibi. Fırtınayı sahilden seyreden ve zaman zaman sirenlerinkine benzeyen şarkılarıyla, boğulanlara,kaybettikleri hayatın ne kadar dilrüba olabileceğini hissettiren iki büyücü.”(33)

Ahmet Hamdi Tanpınar: “Tanpınar’ın üslubunu sevmem. Bir bayırı çıkan katarlardan müteşekkil bir trene benzetmiştim üslubunu bir yazımda.”(34). Tanpınar, Cenab’ın üçte biri kadar Fransızca bilmez. Müstehzi, alaycı kelimeleri varken ne diye ‘ironik’ dersin be birader?(35) “Tanpınar’ın cümleleri dağınıktır,toparlanmamıştır. Türk edebiyatını bir Fransız gibi görür.”(36). “Ahmet Hamdi’nin şimdi, niçin yalnız kaldığını anlıyorum. Ne Necip, ne Nazım bu adamla mukayese edilebilir. Diğerleri onun yanında kapıcı dahi olamaz.”(37). “Ahmet Hamdi romanda Peyami’den küçüktür. Fakat “Yahya kemal “kitabını imzalarım. 19.Asır Türk edebiyatı Tarihi’ni de öyle.(38). “Ahmet Hamdi hiçbir zaman, hiçbir dünya görüşüne bağlanmadı. Bir dünya görüşüne bağlanmak çok büyük bir kuvvet kaynağıdır. İnsanı dağılmaktan korur ve hedefe emin yollardan götürür.”(39)

Ahmet Rasim . “Ahmet Rasim pek ciddi değildir. Gazetecidir sadece. İttihat ve Terakkiye yaranmak için Abdülhamid Han’a Kızıl Sultan demiştir.”(40)

Nurullah Ataç: “Bunların babası Nurullah Ataç’tır. İlk defa o kullandı devrik cümleyi ve uydurca kelimeleri. Ataç otantiktir, kendisidir. Ataç tam bir deliydi evladım. Kendisini tanırım. Babası Ata Bey, Hammer mütercimi, Galatasaray Lisesinde okutulmak üzere bir de İktitaf adlı okuma kitabı yazdı. Ataç’ı Galatasaray Lisesine verdiler, okuyamadı. Ataç haylaz bir çocuk. Ataç’ı İsviçre’ye götürdüler, okusun diye; orada da okuyamadı. Dört sene kaldı. Bu süre zarfında Fransızca öğrendi. Burada onu arkadaşları Fransızca hocası yaptılar. Fransızcayı gündelik neşriyatı takip edecek kadar biliyordu. Babasından da Osmanlıca öğrendi. 1936-1937’lerde yazıyordu, bir şöhret değildi. O yazılarıyla da hiçbir şöhret olamadı. Uydurca çıkınca şöhret oldu. İsmet Paşa 1938’lerde yanına baş tercüman olarak aldı. Ataç hiçbir şeye inanmaz. Kendisi iyi bir aileden geldiği halde adam olamadı. Üslubuyla kendisidir. Sevimli insandır… Ciddiye alınmamak şartıyla sevimlidir. Cumhuriyet devrinin tipik bir kalem sahibi ve şahsiyetidir. Etrafındakilere bol bol iltifat dağıtırdı. Herkes onun için Ataç’ı methederdi. Cumhuriyet devrini temsil eden bir aydın tipidir.”(41) “…şahsiyetsiz, otoritesiz, gurursuz bir aktör. Hakkı Tarık’ın gazetesinde 50 kuruş karşılığı dünyanın en yavan yazılarını yayınladığı devirde tanıdım onu. Yalnız gazete ve dergi okurdu. Ataç satıhtı. Kant’la Descartes’ın çağlarını ve düşünce dünyalarını birbirinden ayıramayacak kadar ümmi idi. Her değere düşmandı. Tırnaklarını kemirmekten ve liyakatsiz, yani tehlikeli bir takım oğlanlara dalkavukluk yapmaktan başka marifeti yoktu. Ataç hiç bir şeye inanmazdı. Çünkü inanmak sevmek demektir… Sonra Ulus’a yazar oldu. Halk Partisi eşkıyalarının çoban köpeği ve İnönü’nün tercümanlığına naspedildi. Bu adam hiçbir ideolojinin içine girmemiştir, bir mezar kazıcıdır. Bu adamın adam diye sahneye çıkardığı kim varsa, kendisi gibi,haysiyetten mahrumdur. Ataç, çöken bir cemiyetin harem ağasıdır ve bir hadımlar edebiyatının akıl hocasıdır… Atatürkçülük ve Ataç… yıkılan imparatorluğun iki büyük hastalığı, hayır iki küçük hastalığı. Adi ve mikroskobik. Ataç’la büyük iki kutuptur, birleşemez. Ataç, Mustafa Kemal rejiminin bütün sefaletlerini edebiyata sokan şımarık, yılışık, cahil ve kabiliyetsiz bir dilekçe yazarıdır… Türkiye bütün kütüphaneleri yıkılan, bütün mazisi, bütün tarihi imha edilen bedbaht bir ülke, bu panayır soytarısından daha münasip bir mezarcı bulamazdı. İliksiz, usaresiz, ruhsuz bir edebiyat. Melih Cevdet ve benzerleri, Ataç gübreliğinde yetişen son mantarlar. Anadolu, başındaki oturağı tekmeleyip bu süprüntüleri temizlemedikçe, namuslu fikir adamlarının sığınacağı iki yet var: ölüm ve cinnet(42)

