1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Tekvini Düzen ve İnsan
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Tekvini Düzen ve İnsan

A+A-

Müslümanlar dahil, farklı din ve ideoloji sahibi insanların birbirlerini hukuksuz ve ölçüsüzce katlettikleri, hukuksuz savaşların cari olduğu bir dönemi idrak etmekteyiz.

Bu trajedinin önemli nedenlerinden biri, saldırgan tarafların insana ve evrene anlam yükleyen, kozmik düzeni hakikate tekabül edecek mahiyette bir tefsire ve beyana sahip dünya görüşünü kabulden ve içselleştirmeden uzak olmalarıdır.

Allah u Tebareke ve Teala, kendi zatına olan aşkından ötürü bu alemi yaratmıştır. Bu nedenle tekvini alem, bu aşka mütenasib bir cemale, düzene ve nizama sahiptir. Bu ilahi düzene yapılacak her yersiz ve haksız müdahale, tekvini alemin cemaline yapılan bir müdahale sayılacağından dolayı kerihtir, ifsadtır. İnsan bir yana, tabiata bile haksız ve yersiz müdahale muzirdir. Zira bütün nebatat ve cemadat şuur sahibidir, görev sahibidir ve kemale şevki vardır. Onların şevki, akil insana hizmet ve akil insanın üzerinden kemale ulaşmaktır. Örneğin bir meyve ağacının görevi, meyve vermesi, bu meyvenin akil insanlar tarafından yenmesi ve onun da bu mesirden kemale ulaşmasıdır.

Bir insanı haksız yere öldürmek; tekvini düzende, beşeri düzende bir gedik açmaktır, o düzeni ma'yub (ayıplı) hale getirmektir. Nasıl ki, tuğla ile örülmüş bir duvardan bir tuğla çekilip alındığı zaman o duvar yaralanır ve duvarı oluşturan diğer tüm tuğlalar da yara almış sayılırsa, haksız yere bir insanın öldürülmesi de aynı şekilde tekvini düzendeki duvarın tümünün yara alması anlamına gelir.

İnsana yüklenen misyon ve insanın evrendeki eşsiz konumu dolayısıyla onun ölümüne ancak yaradan hükmedebilir. Bu nedenle bir insanın ölümüne hükmedebilmek, ancak ve ancak ilahi ahkamı hakkıyla bilen adil ve  müçtehid alimlerin teşhisiyle mümkün olur. Hakeza cihad hükmünü de ancak aynı evsafa sahip insanlar İslami devletin varlığı içinde verebilir. İslami dünya görüşü ve ahkamı mucibince salt siyasi kaygı ve hesaplarla savaş hükmü sadır edilemez. Her savaş, insan ölümüne yol açtığı için siyasi ölçülere göre değil, ilahi ahkama göre hüküm verilebilir. Ne yazık ki, İslam tarihinde ve günümüzde bu ölçülere riayet edilmeden sadır edilen savaş ve ölüm fetvaları ve bunların trajik sonuçları ziyadesiyle mevcuttur. Müslüman kimliğini taşıyanların gerekli hassasiyeti gösteremediği bir konuda gayri Müslimlerin neler yapabileceği bedihidir.

İnsan eşref-i mahlukattır ve üç alemle (tecerrüd alemi, misal alemi ve maddi alem) irtibat kurabilen tek varlıktır. İnsanın taakkul boyutu, tecerrüd alemine; hayalı, misal alemine; cismi de maddi aleme tekabül etmektedir. İnsan, bu özelliklerinden ötürü her üç aleme tesir edebilme gücüne sahiptir. İnsan, küçük bir alem hükmündedir.

İnsan ile kainat arasında interaktif bir ilişki vardır. İnsanın salih amelleri, misal ve tecerrüd alemindeki melekleri sevindirirken, ifsadı da misal ve tecerrüd aleminde gazaba ve bu gazab da insanın helakine neden olabilmektedir. Hud, Salih, Şuayb, Lut ve Nuh peygamberlerin kavimlerinin helakı gibi. Bu akvamın helakı, ifsadları sonucu Allah'ın emriyle alem-i misal ve tecerrüd meleklerinin onları helak etmesiyle sonuçlanmıştır.

İfsadın sonucu helaka yol açarken, evreni doğru tefsir eden, onun hilkat felsefesini kavrayan ve maddeden yaratılış amacına uygun istifade eden ve salih amellerde bulunan topluluklara da rahmet, bereket ve bolluk inzal edilir.

