1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Tekvini ve Teşrii Açıdan İnsanın Hürriyeti
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Tekvini ve Teşrii Açıdan İnsanın Hürriyeti

A+A-

     Kur'an-ı Kerim'de 'Ya eyyühennas' (Ey insanlar!) diye başlayan ve bütün insanlara hitap eden, onları tevhide ve ibadete çağıran, onların hidayeti seçmesini emreden ayetler vardır; "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz." (Bakar:21) ayeti gibi.

     Allah u Tebareke ve Teala Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar uzanan resuller ve nebiler vasıtasıyla ilk insandan son nesle kadar tüm beşeriyete tevhide, ahiret gününe, meleklere, peygamberlere iman etmelerini, sadece Allah'a ibadette bulunmalarını emrediyor, onlara dünya görüşü, değerler manzumesi, emirler ve nehiyler silsilesini vahiy yoluyla ulaştırıyor.

     Bu tür ayetleri incelediğimiz zaman, insanoğlunun neyi tercih etmesi gerektiği, hangi yolu seçmesi gerektiği insana emredilmiş, güzergahı belirlenmiş ve bir bakıma seçme hakkı elinden alınmış gibi geliyor. Emrin olduğu yerde amir ve memur vardır. Amir emreder, memur yerine getirir. Amirin emrini yerine getiren memurun hür olduğu söylenebilir mi? Bu, işin bir tarafı.

     Öte yandan yine Kur'an-ı Kerim'de insanın kendi yolunu seçmede, hak ile batıl arasında tercih yapmada özgür olduğunu bildiren ayetler vardır:

     1- "Ve de ki: Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen küfre sapsın." (Kehf:29)

     2- "Biz ona yolu gösterdik. Ya şükredici olur ya da nankör." (İnsan:3)

     3- "Biz ona (iyilik ve kötülük olarak) iki açık yol göstermedik mi?" (Beled:10)

     4- " Ve nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene. Sonra ona kötülüğü (fücuru) ve ondan sakınmayı (takvayı) ilham edene" (Şems::7-8)

     Bu ikinci grup ayetlerde insanın iman ile küfür, fücur ile takva, şükür ile küfür arasında tercihte özgür olduğu, iki yoldan (necdeyn) birini seçmede muhtar bırakıldığı sarahaten ifade edilmektedir.

     Bir tarafta neyi tercih etmemiz gerektiğine dair ilahi emirler, öte tarafta tercihte özgür bırakıldığımızı ifade eden ilahi bildirimler yer almaktadır. Bu iki farklı durumu belki de bir çok insan için tezat görünen bu iki farklı bildirimleri nasıl izah edeceğiz?

     İnsan ilahi emirler karşısında hür müdür memur mudur?

     Evren, kainat dediğimiz varlık aleminde ilahi emirler karşısında muhtar olan, ihtiyar sahibi olan, tercih hakkı olan iki varlık vardır: İnsan ve cin. Konumuz ise insan.

     Diğer tüm maddi ve madde ötesi tüm varlıklar Allah'ın emirleri karşısında ihtiyar sahibi değildir. Hepsi mutidir. İsyan etme kabiliyetleri yoktur. Madde ötesinde melekler, madde alemindeki cemadat (madde) hayvanat (canlılar) ve nebatat (bitkiler) tümü kendileri için çizilmiş olan ilahi program çerçevesinde hareket etmekte, görevlerini yerine getirmekte, kendileri için belirlenmiş olan sınırları bir milim dahi ihlal etmemekte ve edememektedirler. Onlar, mutlak itaat halindedirler. İsyan edemezler, tuğyan edemezler, haddi aşamazlar.

     Müşahede ettiğimiz alemde özgür olan tek varlık biz insanlarız. Alemlerin Rabbi Allah ile olan ilişkilerde, O'na itaat ile isyan arasında hür bırakılan tek varlık biz insanoğluyuz. Bizim dışımızdaki tüm varlıklar Allah'ı tesbih ve O'na hamd ederken şükran ile küfran arasında hür bırakılan tek varlığız biz.

     İnsanın hem itaat hem de isyan kabiliyeti vardır. Hem takva ona ilham edilmiştir hem de fücur. Facir de olabilir, muttaki de. Şakir de olabilir, kafir de. İnsana iki yol gösterilmişken, insanın dışındakilere tek yol bırakılmıştır.

     İnsanın özgürlüğünü ifade eden ayetler, insanın hilkatiyle ilgili ayetlerdir. İnsan, hilkat itibariyle, yaratılış itibariyle yani kevni olarak hür yaratılmış, muhtariyet sahibi olarak halk edilmiş, kendisine özerklik verilmiştir. İnsan yaratılış itibariyle ilahi emirler karşısında ihtiyar sahibidir; tercih hakkına sahiptir. Sadece tercih hakkına mı sahiptir? Hayır. Tercihten ayrı olarak tercih yapabilmesi için gerekli donanıma da sahip kılınmıştır. Doğru ile yanlışı, hak ile batılı, takva ile fücuru, yüsra ile üsrayı birbirinden ayırabilecek, teşhis edebilecek, teşhis koyabilecek donanıma da sahip kılınmıştır. Çünkü insan yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak yaratılmıştır. Halife, özgür olmak zorundadır. Özgür olanın da donanımlı ve bilgi sahibi olması kaçınılmazdır. Hilafet görevi, hürriyet ve bilgiyle yerine getirilebilir. İnsanın melekten farkı bu iki noktadadır. Allah, insanı hür yarattı ve ona isimleri öğretti. Meleklerin bilmediği bilgiyi ona verdi.