Nazım Hikmet: “…Nazım ise hapisten yeni çıkmıştır. Arkadaşı Sabahaddin Ali Bulgaristan’a kaçarken vuruluyor. Rusya’dan döndüğünde evine kapandı. Hiç kimseyle görüşme imkanı yoktu. Hatta en samimi arkadaşları ile bile konuşamıyordu. Devamlı göz hapsindeydi çünkü. Öldürülmek korkusu taşıyordu. Rusya’ya gidince orada samimiyet gördü. Elbette şair mizaçlı olduğu için öyle konuşacaktı. Türkiye’ye geldiğinde de, Rusya’da bir sosyal değişikliğe şahit olmuştu. Bunun heyecanıyla doluydu. Stanilistler tarafından reddedildi. Sebebi de İvan İvanoviç Yaşadı mı?diye bir piyes yazdı. Anti-Stanilist bir piyestir bu…Bu eserin Fransızca tercümesi yapıldı. Mütercimini Fransız Komünist Partisinden attılar..”(H.Açıkgöz,s:51-52). “Yanımda hiçbir kitabı yok. Hafızama dayanarak konuşmak beni insafsız hükümlere sürükleyebilir. Her putperest eski sanemleri karşısında fazla müsamahasızdır. Nazım’ı Avrupa çapında meşhur eden ne? Şairliği mi? Hayır, kavgası.”(43)

Mehmet İzzet: Mehmet İzzet, sosyolog olarak geveze bir adamdır. Kalfadır, doçent seviyesindedir. Usta olamamıştır. Genç yaşta öldü, yaşasaydı belki olurdu.”(44)

Kaya Bilgegil: “Kaya Bey kitabını bana göndermiş, Yeni Osmanlılar hakkındaki araştırmasını. İçine Mustafa fazıl Paşa’nın Fransızca mektuplarını koymuş. Kitabı biraz okudum. Tenkit edilecek çok yerleri var. Bitiremedim kitabı daha. Belki tenkit ederim diye. Severim kendisini. Fakat yaptığı kalfaların yapacağı iş. Bir profesör böyle eser koymamalı ortaya, fakat hiç bir şey yapılmamış şimdiye kadar, o yönden de haklı.”(45)

E.Zola: “Demek ki Zola bir davanın bayrağı. Dünya ölçüsündeki ünü romanlarından çok Dreyfus Davası’ndan geliyor. Dostları da düşmanları da sayısız. Ama aşağı yukarı hepsi de şuurlu.”(46)

Ali Kemal: Ali Kemal’i Avrupa mahvetti. Akla, muayyeniyete, Batı’nın bütün yalanlarına inanıyordu. Bozgun çağlarının ümitsiz aydını. Karanlık günlerin bu çok alkışlanan, çok sevilen, çok korkulan gazetecisi ne istikbale inanıyordu, ne halkına, Ali Kemal anı yaşayan adamdır. Satılmış mıydı? Hayır.Ali Kemal bir neslin günahlarını yüklenen tekedir,belki de en büyük suçu: Samimiyet. Topal bir üslup, çılgın bir muhayyile ve bir kadın hassasiyeti.”(47)