Alem, ma'lul; Hak Teala da bütün alemlerin asıl nedeni, illetidir. Ma'lul üzerinde düşünen, akleden insan, asıl nedene, Hak Teala'ya ulaşır. Bu nedenle Kur'an, alem/ma'lul üzerinde düşünmeye, akletmeye insanı davet eder, insana ma'lulda ayetler, işaretler, deliller olduğuna teveccüh etmesini tavsiye eder.

İnsan, üstlendiği görev ve donandığı bilgi itibariyle müstesna bir konuma ve değere sahiptir. Bu sebeple insan hayatı da çok değerlidir ve hiçbir insanın ilahi ahkamın çizdiği çerçeve dışında insan hayatına kasdetme hakkı yoktur. Haksız yere bir insanı öldürmek, tekvini düzene müdahalenin yanında bir küçük alemi de yok etmek gibidir. Kur'an'ın genel olarak affı tavsiye etmesi ve hatta kısası hakkedenlerin bile evliya tarafından bağışlanmasının ekiden teşvik edilmesi, affın ücretini Allah u Teala'nın kendi uhdesine alması, İslam'ın insana ve insan hayatına verdiği değerle ilgilidir.

İnsanı haksız yere öldürmek, büyük bir zulümdür. Zulmün kelime anlamından biri, karanlık, ikinci anlamı da bir şeyi kasıtlı olarak yerli yerine koymamak, başka bir yere koymaktır. Zulüm kavramı, ıstılah anlamını kelimedeki ikinci anlamından almaktadır. Kavram olarak zulüm, hakkı zayi etmek ve hakkı eda etmemektir.  Hakkın zayi edilmesi kişinin kendisiyle ilgili olabilir, başkasıyla ilgili olabilir, Allah'ın hukukuyla ilgili olabilir, maddi, manevi ve ruhi alanlarda olabilir. Bu konuların tümünde hakkın zayi edilmesi zulümdür. Zulmün en büyüğü de insanın kendi nefsine zulmetmesidir. Çünkü bütün zulümlerin ana kaynağı, insanın kendi nefsine karşı zulmetmesinden, hakkını eda etmemesinden, onun kemale doğru seyrini engellemesinden neş'et eder. İnsan, önce kendine zulmederek zalime dönüşür ve ondan sonra da başkalarına zulmetmeye başlar, sonra da zulmünü bireysel ve toplu katliamlara kadar vardırır. Kendi halklarını ve başka halkları kadın, çocuk, yaşlı demeden toplu katleden gaddar yöneticiler, işledikleri cinayetlerden önce kendi nefislerine zulmederek büyük bir zalime dönüştükleri için rahatlıkla insanları topluca ve hukuksuzca öldürebiliyorlar.

İnsan kendine ve kainata doğru bir anlam yükleyemediği, evreni isabetli bir şekilde tefsir edemediği, evren ile Allah arasında sahih bir ilişki kuramadığı zaman mizanı ve ölçüyü tutturamaz, taşları yerine oturtamaz. İşte zulüm, tam da bu noktadan başlar. Her şeyi kendi yerine oturtamadığı, yerleri değiştirdiği için kendisine, insanlara zulmeder ve tabiatı tahrib eder.

Başta İslam dünyası olmak üzere dünyanın bir çok bölgesinde her gün yüzlerce insanın hayatına haksızca, hukuksuzca son verilmektedir. Havadis-i adiyede öldürülen insan sayısı da bu rakama eklense, dünyada her gün binlerce insan hayattan sökülüp atılıyor demektir. Bu durum,  insan ve insan hayatının, çok değersiz telakki edildiği anlamına gelir.

Varlık aleminde en değerli statüye sahip, en çok korunması gereken insan ve insan hayatının ehemmiyetsizleştiği bir dünyada yapılması gereken öncelikli işlerden biri, beşeriyetin dikkatini insanın tekvini düzendeki eşsiz konumuna ve değerine yöneltmek ve yoğunlaştırmak olsa gerek. Zira insanın değeri idrak edilirse, bu değer haksız ve ucuz bir şekilde harcanmaz, zulme maruz bırakılmaz. Savaşın yerini, sulh; cezanın yerini af alır. İnsanı öldürmek yerine insanı insanca yaşatmak esas alınır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.