1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Tek kefeli terazi...
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Karar
Yazarın Tüm Yazıları >

Tek kefeli terazi...

A+A-

Başbakan geren bir dile sahip.

Evet, öyle.

Ancak bu ülkede bu açıdan iktidar ne kadar sorunluysa, muhalefet de o kadar sorunlu. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'nin Başbakan'a yakıştırdığı sıfatlar, kendilerine Başbakan tarafından uygun görülenlerden hiç geri kalmıyor. Hırsızlık, onur, ahlak sözcükleri bir gün olsun dilden düşmüyor.

Sorunlu olan sadece siyasetin dili mi?

Dün bir gazetenin manşeti şöyleydi:

'Kılıçdaroğlu Alevi, Demirtaş Zaza, İhsanoğlu Mısırlı, sen de hırsızsın...'

Türkiye'de siyasetten, demokrasiden, basından, basın özgürlüğünden, cemaatten ve sivilliğinden söz ederken akla getirilmesi gereken bir örnek...

Fethullah Hoca dün uzun süre sonra arz-ı endam ettiği siyaset sahnesine, seçimlere 1 hafta kala beddualarla geri dönüyordu. Konuşmasında 5 kez Ekmel kelimesini geçiriyor, kimileri için ise 'evleri başına yıkılsın' diyordu.

Ekmel İhsanoğlu'na oy verin demenin, AK Parti'ye bana haksızlık var diye seslenmenin Fethullah Gülencesi böyle.

Bunu tabii görenler, buna paralel yazı döşenenler, röportaj yapanlar, bu yaptıklarına gazetecilik adı verenler, bunu şeffaflık ve demokrasi mücadelesi olarak adlandıranların cirit attığı yerde, eksik demokrasiyi ve siyaset sorunlarını sadece siyasi iktidara bağlamak ne manasız bir iştir.

Malum son günlerde Türkiye önemli bir operasyona tanık oldu. Değişim sürecinin eksik, çarpık, bozuk ayaklarından birisi olan, zamanla tasfiye ve darbe girişimlerine soyunan, işi iktidara aliternatif politikalar üretmeye vardıran, devletleşmeye yüz tutmuş 'otonom yapı'ya yönelik bu operasyon, etrafında döndüğümüz konusuyla ilgili olarak da oldukça 'simgesel'dir.

Nitekim MHP, CHP, eski iktidar müttefiki sol ve liberal bir çekirdek ve cemaat için bu operasyonun tek bir anlamı bulunuyor: Siyasi iktidarın 17 ve 25 Aralık'ın rövanşını alması, temiz, dürüst, işini yapmış polislere kara çalarak, yolsuzların üzerini bir kez daha örtmeye çalışması...

Eldeki terazi tek kefeli ve tartı bozuk olunca hüküm de bozuk olur...

İkinci kefeye bakalım şimdi... Ve Ruşen Çakır'ın dün yayınlanan, 'Kafası karışıklar için Selam-Tevhid dosyası hakkında birkaç not' başlıklı önemli yazısından bir kaç alıntıyla devam edelim...

'...'Selam-Tevhid Terör Örgütü' soruşturmasını zamanında yürüten Adnan Çimen, son günlerde yoğun bir şekilde kullandığı twitter hesabında dün şöyle yazmıştı: 'Anlaşılan soruşturma sürecinde Osmanlı'nın son döneminden itibaren devlete sızan Acem Ergenekonu suç üstü yakalanmış, bunun verdiği derin hayal kırıklığı ve öfkeyle 7000 kişi dinlendi yalanıyla ortaya konularak, görevini yapanlara linç hareketi başlamıştır.'

İddia hayli iddialı. İran ajanları daha Osmanlı'nın son döneminde devlete sızmış, günümüze kadar her iki ülkede de çok köklü değişiklikler, altüst oluşlar yaşanmasına rağmen bu 'devlet içindeki devlet' yapılanması günümüze kadar (herhalde güçlenerek) varlığını korumuş. Nihayet cesur bazı polis şefleriyle savcı ve yargıçlar olaya el koymuşlar. Ama İran ajanları yine güçlerini konuşturmuşlar ve tasfiyeyi engellemişler...'

Hatırlatalım: Devletin müdahale ettiği yargı, görevden aldığı savcı bu...

Operasyonlarda, savcı, hakim kaydırmalarda 'tek neden ya da asıl neden yolsuzluk dosyaları mı?' sorusunu soralım ve tekrar Ruşen'e dönelim:

'Bu sefer de tespit edilmiş bazı İran ajanlarından hareketle bir şekilde hükümeti de hedef alacak bir 'torba soruşturma' hazırlanmışa benziyor. Dolayısıyla Selam-Tevhid dosyasının 17 ve 25 Aralık yolsuzluk/rüşvet soruşturmalarıyla koordineli olarak hazırlanmış olduğunu düşünebiliriz.

Bu dosyanın en kritik yönü MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın 'İran ajanı' olarak suçlanması. Son zamanda çok sık karşılaştığımız 'Doğruysa korkunç, yalansa daha korkunç' cümlesini gerektiren türden bir iddia bu. İlginçtir, bu iddia şu günlerde, ilk günlerin aksine, daha kısık sesle ve dolaylı olarak dile getiriliyor. Bana 'bu iddia doğru olabilir mi?' diye soranlara genellikle şu cevabı veriyorum: 'Hanefi Avcı'nın Devrimci Karargah'tan, Ahmet Şık'ın Ergenekon'dan yargılanabildiği ülkede Fidan da pekala İran ajanlığından yargılanabilirdi. Ama Avcı'nın Devrimci Karargah'tan, Şık'ın Ergenekon'dan olduğuna, onlara bu tezgahı kuranlar dahi hiç inanmadı...'

Anlaşılmadı mı?

O zaman siz Fethullah Hoca'nın beddualarına, Ali Fuat Yılmazer'in Bugün'e verdiği söyleşilerine geri dönün...

Sizin elleriniz de kirli çünkü...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.