Ahmet Cevdet Paşa: Türkiye’nin en vahim hadisesi yeniçeriliğin ilgasıdır. II.Abdülhamid, II.Mahmud’un pisliğini örtmeye çalışır. Onun için Cevdet Paşa’ya tarih yazdırır. Fakat Cevdet Paşa dürüst değildir. Kurnaz ve akıllıdır.”(48) “Hakikatte Cevdet Paşa’nın üslubu berbattır”(49) “Cevdet Paşa ve Namık Kemal..Türk düşüncesinin diri ve yaşayan iki temsilcisi. Paşa,ağır başlı, dürüst bir medreseli. Batı’ya aşık fakat Doğu’dan kopamıyor.”(50)

Dante: “Dante tek başına yürüyen adam:mağrur ve münzevi. Sevgileri de kinleri de kendinin. Cehennemi ve cenneti olan bir Tanrı. Hem ölülerin yargıcı,hem dirilerin. Oysa ne bir tarikatı temsil ediyor ne bir devleti. Vatanı bile yok. Sürgün ve fermanlı. Kaybolan bir davanın son mücahidi, bir vicdan.”(51)

Salah Birsel: “Salah Birsel, Fikret’in yanında sık sık gördüğüm piyonlardandı. Yumuşak, hazımkar, renksiz, kokusuz bir şair taslağı”(52) “Ankara Caddesinde gençlerin girip çıktığı bir kitapçı dükkanı vardı. Adı: Arkadaş Kitabevi gibi bir şey. Salah’ı ilk defa orada görmüştüm. Dükkanın sahibi miydi,

sahiplerinden biri miydi, hatırlamıyorum. Çok konuşan, ucuz esprilerle ilgi çekmekten hoşlanan, biraz muzip bir İstanbul çocuğu. Sonra Elit’te karşılaştık. Şiirlerini hiç sevmedim...” (53)

Peyami Safa: “Peyami Safa batı’da moda olan burjuvazi ideolojisini taklit etti. Elinde Batı burjuvazisinin kitapları vardı. Zaten Peyami Safa batı burjuvazisinin kitaplarını takip ediyordu.”(54). “Peyami Safa Tabii olarak kıskançtır. Kendisi son derece çirkindi. Akşamcıydı. Her gün içerdi. Bir ara esrar da denemiştir. Nazım’la arkadaştılar. Fatih Harbiye’yi Nazım’a ithaf etmiştir. Nazım paşazadedir. Yakışıklıdır da üstelik. Dinçtir, sıhhatlidir. Peyami ise hastalıklıdır ve muztarib bir insandır. Nazım, Peyami’ye daima, içmemesi için telkinler yapardı...Peyami’nin bir takım tehlikeli alakaları da vardı. Polisin emrindedir. Bu alakadar onda bir psikoz yaratmıştı adeta. Hakim sınıfın kalemidir. Hiçbir zaman ciddi olarak tenkit etmemiştir düzeni.(55). “Peyami büyük bir zeka idi. Hırçın bir adamdı. Hastaydı evvela. Kendisinden çok değersiz, mukayese edilemeyecek kadar değersiz adamların hepsi milletvekili oldu, hepsi vali oldu, hepsi elçi oldu. Peyami, kalemiyle hayatını yaşamak mecburiyetinde kaldı. Büyük acılar çekti. Büyük iştahları vardı, her entelektüel gibi. Dünya nimetlerine düşkündü. Lükse düşkündü. Fakat bunların hiç birini tatmin edecek imkana sahip değildi. Mütemadiyen çalışmak, beynini satarak yaşamak mecburiyetinde kaldı. İnansın inanmasın; o sırada belli zümre tarafından desteklenen fikirlerin destekleyicisi oldu. Adeta bir kalem eşkıyası idi. Parayı veren Peyami’yi kullanabilirdi. İmzalı, imzasız namütenahi yazı yazdı. Kendini boşa harcadı ve harcamak mecburiyetinde idi. “Peyami yalnız adamdı. Acılarıyla tecessüsleriyle yalnız. Sevdiklerinin anlayışsızlığı yüzünden, sevmedikleriyle yol arkadaşlığı yapmak zorunda kaldı. O coşkun zeka, herhangi bir kilisenin , herhangi bir izm’in emrine giremeyecek kadar serazadtı. Ömür boyu hakikati aradı.”(56)