     İkinci grup ayetlerden de anlaşılacağı gibi insanoğlu yaratılış itibariyle hür yaratılmıştır. Bunda hiçbir kuşku yoktur.

     Hür ve donanımlı yaratılan insana Allah iki yolu da göstermiştir. Hak ve batıl yollar. Her iki yolun mahiyetini ve sonuçlarını da akıl, idrak, şuur, vahiy ve nebiler vasıtasıyla insana bildirmiştir. Doğru tercihin ne olduğunu açıklamış ve doğru olana yönelmeyi insana emretmiştir. Birinci gruptaki ayetlerde yer alan ilahi emirler, insanın kevni olarak hür yaratılmasını nefyeden, olumsuzlayan cebri (zorlamayı) içermiyor. İlahi emirlere rağmen insanoğlu aksi istikamette tercihte bulunabilir ki, beşer tarihi boyunca ne yazık ki insanların çok önemli bir kısmı tercihini takva yerine fücurdan yana koymuştur ve koymaktadır.

     Eğer ilahi emirler karşısında insanın tercih hakkı olmasaydı, hür olmasaydı, insanın diğer varlıklardan farkı olmazdı. İnsanın, maddeden, hayvanlardan ve bitkilerden farkı olmazdı. Çünkü onlar, ilahi emirler karşısında isyan seçeneğine sahip değildirler. İnsanın farkı, kötülüğü seçebilme imkanı varken iyiliği seçmesidir. Fücuru tercih etme imkanı varken takvayı yeğlemesidir. Küfre girme olanağı varken imanı tercih etmesidir. İsyan edebilme imkanına sahipken itaati tercih etmesidir. İnsanı eşref-i mahlukat kılan da bu özelliğidir. Yani hür olduğu halde itaati ve ibadeti seçmesidir. Meleklerin günah işleme imkanları yoktur. Onlar daim ibadet halindedirler. Her türlü günahı işleme imkanına sahip insan, günahları terk edip melekler gibi ibadet ettiğinde tabii olarak meleklerden üstün bir konuma ulaşıyor. İnsan hür yaratıldığı halde, doğru tercihi sonucu melekler gibi ibadet ederken melekler tercih sonucu değil, doğaları gereği ibadet ediyorlar. İnsanın üstünlüğü, hür iradesini ilahi emirlerden yana kullanmasının sonucudur. Cemadat, hayvanat ve nebatat yaratılışlarının gereği ibadet ederken, insan hür iradesini Allah'a itaatten yana kullanarak ibadet etmektedir. Diğer varlıklara üstünlüğü bu sebepledir.

     İnsanın iman ile küfür arasında tercih hakkına sahip olması, iki tercihin eşit ağırlıklı olduğu anlamına gelmiyor ve böyle bir anlam çıkarımı batıldır. Tercihler mütezaddır, birbirinin zıddıdır. İlahi emirlerin gösterdiği tercih meşru, sakındırdığı tercih gayri meşrudur. İnsan doğru tercihte bulunmakla emrolunmuştur. İlahi emirler açısından insan memurdur. Doğruyu tercih etmekle memurdur. Ancak bu memuriyetini yerine getirmeyebilir, çünkü yaratılış itibariyle hürdür. Küfrü seçme imkanına sahiptir ama bu imkanı kullanmak, meşru bir hak değildir. Allah'a isyan imkanını kullanmak meşru bir kullanım değildir. Yani hiç kimse çıkıp, 'madem Allah beni iki yol arasında hür bırakmış, ben de öteki yolu seçiyorum; ne fark eder?' diyemez. Seçebilir ama ilahi emre aykırı bir seçim yaptığı için cezasını çeker. Seçim yapma hakkına sahiptir ama bu seçimi doğru, meşru ve caiz değildir. İlahi emirlerin gösterdiği yolu tercih edenlere ilahi ücret, aksini tercih edenlere de ilahi azap vaat edilmiştir. Hidayeti tercih, insanın yaratılış misyonu olan hilafet görevine mütenasib iken küfrü tercih, hilkattaki hikmete ve hedefe terstir.

     Bazıları, 'o zaman Allah bizi özgür yaratmasaydı. Emrolunan yolu tercih etmememiz cezayı gerektiriyorsa, bu nasıl bir özgürlüktür?' diye sorabilir.

     Eğer insan hür yaratılmasaydı, itaat ve ibadetin dışında tercih yapma imkanı olmasaydı, itaat ve ibadetinin bir ecri olmazdı. İnsanın dışındaki varlıklar ne cennete ne de cehenneme gitmiyor. Çünkü onlar özgür değillerdir. Özgür olmayan, ne mükafatı ne de cezayı hakketmez. Mükafat ve ceza, hür olan varlıklar içindir. Bu soruyu soranlar veya böyle düşünenler, hürriyetin mana ve kıymetini idrak edememişler demektir.

     İnsan, yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak yaratılmıştır. Hilafet misyonu, özgür olmayı gerektiriyor. İnsan özgür olmasa, halife de olamaz. Allah'ın halifesi olmanın ne anlama geldiğini kavrarsak, özgürlüğün ne kadar gerekli ve kıymetli olduğunu idrak edebiliriz. O zaman bu itiraz, yerini, şükür ve hamde bırakır.

     Konunun özeti ve sonucu:

     İnsan tekvinen özgür, teşrien memurdur. Yani yaratılış itibariyle hür, şeriat ve ilahi emirler itibariyle memurdur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.