1. YAZARLAR

  2. İsmail KILIÇARSLAN

  3. Tayyar Tercan ya da bir zulüm hikayesi
İsmail KILIÇARSLAN

İsmail KILIÇARSLAN

yenisafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Tayyar Tercan ya da bir zulüm hikayesi

A+A-

Gelin, bu zulüm hikayesini kahramanının ağzından, Tayyar Tercan'dan okuyalım:

8 Mayıs 1996 günü Sincan'da evlendim. Düğünümden bir gün sonra polis tarafından arandığımı duydum ve emniyete gittim. Karakolda bana İBDA-C adlı örgütle alakalı olarak gözaltına alındığım söylendi. Ankara emniyetinde geçen iki gün sonrasında İstanbul emniyet mensuplarına teslim edilip İstanbul'a getirildim. Burada sebebini bilmeksizin günlerce ağır fiziki işkenceye maruz kaldım.

Size günlerce süren askı, falaka, soğuk su, kaba dayak, elektrik, sapkın sadist fantezileriyle dolu işkence faslını teferruatıyla anlatabilirim. Fakat bu ülkenin meselelerine kafa yoran herkesin az veya çok bunları zaten biliyor olduğunu düşünerek girmeyeceğim.

Günler süren işkence sonrasında kabul etmemi istedikleri eylemleri kabul ettiremeyince eşimi getirip gözlerimin önünde tecavüzle tehdit ettiler. Elbette önüme konan her şeyi kabul ettim, her kağıdı imzaladım. Bugün kırk yaşındayım ve aynı şeyi tekrar yaşasam başka yolumun olmadığını acı bir şekilde biliyorum...

Önce dokuz eylem yıkıldı üzerime. Sonra 'yedi eylem yaptın' dediler. En son beşe düştü. Yakalama ve çözme primi için her şeyi yapacak polisler ve dönemin “İslami Terörist” avlama konjonktürü gereği emniyet faslı bu şekilde geçti. Ve sorgulamamın hiç bir safhasında yanımda avukatım yoktu.

O kadar yoğun işkence yapmışlardı ki, izleri silmek için sürdükleri kremler ve savcılığa çıkmadan önce bir iki gün hücrede tutulmama rağmen savcılığa çıkartılmadan önce götürüldüğüm Adli Tıp bana 'ağır darp raporu' verdi.

Elbette savcılık ifademde hiçbir suçlamayı kabul etmediğimi, bütün beyanlarımın işkence ile alındığını söyledim; ancak aldığım cevap 'o belgeyi değerlendirmek sadece mahkemenin takdirinde, bizim işimiz değil' oldu. İşkence raporuna rağmen hâkimin de kararında bir değişiklik olmadı ve tutuklandım.

Size mahkemeyi nasıl anlatsam bilmem ki? Yaptığımı düşündükleri eylemlerin hiçbirinin aslında hiçbir şekilde yapılmadığını resmi emniyet belgeleri ile ispat ettim. Ortada hiçbir delil olmadığını, bir tane bile şahidin beni herhangi bir eylem yaparken görmediğini beyan ettim. 32,5 yılla yargılandığım davanın tek delili bana işkence altında verdirilen ifadelerdi. Sonuç: 12,5 yıla mahkûm edildim.

Yargıtay 9. Dairesi ve elbette o dairenin haşmetli başkanı Sabih Kanadoğlu Yargıtay itirazımı reddetti. Üstüne, 'sadece örgüt üyeliği yetmez, her eylemden ayrı ayrı ve en üst sınırdan ceza almalı' diyerek dosyamı tekrar yerel mahkemeye yolladı. Sonuç: Cezam 29,5 yıla çıkarıldı.

9 yılın sonunda, 2005 yılında hapisten çıktım. Hatta süreçte, 28 Şubat darbecilerinin yargılandığı mahkemede müşteki olarak yer aldım.

Fakat ne oldu biliyor musunuz? 'Uyarlama davası' adı altında dosyam yeniden ele alındı ve yeniden hapis cezası aldım.

Doğru duydunuz. 28 Şubat darbecileri değil, ben ceza aldım.

Tam 3 yıl oldu ceza verileli. Ve ben 3 yıldır hakkımdaki cezadan dolayı yurtdışında, ailemden ve çocuklarımdan uzakta firari olarak yaşıyorum.

Uzun uğraşlar ve beklemeler sonunda yeniden yargılanmak için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurdum, fakat oradan da aldığım cevap 'yeni delil olmadığı için yeniden yargılanmanın reddine' şeklinde oldu. Yahu zaten delili olmayan, işkence altında alınan ifadelerimden oluşan bir ceza verilmişti bana. Kaldı ki benim durumumla ilgili çok sayıda emsal karar vardı. Kaldı ki elimde 'işkencenin delili' vardı yahu. Daha ne olsun?

Şimdi son bir umudum kaldı. Bir üst mahkemeye itiraz ettik. Ve o mahkeme birkaç gün içerisinde kararını verecek. Bu mahkemenin kararına göre ya yirmi yıldır kesintisiz olarak gördüğüm 28 Şubat zulmü son bulacak ya da 28 Şubatçılar hayatımı karartmaya devam edecekler.

Evet. Tayyar Tercan'ın anlattıkları böyle… Bir 28 Şubat mağduru, hala 'hayatını kurtarmak için' didinip duruyor.

Bense birkaç soru sormak istiyorum izninizle.

Hani 28 Şubat süreci bitmişti? Devletin verdiği resmi işkence raporu ortada olmasına rağmen savcılarımız niçin bu konuda harekete geçmez? Resmi işkence raporunun değerlendirilmesi niçin hakimlerin takdirine bırakılır? Bu raporu yok sayan hakimler ve savcılar konusunda niçin gereği yapılmaz?

En önemli soru ise Tayyar Tercan'ın kendisinden gelsin: '28 Şubat darbe hukukunun verdiği kararlarla hayatları heder edilen insanlara yapılan zulüm bir gün biter mi?'

Efendiler. Ya bu işin gereğini yapın ya da artık lütfen '28 Şubat tarih oldu' diyerek bizim duygularımızla oynamayın. Yazıktır.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.