Ömer Seyfettin: Ömer Seyfettin bir subaydır. Belli bir devirde yaşar ve bir kültür hamulesi taşır. Batı hayranıdır. İyi bir hikayecidir; olgunlaşmadan ölmüştür. Bir yerde faydalı bir yerde zararlı olmuştur yazılarıyla. Dilde sadeleşme çığırını başlatmıştır; ama dil, o noktadan Dil Kurumu’nun seviyesine gelmiştir. (57)

Mehmet Akif: “Mehmet Akif,Cemaleddin Efgani’nin talebesidir. Değildir şair bile. “(58). “Evet, buhranlar içinde kıvranan toplumumuz Akif’den bir çok dersler alabilir ve almalıdır da. Akif, Cevdet Paşa’yla başlayan Tunuslu Hayrettin ve Sait Halim Pala’larla devam eden bir düşüncenin son büyük temsilcisidir. Ondan alacağımız derslerin başında çoktandır kaybettiğimiz bir fazilet var: insaf. Ben, Akif’i Fikret’ten çok severim.” (59)

Süleyman Nazif: “Nazif, hayatımın en mukaddes isimlerinden biri… Zavallı Nazif! Tek mümini kalmayan dinin son peygamberi.”(60)

Necip Fazıl Kısakürek: “Aydın yaralıdır. Mesela bir Necib’i ele alalım. 1938’lere kadar sefih bir adam. Sonra halk Partisi milletvekili yapmadığı için karşıya geçti. Kumarbazlığı,dolandırıcı olduğu muhakkak. Bir kaç sene önce birkaç Fransız tanışmak istemiş. Perapalas’ta kafayı çekmişler. Sonra rezalet çıkmış tabi. Halk bunu kendinden kabul eder mi?”…” Necib’in tezadı şu: Genç yaşta Avrupa’ya gitti. Ve onun tahakkümünden kurtulamadı hiçbir zaman. Bu tabaka küçük yaşta aldığı din terbiyesi ile çatışıyor. Hala Mallarme’ye Baudelair’e aşıktır. Necip bir tezatlar mahşeridir… Necip ise kendi tezatları içinde muztariptir. Batı’dan bir türlü kopamamıştır. Necip bu yaşta dahi zamparadır; yaşayış prensipleri itibarıyla Avrupalıdır. Televizyona çıkıp maskaralıklar yapmasına lüzum yok. Bir trajedidir Necip.(61). “Necip, ilmiliğe özendiğinde saçmalar, kusulacak gibidir. Sanatta tatlıdır.”(62)” Necip, kinle eğilir meselelere… Necip kin duyar sadece. Necip, öldükten sonra aşıktır velisine.”(63). “ Genç nesilleri İslam mefkuresi etrafında toplayan Necip Fazıl da tefekkür semamızın bir başka yıldızı. Şairimiz, öfkesiyle hayal kırıklığıyla, günahları ve nedametleri, bilhassa coşkun ifade kabiliyetiyle genç aydınlara rehber oldu.”(64)

F.Kafka: “Kafka kadar adi bir adam gelmedi edebiyata. Pis adi.İmanını kaybetmiş,pısırık,ezik bir adam.”(65)

Hikmet Kıvılcımlı: “ Tanıştık, ‘Otopsi’de, yerini bulamamış haşin ve haşarı bir tecessüsün arayışı ve buluşları vardı. Atak, terbiyesiz,deli dolu bir yazardı Kıvılcımlı. Zincirlerini şakırdatan bir arslan edasıyla kükrüyordu. Oysa şimdi bir ihtiyarla karşı karşıyayım. Aristo’luğa özenen bu yaşlı adam, oynadığı rolü başarıyla yürütecek kütüphane çalışmalarından uzakta yaşamıştı. Kıvılcımlı, hiçbir zaman, soğukkanlı bir ilim adamı olamadı, olamazdı da. Fransızcası zayıftı. Sabırsızdı. Hakikati aramadan bulmuş ve düşmanlarının insafsız bir tafsili ile Marksizm’in meczubu kesilmişti. (66). “Daha sonraki Marksçılardan hiç biri onun vardığı irtifaa çıkamadılar. Düşünen bir adamdı Kıvılcımlı. Hızla düşünen bir adamdı. ‘Otopsi’ yeni bilgilele zenginleştirilebilir. O zaman için pek tabi olan alışkanlıklar düzeltilebilir. Çığlıkta ahenk aranmaz. Bu bir polemiktir. Kıvılcımlı ülkemizin yetiştirdiği en büyük polemikçilerden biri olmak vasfını uzun zaman sürdürecektir.”(67)

