1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. Taşınamayan Yük
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

Taşınamayan Yük

A+A-

     İnsanoğlunun acziyeti ve çaresizliğini biraz önce havada iken daha açık ve net bir şekilde tasavvur ettim. Bindiğimiz uçak Antalya semalarında iken türbülansa yakalandı. Uçak sarsıntısı karşısında bizlerin yaşadığı korku, panik ve heyacan bazı yolcularda fenalaşmaya ve çığlık çığlığa bağırmaya kadar uzadı. O esnada düşündüğünüz tek şey; yapmanız gerekirken yapamadıklarınız ve geride bırakacağınız gözü yaşlı aileniz oluyor. Uğruna insanların birbiriyle yarıştığı mevki, makam, şan, şöhret, mal ve mülk gibi bayağı şeylerin değersizliğini daha iyi anlıyorsunuz. Can boğazda iken bu kıymetsiz unsurların peşinde hayatlarını heba eden insanların çabalarının anlamsızlığı sizi daha bir üzmektedir. Hayat işte, her insan için ayrı bir başlangıç olduğu gibi farklı birde sonu olacaktır. Başlangıca müdahale şansımız olmadığı gibi sonuca da müdahale ve etki etme gücümüz ve irademiz bulunmamaktadır. Yapabileceğimiz tek şey o mukadder bitişi iyi noktalamak için güzel yaşamaya çalışmaktır.        

     Uçaktan iner inmez havalimanı mescidine çıkıyorum. Saat geceyarısı 01.00. Sabah namazını burada kılıp öğretmenevine geçmeyi planlıyorum. Buradaki mescit diğer havalimanlarında gördüğüm mescitlerden çok farklı. Gayet geniş ve ferahlatıcı bir ortam. Elime sürekli yanımda taşıdığım netbook u alıp uzun süredir yazmaya fırsat bulamadığım konuları özetleme ihtiyacı duyuyorum. İçimdekileri yazıya dökme ihtiyacı hissediyorum.

     Memleketimin tozlu, çamurlu ve yamalı sokaklarını, insanlarının çaresizliğini, fakirliğini, ezilmişliğini ve birbirine düşman edilmeye çalışıldığını düşününce daha bir hüzünleniyorum. Avcının keklik avlayışını hatırlıyorum. Avcı kekliğe düşman, kekliği avlamak için binbir hile ve düşmanlık planlamakta. En sonunda yakaladığı bir kekliği yem olarak kullanmayı akıl ediyor. Yakalanan keklik biçare, kimilerine göre hain. Ötmeye başlıyor. Diğerleri masum, saf ve kötülüklerden arınmış. Sese doğru gelip toplanıyorlar….ve hain avcı için bulunmaz fırsat… böylece herşey bitiyor…  On yıllardır sahnelenmekte bu senaryo… Her defasında kazanan maalesef avcı oluyor. 

     Memleketimin hali duman ne yana baksan acı ve gözyaşı. Çocuklarının elinden oyuncakları alınmış. Oyun alanları rüyalarda gördükleri mekanlar. Hep bir ağızdan huzur ve barış haykırırlar. Çocukları okumuşlar okumalarına ama anlamamışlar ve anlaşılamamışlar. Anaları okuduklarından yararlanamamış, babaları ne için okuduklarını bilememiş…

     Bir zamanlar içerisinde bembeyaz suların aktığı, her iki yamacında yemyeşil ormanların olduğu güzel bir köy varmış. Çocukların sabahları erkenden kalkıp anne ve babalarına yardım ettiği, genç kızların korkusuzca kırlarda gezindiği, yaşlı amcaların cami avlusunda sohbetler ettiği hayal gibi, gerçek bir yaşam sürerlermiş. Asimilenin ne olduğunu kimse bilmezmiş.  Sadece rivayetler üzerine bazı rumilerin gelip babalarına veya dedelerine haksızlık edildiğini duymuşlar. Bunun dışında her şeyleri güzel bir şekilde devam ediyormuş. Kendi anadillerinde konuşurlarmış. İstediklerini yer içerlermiş. Karışanları yokmuş. Hatta ülke sınırı diye bir kavram da bilmezlermiş. Her şeyleri zaten güneyden gelirmiş. Ellerini kollarını sallayıp gider gelirlermiş. Kimse yollarını durdurup kesmez veyahut üzerlerine teyyareler gönderilmezmiş.

     Ama bir gün  bu durumu benimsemeyen güçler bu masum ve saf insanların işlerine çomak sokmaya başlamışlar. Önce siz, siz değilsiniz demişler. Siz bizsiniz demişler Anlamamışlar. Biz nasıl siz oluyoruz. Zor bir durum, Biz siz olduk. Biz olmak daha iyi değil miydi? Hem yaratıcı bizi biz olarak yaratmamış mıydı? Bu Allah’ın yarattığını inkar değil miydi.

     Sonra konuştukları lisana karışmışlar. Yasak demişler,  konuşamamış, susmuşlar. Sustukça unutmuşlar, unuttukça öğrenememişler. Öğrenemeyince de en alt sıralarda yer edinmişler. Sonra isimlerini de  ele geçirmişler. Onları kullanmayın yasak ve günah demişler. Köy, ilçe ve şehirlerinin isimlerini anlamsız sözcükler ile değiştirmişler. Telaffuz bile edememişler. Eskilerini de kullanmayın demişler. Bununla da kalınmadı. Bir gün; Buraları bırakıp gidin. Nereye giderseniz gidin dediler. Çaresiz kalınmıştı. Gidilecekti ve gittiler…

     Geri dönemediler. Beraber bırakıp geldikleri kişiler yoktu yanlarında. Çoğu bu dünyadan göçüp gitmişti. Çocukları büyümüş şehrin kokusunu almışlardı. Dönmek istemiyorlardı. Babalarının ve dedelerinin ellerinden alınanları çocukları geri istiyordu. Kararlı idiler. Ne uğruna olursa olsun başaracaklardı.  

      İçerisinde bulunduğumuz bu kaotik ortamda yapabildiğimiz şeyleri yapmadığımız zaman sorumluluktan kaçma şansımız bulunmamaktadır. Bizi aşan ve çözmeyi başaramadığımız uygulamalar için de öncelikle Allah’ tan bizi affetmesini diliyoruz. Taşıyamayacağımız ve cevabını veremeyeceğimiz sorumluklardan da uzak tutmasını umut ediyoruz.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum