1. YAZARLAR

  2. Murat BELGE

  3. Tekrar tekrar okumak
Murat BELGE

Murat BELGE

Taraf Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Tekrar tekrar okumak

A+A-

 

İstanbul’da bir üniversitede doktora yapan bir öğrencinin doktora jürisine girdim. Doktoranın konusu, belirli bir dönemde yazılmış romanlarda Türkiye’nin sosyalist siyasetinin yansımaları. Böylece zamanında okumuş olduğum romanları yeniden gözden geçirmem gerekiyor ya da tezdeki alıntılar bana çoktan unuttuğum bir şeyleri hatırlatıyor.

Bu durum benim hayatımda bir sorundur ya, edebiyatla ilgili herkesin de sorunu olduğunu sanıyorum. İnsanın okuduğu kitapları hatırlamasının sınırları var. Tabii bellek gücü de insandan insana değişen bir şey. Ama sonuç olarak, hepimiz, okuduklarımızın büyük bir kısmını unutuyoruz.

Okumaya çok meraklı bir çocuktum. Ortaokul çağımda Madam Bovary’yi, Goriot Baba’yı, Suç ve Ceza’yı ve daha birçok dünya klasiğini okumuştum. Yani bu büyük eserleri okumam çok gerilerde kaldı. Zaman geçtikçe insan unutuyor. Eugenie Grandet’den, Nana’dan ne hatırlıyorum şimdi? Hiçbir şey hatırlamıyorum. Eugunie’nin babası cimriydi... Sonuçta, Woody Allen’in “Olay Rusya’da geçiyor” esprisinden çok da farklı bir durum değil.

Nedir bunun çaresi? Tekrar tekrar okumak mı? Bu da çok zor. Ömür sınırlı, okuma zamanı sınırlı. O zaman içinde henüz okumadığım için bilmediğim bir şey mi okumayacağım, yoksa okuduğum (ve bildiğimi varsaydığım) bir şeyi yeniden mi okuyacağım? Ben hep birincisini tercih ettim ama “doğrusu budur” diyecek durumda değilim. İkinci de pekâlâ olabilir.

Bir de şu sorun var çünkü. Kitap aklımda kaldı, kalmadı, ayrı hikâye. Aslında ben aynı kişi değilim ki. Savaş ve Barış’ı bilmem hangi yıl okuyan Murat Belge ile ister istemez bir akrabalığımız var ama değişen bir sürü şey de var.

Jüride olduğum için eskiden elden geçirdiğim kitaplara bakarken bunu daha iyi anlıyorum. Bu dediğim, “unutmak” da değil. “Unutmak” değil “görmemek”.

Tezin konusu “siyasî ideolojinin romanlara yansıması”. Bir dönemde yaşarken, insan çevresinde sürekli duyduğu şeylere alışıyor; kanıksıyorsunuz. Altmışlarda yazılmış bir romanda “burjuva” yerine “komprador” denmişse, siz bu bağlantıyı kuran zihniyetle hemfikir olmasanız da, yadırgamıyorsunuz. Ama aradan bunca zaman geçtikten sonra aynı şeyi okuyunca, bir zamanların “sosyalist düşünce”sinin ne kadar hamhalat bir şey olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

 
Bazı şeyler aklınızda hiç kalmamış, çünkü zaten okurken dikkat etmemişsiniz. Bu dikkat edilmeyenlerin başında cinsiyet, cinsellik konuları geliyor. Yalnız erkek yazarlar değil, birçok kadın yazar da, cinsiyet eşitsizliğini kabul ederek, bunu içselleştirmiş olarak yazıyor. Birtakım işleri kadının yapıyor olması normal, başka türlüsü düşünülemiyor.

Böylece bu ayrımı doğallaştırıyorsunuz. Haksız bir düzeni sürdürmenin birinci yöntemi budur, olayı “doğal” hâle getirmektir. Tarihî koşullar öyle belirlediği için değil, kadın kadın olduğu için, bulaşığı yıkamak da onun işidir.

Cinsellikten sonra etnik ayrımcılıklar da çoğu zaman fark edilmeden geçmiş. Burada da duyarlıklar bir hayli kabuk bağlamış, anlaşılan; hele bu ülkenin “azınlık”larını aşağılamanın sonu yok. Bunun nasıl sistematik bir şey olduğunu da genellikle ıskalamışız.

“Bunu okurken ben bu noktayı nasıl atlamışım?”

Yalnız kitabı değil, kendi olduğu şeyi de daha iyi anlatıyor insan, “ikinci okuyuş”ta.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.