Tolstoy: “Tolstoy’un tenkitlerini görmeden Shakespeare nasıl incelenir? Tolstoy Shaskespeare’den daha büyük bir insan. Shakespeare, aslında İngiliz emperyalizminin empoze ettiği bir adam,diyor Tolstoy. Shakespeare’de insan yoktur,bir gevezedir Shakesapeare”(68)

Orhan Veli Kanık: “Orhan Veli, Arif Nihat’ın potin bağı bile olamaz. Şair değildir Veli. Zeki fakat cahil. Ataç çıkardı onu ortaya. Tek kitabı vardır: Nasreddin Hoca. Türkçesi mazbuttur. Çok sığdır. Hiçbir irfanı yoktur. Şiiri bir kümes hayvanına çevirdi. Şiir artık uçamıyor”(69) “Orhan Veli’den hiç hoşlanmadım.Hepsinin de ayırıcı vasfı bayağılıktı. Yine de Orhan içlerinde en az sevimsiz olanıydı.”(70)

Abdullah Cevdet: Abdullah Cevdet geniş tecessüsleri olan bir insan. Doğu’ya da tecessüsü var. Sadece düşünceyi uyandırmak isteyen, inhitat devrinin mutaassıp ulemasına karşı cephe aldığı için irfana kaçtı,dedim ya. Mutedildir Abdullah Cevdet. O sırada Türkçüleri de mutaassıpları da kızdırdı. Dinsiz(ateist) değildi kanaatime göre”(71)

İsmet Özel: “Sekinetten çok, meskenete benzeyen bir durgunluk. Sönmüş bir yanardağ mı,herhangi bir kaya parçası mı, bilemiyorum. Ayırıcı vasfı: müeddep olmak. Özel, 12 Mart öncesinin şımartılmış şairi, eski bir Marksist. Maksizmden İslamiyete atlamış . Entelektüel bir tecessüs mü, dar bir dünyadan, müphem, hudutları meçhul ufuklara taşmak ihtiyacından mı bilmiyorum… Türkçesi cılız, bodur ve musikisiz. Fransızcayı ancak tefeül yoluyla sökmektedir. Sol, Nazım’a rakip diye alkışladığı Eskişehir’in bu kabiliyetli delikanlısını çoktan unuttu. Sağ, hiçbir zaman benimsemedi. Bu sağır kubbede hoş bir seda bırakabilecek mi?”(72)

