1. YAZARLAR

  2. Ufuk Coşkun

  3. Tektipçilik Hakk'ın Mukaddes Nizamına Saygısızlık Etmektir
Ufuk Coşkun

Ufuk Coşkun

SivilDüşünce
Yazarın Tüm Yazıları >

Tektipçilik Hakk'ın Mukaddes Nizamına Saygısızlık Etmektir

A+A-

     Bu yıl Ege Üniversitesi Fen Fakültesi'nin mezuniyet töreninde öğrenciler yüzlerini Atatürk'ün posterleriyle kapattılar. Elbette ki mesele buradaki öğrencilerin basına verdiği bu görüntü değil. Bu tablo birbirinden farklı binlerce görüntü arasından sadece bir tanesi. Asıl mesele; her gün milyonlarca öğrencinin devrim kanunlarından sayılan birtakım eğitim kanunlarıyla da dizayn edilmiş, kısacası CHP zihniyetiyle kurgulanmış bir eğitim sisteminin yol açtığı tahribattır.

     Eğitim sisteminin 'tek' bir anlayışa mahkûm edilmesinin sonuçlarını başta Gezi olmak üzere yakın tarihte yaşanılan birbirinden vahim hassas toplumsal hadiselerde gösterilen tutum ve tavırlarda gördük. Bilindiği gibi ulus devletçi sistemler toplumsal hayatı yeniden dizayn etmek ve yeni bir ulus yaratmak adına bir takım mekanizmalar geliştirdiler.

     TOPLUMU DİZAYN ETMEK İLAHÎ TABİÎ SÜRECE MÜDAHALEDİR

     Şöyle diyor Şems: 'Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.'

     Toplumsal hayatı üstten kumanda yöntemiyle kontrol etme eğilimi ilahî tabiî süreç denilen hayatın doğal akışına karşı geliştirilmiş bir müdahaledir. Çünkü sosyal hayat insan tasarımı veya planlamasının bir mahsulü değildir. Hayek de bu durumu aralarında işbölümüyle hayranlık uyandıran arı ve karınca topluluklarının düzenli davranışlarına verdiği bir örnekle şu şekilde izah eder: "Örneğin işçi arı hayatının değişik safhalarında yiyecek toplama petek temizleme gibi değişik faaliyetleri yerine getirir. Bu sıfatla onun davranışının düzenli olduğunu veya kurallarla çizildiğini söyleyebiliriz. Burada bir arı davranışlarının düzenli olduğunun farkında olmasa da kendisinin ve beraberindeki diğer arıların davranışları kompleks bir böcek topluluğunun kurulmasına yardım etmektedir."

     TOTAL SİSTEMLERDE İNSAN VE DEĞERLERİ

     Stalin döneminde bir Sovyet eğitim dergisinde öğretmenlere hitaben şunlar yazılıdır: "Herkes karşı konulamaz biçimde şu düşünceleri paylaşır: Stalin mantıklı düşünür, kristal berraklığında bir zihne sahiptir, partisine bağlıdır, halkına inanır ve halkını sever, O'nun demir gibi bir iradesi vardır"...

     Benzer bir şekilde Hitler Gençlik Örgütü'nün gazetesinde ise şu cümleler dikkat çekicidir: "Başımızdaki lidere bağlıyız, O'na inanıyoruz, kendimizi O'na gönüllü olarak adıyoruz, çünkü O tüm halkın yararlarını düşünür, halkı suistimal etmez."

     Bu tür toplum üzerinde yeniden dizayn edici ifadeler ve uygulamalar total üzerinde kurulan kontrolü net bir biçimde ifade etmektedir. Oluşturulan mitleriyle, medyayla, eğitim araçlarıyla vs resmî ideoloji çerçevesinde belirli bir davranış biçimini alışkanlık haline getirmeleri beklenir insanlardan. Bu tür toplumu tek merkezden kontrol edilebilir bir biçimde dizayn edilen sistemlerde ne yazık ki insanın başlıbaşına bir değer olduğu ihmal edilmektedir.

     İNSAN BAŞLIBAŞINA BİR DEĞERDİR

     Muhyiddin İbn-i Arabî "Füsus'ul- Hikem" adlı eserinde insanı âlem denilen bu donuk aynanın cilası olarak görür. "İnsan ilahî gözdeki bebek gibidir ve görme hassası ile adlandırılan yaratıktır, bundan ötürü ona insan denildi" der.

     Şeyh'ul- Ekber insanı mümtaz bir varlık olarak değerlendirir ve Allah'ın âlemin hakikatini koruma hususunda insanı kendisine halife kıldığını ifade eder.

     Aşk insanı Şems-i Tebrizî ise tam da bu noktada insanı "eşref-i mahlûkat" yani "varlıkların en şereflisi" olarak görür ve "insan hayatta bu soyluluğa yakışır bir şekilde hareket etmelidir" der.

     Kuşkusuz insanın başlıbaşına bir değer olduğuna dair gönül ve irfan insanlarımızın sayısız ifadelerine rastlamak mümkün. Bu denli kıymetli bir varlığa yokmuş gibi davranmak ve onun iradesine zor kullanarak belirli bir yapı içerisine hapsetmek elbette bir zulümdür.

     EĞİTİM ÖZGÜRLEŞMEYE VESİLE OLMALI

     Bilindiği gibi Türkiye'de yıllardır eğitim aracılığıyla bireyler tek bir anlayışa mahkûm bırakıldı. Eğitimin kişinin kendini tanımasına, kendi içine doğru bir seyahat yapmasına imkân tanımadı. Dolayısıyla insanlara eğitim aracılığıyla sadece belirli bir ideolojinin (Kemalizm) kusursuz olduğu öğretildi. Oysa bu tip bir anlayış, başından beri ifade etmeye çalıştığımız gibi, insan tabiatına aykırı bir müdahaleydi.

     Bilindiği gibi CHP zihniyeti cumhuriyet dönemi boyunca tek bir renkten, inançtan, dilden ve mezhepten yeni bir ulus meydana getirmek adına özellikle eğitimi ve eğitim kurumlarını birer araç olarak kullanmıştır. Bugün Türkiye'de eğitim sorunlarının kaynağında CHP'nin geçmişte eğitim hayatını tanzim eden bir takım yasaların ve uygulamaların yattığı bir gerçektir.

     Türkiye'de özellikle barış ortamında insan haklarına dayalı, özgürlükçü, çokdilli, çokkültürlü, çoğulcu yeni bir eğitim felsefesine ihtiyaç duyulduğu aşikâr. Özgürlükçü, demokrat, insan haklarına saygılı, fikir ayrılıklarına açık, özgürlükçü ve kaliteli bireylerin yetişmesine olanak sağlayan yepyeni bir eğitim anlayışı için evvela eğitimin tek parti zihniyetinin tahakkümü altından kurtulması gerekmektedir. Eğitimin tek bir anlayışa hizmet etmesinin bugün en çok tekelci zihniyetlerin işine yaradığı bir gerçek. Bu bakımdan eğitimde devrim niteliğinde reformlar yapan hükümetin işi yarıda bırakmaması gerekmektedir. Özgür bireylerden oluşmuş bir toplumun ülkeye ne kadar katkı sağlayacağı unutulmamalıdır. 

     YENİ ŞAFAK

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.