1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Tarihsel Perspektiften Başur Referandumu
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarihsel Perspektiften Başur Referandumu

A+A-

Sorunun çözümü, sorunun başlangıcındaki yanlışı gidermede aranmalıdır. Başur’daki Kürdler, baştaki yanlışı gidermeye dönük bir adım atmak istiyor. Bu adım, tarihsel gerçeklikler bakımından makul bir adımdır.


Başur’un (Irak Kürdistanı) 25 Eylül’de bağımsızlık için aldığı referandum kararına ilişkin tepkiler, referanduma kadar ve hatta sonrasında da devam edecek.

Bu tepkiler içerisinde, Kürd sorununun doğrudan tarafı olan ve bölgesel aktör özelliğini taşıyan Türkiye, İran ve Irak’ın tepkileri birinci derecede belirleyici olacaktır. Türkiye ve İran’ın tavrı, bu ikiliye oranla oldukça zayıf durumda bulunan Irak’ın tutumunu da belirli ölçüde etkileme gücüne sahiptir.

Başur, Birinici Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı’dan ve kuzeydeki Kürdlerden koparılmış bir parçadır. Aynı şekilde Rojava da öyle. Bu iki parça, asırlarca birlikte yaşadıkları merkezden koptu ve kendileriyle birlikte koparılan Arapların egemenliği altına alındı. Araplar ve Kürdler, merkezden kopma hususunda eşit şartları haiz iken taraflardan birine egemenlik hakkı verilirken, ötekine verilmedi. Merkezden koparılmak, devlet olma hakkını getiriyor idiyse, merkezden kopan taraflar bu hakta eşitti. Bu eşitlik gözetilmediği için özellikle Başur’daki Kürdler bir asırdır bu eşitsizliğe itiraz ediyor ve haklı bir tirazdır da.

Kürdler ve Araplar, 4-5 asır boyunca Osmanlı tebaasıydı. Büyük bir savaş sonucu Osmanlı sınırları Anadolu’ya indirgenip Araplar ile güneydeki Kürdler merkezden koparıldıktan sonra, Araplara onlarca irili-ufaklı devletleşme hakkının tanınması, birçok Arap ülkesinden daha büyük nüfusa sahip Kürdlere bu hakkın tanınmaması, Ortadoğu’yu istikrarsızlaştıran bir soruna dönüştü.

Sorunun çözümü, sorunun başlangıcındaki yanlışı gidermede aranmalıdır. Başur’daki Kürdler, baştaki yanlışı gidermeye dönük bir adım atmak istiyor. Bu adım, tarihsel gerçeklikler bakımından makul bir adımdır.

Türkiye’nin güneydeki Kürdlerin özerklik ve bağımsızlık taleplerine karşı çıkmasındaki en temel neden, bu adımların kuzeydeki Kürdleri etkilemesi, benzer gelişmeleri tetiklemesi ihtimalidir.

Tarihsel süreç ve gelişmeler, Türkiye’nin bu korkularını yenmesini gerektiriyor. Güney ve kuzey, aynı tarihsel süreçleri yaşamadı. Güneydeki Kürdler, merkezden koparken, kuzeydeki Kürdler merkezle beraber kaldı, merkez ile birliktelikleri kesintiye uğramadı. Osmanlı tebaası olan kuzeydeki Kürdler, Osmanlının devamı olan ve Kürdler ile Türklerin birlikte savaşarak koruduğu  topraklarda kurulan Türkiye vatandaşı oldular. Asırlarca süren birliktelikleri kesintiye uğramadı. Merkezden kopup başka bir ulusun egemenliği altına girmedi. Birinci Dünya Savaşı, onları merkezden koparıp Araplar’ın veya başka bir ulusun çatısı altına sokmadı. Dolayısıyla Türkiye’deki Kürdlerin konumu ve yaşadıkları tarihsel süreç ile güneydeki Kürdlerin yaşadıkları birbirinden çok farklıdır. Bu gerçekliğe binaen güneydeki Kürdlerin özerklik veya bağımsızlık talebi kuzeydekilerini etkilemez. Etkilemesi için gerçekçi nedenler yoktur. Böyle bir talep, tarihsel arka plandan mahrumdur. Dolaysıyla korkmayı gerektiren ciddi bir nedenden söz edilemez. Türkler ile tarihsel birlikteliğini sürdüren kuzeydekti Kürdlerin kendilerinden daha az ve zayıf olan Kürdlere bağlanma talebinde bulunması veya merkezle birlikteliklerini bozması hayat gerçekleriyle bağdaşmıyor.

Öte yandan merkezden kopmuş güneydeki Kürdlerin hakkının Türkiye tarafından desteklenmesi, öngörüldüğünün tam aksine kuzeydeki Kürdlerin birlikte yaşama dair inancını pekiştirir ve güçlendirir. Merkezden kopmuş ve haksızlığa uğramış soydaşlarının hakkının savunulması, birlikte yaşadıkları devletin birlikteliğini daha bir korumaya yöneltir onları.