Kemal Tahir: “Tanışırdık ama kitaplarını okumamıştım henüz. Bir gün Devlet Ana’yı aldım elime. Baştan çok sıkıcı geldi. Bıraktım. Sonra Yorgun Savaşçı, Yedi Çınar Yaylası, Kurt Kanunu’nu bir çırpıda okudum. Sonra Yol Ayrımı’nı yazdı. Orada benden sayfalarca fikirler vardır. Sohbetlerimizden aktarmıştır. Bir şahsın ağzından verir. Romancıdır. Yapabilir. Sonra fikrin söylenmesi mühim. Söyleyen kim olursa olsun. “(73) “Türkiye’de şimdi hem sağın ve hem solun okuduğu bir tek romancı var: Kemal Tahir.”(74) “Sol’daki tefekkür sefaletini bütün buutlarıyla açıklıyordu, Kemal: ‘Hiçbir şey bilmediğiniz meydana çıktı’ diyordu…” “Her kitabı bir bombaydı Kemal Tahir’in; hıyanet kalesinde kapanmaz gedikler açan bir bomba . Her sözü tokattı; hamakatin çehresinde şaklayan bir tokat: ‘ Hümanizma dünyanın en namussuz sömürüsü olan burjuva sömürüsünü örtbas etmek için ileri sürülmüş bir duman perdesidir’ diyordu…Kemal bu ülkenin yani hepimizindir. Mahalle kavgaları, tefekkürün zirvelerine ulaşmamalı.”(75). “Bir neslin yüz akıdır kemal Tahir. Türk düşüncesine ufuklar açmıştır. Türk romanının en yiğit, en güçlü, en büyük temsilcisidir. Belki de çağdaş romanın demeliyim”(76). “Kemal Tahir için hapishane iyi bir laboratuardır. Çeşitli ülkelerden gelen, çeşitli meseleleri olan çeşitli istidatları olan insanlarla daha yakından tanıştı. Tahlil sahası, tetkik sahası, çok geniştir kemal Tahir’in. Kemal Tahir’de Anadolu vardır. Peyami Safa’da yalnız İstanbul vardır. İstanbul’un belli bir muhiti vardır. Bu itibarla romanları psikolojiktir. Daha doğrusu ferdin içine,iç dünyasına, iç istidatlarına , iç bunalımlarına çevrilmiştir…Kemal Tahir’de sosyal hayat vardır. Türk insanının istidatları vardır. Tarih vardır, Osmanlı vardır. “(77)

Şemseddin Sami: Şemseddin Sami madrabazın biri. Onu ne kadar yücelttiler. Cahilin biridir.”(78) “Şemseddin Sami aslında Türkçe bilmezdi. Kamus-u Türki’yi Rumcadan çevirdi. Soy adı biliyorsun, Freşeri’dir. Arnavut’tur kendisi ve Osmanlı’yı parçalamak için kitap yazmıştır bu adam.”(79)

Uğur Mumcu: “Uğur Mumcu’da bir şey yok. Sağa sola saldırır sadece. Gazeteci ve polemikçi olarak iyi. Kültüre değil, gevezeliğe dayanıyor. Niyeti de iyi değil, kötü. Fakat zeki, umumi kültürü zayıf.” (80)

Dostoyevski: “Dünyada iki dev romancı var: Balzac ve Dostoyevski.Bir Rus romanı var Dostoyevski sayesinde . Bütün dünyaya tesir etmiştir. Tolstoy’da büyüktür. İnkar edilemez o da.”(81)

Atilla İlhan: Atilla zeki ve başarılı bir çocuktur. Sol cenahta gürültü koparıyor. Arkadaşları arasında polis diye maruftur. Kemal Tahir ile aramızı bozmuştur. Sol cenahta eli kalem tutmakta birincidir. “(82). “ Atilla yaşayan en büyük romancıdır. Kemal Tahir’den sonra. Dediğim gibi üslubu çarpık çurpuktur ama yaşar insan,ama yaşar insan.”(83) “Atilla İlhan çizgiye gelmeyen bir adam, deli dolu. Hiç birimiz söyleyemedik onun söylediklerini. Sağ da sol da rahatsız oluyor. Sol kendinden kabul etmiyor.”(84)

Abdülhak Hamid ve Namık Kemal: “Hamid’de ve Namık kemal’de romantizm yok. Yalnız romantizmin bazı unsurlarına heves gözüküyor. Benzetme yoluyla yaklaşma. Romantizm, gerçekte Almanya’da doğdu, mazi hasreti olarak. Bir orta çağa dönüş. Alman edebiyatının Fransız çizmeleri altında ezilerek milli maziye dönmesi şeklinde başlar, Almanya’da romantizm. Biz de ise Avrupalılaşmak. Namık Kemal, Hamid için romantizm Avrupalılaşmaktı. Osmanlı’dan kaçış bir bakıma. Bizimkilerin romantizm ile uzaktan yakından hiç alakaları yoktur.” (85)

Beşir Fuat: “Beşir Fuat,bir anti tez olarak doğrudur ve güzeldir. O zamana kadar hayalata dalan Şark’ı uyandırmak lazımdı. Bunu Beşir Fuat yapmaya çalışır. Fakat hakikat ne yüzde yüz Batı’lının ne de Doğu’lunun dediğidir. Aynı ölçüler kullanıyorlar. Beşir Fuat kitabı nasıl Batılı ise onu anlatan edebiyat tarihleri de haksızdır. Beşir Fuat Cizvit mektebinde imanını kaybetmiştir. Fakat fikir tarihimizde de mühim bir yeri vardır.”(86). “Hugo risalesi uyuşuk bir dünyada patlayan bir bomba. Yıkılmak istenen bütün bir zevk ve tahassüs dünyasıdır. Şuuru burkulan bir aydının çevresinden aldığı öç. Beşir, Tanzimat intelijansiyasının yeni tanrılarının perestişe layık olmayan alelade bir put olduğunu haykırırken uyandıracağı tepkileri biliyor muydu? Bu meydan okuyuş, yaralanan bir gururun şahlanışı mıydı? Olgun, oturmuş kendinden emin bir kanaatin ifadesi mi? Cevap vermek güç. Muhakkak olan şu ki, hayatın büyük bir kısmını mektepte ve orduda geçmiş. Bir Osmanlı aydını ne kadar uyanık, ne kadar çalışkan olursa olsun Hugo’nun atmış ciltlik külliyatını işhata ve idrak seviyesinden çok uzaktadır. Cehaletten ve gençlikten kaynaklanan bir cesaretle dünya edebiyatının o büyük tacdarının kılıç sallarken gerçek muhatabı çevresindeki bir avuç şiir-severdir. Bir kelimeyle Beşir, hayale,müpheme ve kucağında yaşadığı ruh iklimine düşmandır. Bunun için Hugo’nun karşısına Zola’yı çıkarır. Devrilen bir putun yerine başka bir put. “ (87)

Ziya Gökalp: “Bizim bütün meselemiz şu: biz taklit safhasında kaldık. Harflerimiz değişmişti. Namık Kemal Batı’nın çırağıdır. Ahmet Hamdi kalfadır, sonra ustadır. Daha sonra gelenlerde hiç bir şey yok. Gökalp ezeli çıraktır. Gökalp’i Taklit çırağın çırağı olmaktır.”(88) “Biz kültür mefhumunu Fransızcadan aldık. Gökalp getirdi ve hars kelimesiyle karşıladı. Gökalp irfan demedi, çünkü irfan Osmanlıcaydı. Osmanlıya düşmandı Gökalp.”(89) “ Ziya Gökalp gazali değildi. Gökalp minnacık bir adamdır. Elindeki imkanlarla başka çaresi yoktu. İster istemez intihar edecekti. İntihar bazı devirlerde, bazı çağlarda bir mecburiyettir. Elindeki anahtar hiçbir kapıyı açmıyor… Ziya Gökalp,Batı’nın sofra artıklarıyla geçinen zattır;onları araştırır,zaman zamanda kusar.Peyami Safa’nın çektiği ruh çilesini çekmemiştir. Sahtekardır. Her devirde dalkavukluk yapmıştır. Talat Paşa ve İttihat ve Terakkiye mesela. Tarihin şımarttığı bir adamdır.”(90) “Ziya Gökalp budala bir adamdı tam manasıyla…Ziya Gökalp bir ayran budalasıydı. Cahil bir adamdı. Son derece ümmiydi. Evvela Selanik’te pohpohladılar; İttihat ve Terakki, emellerine alet etti. Politikanın bütün büyüklerine Enver’e, Talat’a, Mustafa Kemal’e sen –haşa- Allah’sın peygambersin diye kasideler yazdı. Büyük milliyetçi, milliyet nazariyecisi oldu.”(91)

Rıza Tevfik: “Bence ülkemizde felsefenin son büyük temsilcisi Rıza Tevfik’tir. Belli bir felsefe mektebine sahip değilmiş. Varsın olmasın… Rıza Tevfik’ten beri ,felsefe ciddiyetinin büsbütün kaybetti. “(92)

1- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, ,s: 14

2- Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim yayınları, s:236

3- Mehmet Tekin, Cemil Meriç İle Söyleşiler, Çizgi yayınları, s:33

4- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:17

5- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:24

6- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 96

7- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 224

8- Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim yayınları, s:246-247

9- Cemil Meriç, Kırk Ambar, cilt 2, İletişim yayınları, s: 204.