Merkezden kopmuş güneydeki Kürdlerin Türkiye’nin desteğiyle özerklik veya bağımsızlık kazanması, onları tarihsel arka planı olan Türkiye ile stratejik ittifaka yöneltir. Zira güneydeki Kürdlerin gözü ve gönlü Bağdat ve Şam’dan çok her zaman İstanbul’a dönük olmuştur. Bunun en önemli nedeni, mazideki beş asırlık birlikteliktir.

Türkiye’nin Başur’daki Kürdlerin özerkliğine şiddetle karşı çıkmasına rağmen, Kürdlerin özerklik kazandıktan sonra en iyi ilişkilerini Türkiye ile kurmaları ve neredeyse stratejik müttefik hale gelmiş olmaları en büyük somut delildir. İddianın ispatı için bundan daha güçlü bir delil olamaz. Çünkü bu delil, teori değil, pratikte kanıtlanmıştır.

Tarihsel süreç ve gelişmeler, Türkiye’nin Başur’un bağımsızlık talebini desteklemese bile en azından karşı çıkmamasını gerektiriyor. Çünkü bu talep hem makuldur hem de Ortadoğu’daki müzmin bir sorunun temelden çözülmesine ciddi katkılar sunacaktır.

İran’ın da muhtemel korkusu, Türkiye ile müşterektir. Ancak yukarıda ifade etmeye çalıştığımız tarihsel sürecin bir benzeri İran ve İran’daki Kürdler için de geçerlidir. İran’daki Kürdlerin İran ile birliktelikleri birkaç asır değil, belki birkaç bin yıldır devam ediyor. Birinci Dünya Savaşı, İran’daki Kürdleri merkezden koparmadı. Merkezle olan birliktelikleri kesintiye uğramadı. Başur’daki Kürdler de İran’dan değil, Osmanlıdan koptu. Dolayısıyla Başur’daki Kürdlerin bağımsızlık hakkı kazanması İran’daki Kürdleri etkilemez.

İran’ın güneydeki Kürdlerin bağımsızlığını desteklemesi, Türkiye için söylediğimiz faydaların bir kısmını onlar için de sağlar. İran’ın, güneyin bağımsızlığını desteklemesi, kendi Kürdlerinin İran bütünlüğü içinde birlikte yaşama arzusunu güçlendirir.

Güneydeki Kürdlerin bağımsızlık kazandıktan sonra İran’dan çok Türkiye ile stratejik ilişkiler geliştirme ihtimali, İran için olumsuz görülebilir ancak İran’ın bağımsızlığı desteklemisnin kendi Kürdlerindeki birlikte yaşam arzusunu güçlendirecek ve bu olumluluk, olumsuzluğu dengeleyecektir.

Kuzey (Bakur ve Rojhılat) ve güney (Başur ve Rojava) Kürdlerinin yaşadığı tarihsel süreçlerdeki önemli farklılıklar, Türkiye ve İran’ın Başur’daki referandumu desteklemesini veya en azından karşı çıkmamasını gerektirdiği kanaatindeyim. Hak ve adalet açısından ve de Ortadoğu’da istikrarın sağlanması bakımından bu yaklaşımın tercih edilmesi doğru olanıdır.

Konunun önemli yanlarından biri de bağımsızlıkla ilgili referandum yönteminin seçilmiş olmasıdır. Toplumsal, bölgesel ve küresel birçok sorunun en makul çözümünün referandum olduğu ortak aklın kabullerinden olsa gerek. Çünkü referandum, dayatma yöntemlerinin karşıtını oluşturmaktadır. Referandum, toplumun özgür iradesinin açığa çıkmasını sağlayan en iyi yöntemlerden birisidir. Toplumun çoğunluğunun talebi üzerine hareket etmek, hakka en yakın bir yöntemdir. Başur’un bu yöntemi tercih etmiş olması, demokrasiyi savunan tüm ülkelerin desteğini hakketmektedir.

Bağımsızlık hakkında referandum yöntemini seçtikleri için, halkın çoğu hayır derse, Başur yönetimi bu karara sonuna kadar saygı duymalı ve Irak ile birlikteliğine devam etmelidir. Çoğunluk, bağımsızlığa evet derse, bu evetin gereğini yapmak zorundadır.

Başur’daki halkın vereceği kararaherkesin saygı duyması gerekir. Evet de deseler hayır da deseler, saygı duyulmalıdır.

Irak, bağımsız bir ülkedir. Başur da Irak anayasasına göre kurulmuş bir özerk bölgedir. Bu bölge halkının bir referanduma gitmesi, o ülkenin iç işleriyle ilgili olduğundan esasen diğer ülkelerin bu referanduma karşı çıkmaları uluslar arası ilişkiler ve kurallar açısından temelsizdir.

Başur’daki referandumu desteklemek veya tarafsız kalıp saygı duymak, uluslar arası ilişkiler, kaideler açısından ve de demokrasi zaviyesinden yerinde bir davranıştır, iç işlerine müdahale anlamını taşımamaktadır.

Bu çerçevede, Başur’daki referandumu bağımsız bir ülkenin kendi içindeki demokratik ve makul bir gelişme olarak görmek gerekir.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
8 Yorum