10- Cemil Meriç, Sosyoloji Notları ve Konferanslar, İletişim yayınları, s: 106

11- Cemil Meriç, Kırk Ambar, İletişim yayınları, cilt 2, s:203-224

12- Cemil Meriç, Kültürden İrfana, İnsan yayınları, s: 95

13- Cemil Meriç, Jurnal 2,İletişim yayınları, s:54-58

14- Cemil Meriç, Jurnal, İletişim yayınları, cilt 1,s: 99

15- Cemil Meriç, Kültürden İrfana, İletişim yayınları, s: 99

16- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, , s: 239

17- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:18

18- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, ,s: 40

19- Mehmet tekin, Cemil Meriç İle Söyleşiler, Çizgi yayınları, s:106-110

20- Cemil Meriç,Kültürden İrfana, İnsan yayınları, s: 179

21- Cemil Meriç,Kırk Ambar,cilt 2, İletişim yayınları, s: 225

22- Mehmet Tekin, Cemil Meriç İle Söyleşiler, Çizgi yayınları,s:33

23- Halil Açıkgöz,Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:22

24- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:30

25- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, s: 219

26- Mehmet Tekin, Cemil Meriç İle Söyleşiler, s:51

27- Cemil Meriç, Kırk Ambar, cilt 2, İletişim yayınları, s: 377-434

28- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 221

29- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 30

30- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:32

31- Cemil Meriç,Jurnal,cilt 1, İletişim yayınları , s: 104

32- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 38

33- Cemil Meriç,Jurnal 1, İletişim yayınları, s: 171

34- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:44

35- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:79

36- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:145

37- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 164

38- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 174

39- Mehmet Tekin, Cemil Meriç İle Söyleşiler, Çizgi yayınları, s: 222

40- H.Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 49

41- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:50-51

42- Cemil Meriç,Jurnal 2, İletişim yayınları, s:159-160

43- Cemil Meriç,Jurnal 1, İletişim yayınları, s: 262

44- H.Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:58

45- H.Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 60

46- Cemil Meriç, Kırk Ambar, cilt: 2, İletişim yayınları, s:312

47- Cemil Meriç,Bu ülke, İletişim yayınları, s:163

48- H.Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 64

49- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 249

50- Cemil Meriç,Jurnal 2, İletişim yayınları, s:244

51- Cemil Meriç,Bu Ülke, İletişim yayınları, s:228

52- Cemil Meriç,Jurnal 2, İletişim yayınları, s: 256

53- Cemil Meriç,Jurnal 2, İletişim yayınları, s: 257

54- H.Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 68

55- H.Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 69

56- Cemil Meriç,Kültürden İrfana, İnsan yayınları, s: 228

57- H.Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 70

58- H.Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 78

59- Cemil Meriç, Kültürden İrfana, İnsan yayınları, s: 225

60- Cemil Meriç,Jurnal 2, İletişim yayınları, s: 267-268

61- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 88

62- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:167

63- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:168

64- Cemil Meriç,Kırk Ambar, İletişim yayınları, s: 204

65- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 95

66- Cemil Meriç,Jurnal 2, İletişim yayınları, s:285

67- Cemil Meriç, Kültürden İrfana, İnsan yayınları, s: 259

68- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 96

69- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:99

70- Cemil Meriç,Jurnal 2, İletişim yayınları, s: 257

71- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 105

72- Cemil Meriç,Jurnal 2, İletişim yayınları, s: 300-301

73- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:108

74- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 196

75- Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim yayınları, s: 250-251

76- Cemil Meriç,Kırk Ambar 1, İletişim yayınları, s: 344

77- Mehmet Tekin, Cemil Meriç İle Söyleşiler, Çizgi yayınları, s: 260

78- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 204

79- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 250

80- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 267

81- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 108

82- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 114

83- Halil Açıgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 154

84- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 301

85- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 114

86- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 175-176

87- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 183-184

88- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s:178

89- Halil Açıkgöz, Cemil Meriç İle Sohbetler, Seyran yayınları, s: 268

90- Mehmet Tekin,Cemil Meriç İle Söyleşiler, Çizgi yayınları, s:191

91- Mehmet Tekin,Cemil Meriç İle Söyleşiler, Çizgi yayınları, s: 247

92- Cemil Meriç,Kültürden İrfana, İnsan yayınları, s: 21

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.