1. YAZARLAR

  2. M. Şakirê Koçer

  3. Tarihsel Günahlarımızın Cezasını Çekiyoruz
M. Şakirê Koçer

M. Şakirê Koçer

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarihsel Günahlarımızın Cezasını Çekiyoruz

A+A-

Bir gün sıradan bir dindar, haklı olarak Ömer Hayyam'ı yererek yerden yere vurur. Zındıklığını, ayyaşlığını yüzüne vurur. Ama Ömer Hayyam da tüm filozofik ve şairlik yeteneğini zorlayarak dindarın altından kalkamayacağı bir cevapla karşılık verir ve şunu der. '' Ey kuru Sofu, ben yaş bir ayyaşım; sen de kuru bir sofu. İkimiz de öbür dünyada cehenneme düşeceğiz; ama sen daha çabuk yanacaksın, tıpkı kuru odunun yaş odundan daha önce tutuştuğu gibi.''

Her ne kadar müslümanlar olarak bizim müslüman olmayan dünyaya söyleyecek sözlerimiz olsa bile, dünyanın da bizden aldığı kozlara dayanarak, bizim tarih boyunca ve bu çağda bile, aziz İslam öğretisi ile kıyasladığında İslamla çelişen, öbür dünyada da cehennem ateşi ile sonuçlanacak olan cehaletimiz, günahlarımız, cürümlerimiz ve zulümlerimiz üzerinden, altından kalkamayacağımız cevaplara maruz kalabilmekteyiz.

Hani bir söz var '' Yarım Hoca dinden, yarım doktor candan eder'' diye. Müslümanlığa yarım olarak inanmak, dünyanın diğer milletlerinin ve arayış içindeki halkların İslamla buluşmasını ve İslamın asli öretisinin keşfedilmesini önledi. İslama yarım bir şekilde inanmak, İslamla insanların arasına karanlık ve aşılması güç berzahların oluşmasına sebep oldu. Müslümanlar olarak aynayı kendimize, tarihimize tuttuğumuzda, çokta İslamca olumlanabilecek bir çehre ile karşılaşmamaktayız. Derenin ağzında olup tarlaya suyun akmasını önleyen, ne kendisi su içen, ne de tarlanın su içmesine müsade eden kayanın drumuna benzeyen bir durumumuz var ortada.

Her ne kadar müslümanlık, '' makamı mahmuda'' yükseltilen peygamberimiz Hz Muhammed (s) ve onun serdengeçen sahabeleri ve onların ardılları olan kerbela şehidleri(r.a.) tarafından temsil olunmuş ise de, her ne kadar insanlık tarihinin ve çağların bir nebze de olsa aydınlanmasına kemal ve ümran istikametine sevk olmasına sebep olmuşsa da, yaşanan ve yaşanmış gerçekliğimiz budur. Müslümanlık tarihimiz çarpıklıklarla, çarpıtmalarla, tezviratlarla ve suistimallerle dolu bir tarihtir. Ehli Beyt in din, tevhid, ahlak ,iffet, adalet, hukuk ,özgürlük, barış, medeniyet, şeriat ve değerler savaşı, din kisvesine bürünen Beni Ümeyye aristokrasisi tarafından, büyük bir zulüm ile bastırılıp sonlandırıldı.Kutlu müslümanlık temsilcisi ( Hz Ali), müslümanlığın en merkezi kurumu olan camide sabah namazında, bir yahudi değil, bir hristiyan değil, bir mecusi değil, bir dehri değil tam aksine müslümanlar tarafından şehid edildi. Bunlara müslüman denir mi bilmem.

Tarihin feodalite kesitinde, feodalitenin karanlık çağlarında, ortadoğu arenasında vucuda gelen ne kadar cehalet kutsayıcıları, hanedanlık, hükümranlık, saltanat ve meliklik varsa bunlar mal bulmuş mağribi gibi İslamın tarihsel güç dengesinden fırsat devşirdiler. İslam, artık onlar için bir şan şöhret ve saltanat vesilesi idi. Bir geçim ve ekmek kapısı idi. Kadim ve antik inançlarını, ahlaklarını, tutumlarını ve ceberutluklarını örten, bilinçten ve gözden saklayan bir örtü idi.

Emevi, Abbasi, Eyyubi, Safevi , Osmanlı ve benzeri Arap, Fars, Türk, Kürt vb. olduğu gibi; modern çağlarda müslüman halklara kurdurulan ulus esaslı devletler de azı dışında değişen bir durum olmamıştır. İslamın ve müslümanlığın çarpıtılması ve dünyevi hedefler için istimal edilmesi daha yoğun bir şekilde işleve konulmuştur.

Kutsal Kelam (Quran) ın metninden başka tahrifata mahkum kalmayan tek İslam kültür kaynağı kalmamıştır. Buna hadis literatürüde dahil. Her ne kadar büyük muhaddislerin (Buhari, Müslüm ,Tirmizi, İbni Mace ,Ebu Davut, ehli beyt imamları vb.) özverili ve samimi çalışmaları gözardı edilmeyecekse de, nihai maksat hasıl olmamış. Sahih olan hadis, sahih olmayanından tam olarak arındırılamamıştır. Oysaki bu büyük hadis imamlarının sahih hadisleri kurtarma ve düze çıkarma çabaları onların ölümünden sonra da yetkili müslümanlar tarafından devam ettirilmeliydi. İçtihad ve tecdit (çare, çözüm, ve yenilik) kıyamete kadar ilahi bir görev iken, bu bizce hakettiği şekilde ifa olunmadı.Bütün bu kaynaksal, fikri, felsefi, kültürel ve zihinsel sorunlarımızı Kelamullaha (Quranı Kerim) göre test ettirip düze çıkarmamız mümkün idi. Ama yapılmadı.

Ben bütün bunları, bu acı gerçekleri anlatıyorum ama; benim müslümanların (ki bende elhemdülillah Kürdistanlı ve kürd bir müslümanım) kültür mirasını onların tarih boyunca günümüze taşıdıkları irfanı, bilimsel müktesebatı, küçümsediğim manasında anlaşılmamalı. Bu tarihsel kültür hizmetlerinin kıymeti paha biçilmez bir makamdadır. Benim derdim sapla samanın , akla karanın, doğru olanla doğru olmayanın titizlikle ayrıştırılması ve kategorik olarak düze çıkarılması. Zannım odur ki biz bunu başaramadık. Bu ihmal sebep olmuş olacak ki tarih boyunca ikinci bir asrı saadet gerçekleşmedi.

Tarihsel hatamız, kolaydan müslümanlık, yarım inanmak, dünyevi kriterlere göre müslümanlığa kıymet biçmek, modern zamanlarda müslüman ülkelerde baş gösteren toplumsal hercu-mercin ve sosyopsikolojik krizlerin temel nedeni olduğu kanaatindeyim.

İğneyi kendimize batırmanın, aynayı kendimize çevirip gerçekliğimizle yüzyüze gelmenin, adam gibi özeleştirimizi vermemiz için henüz imkan var elimizde. Henüz güneş batıdan doğmadı ve tövbe kapısı kapanmadı. Kendi küllerimizi tutuşturup alevlenmenin ve çağın karanlıklarını yakıp yoketmenin şiddetle bir insanlık ihtiyacı olduğu gün gibi aşikar.Tüm insanlığın, özelde kürt halkımın son ilahi yasayı içeren, Quranı Kerimde nihai ifadesini bulan İslama, ve şerefli İslam şeriatına şiddetle ihtiyacı var. Bu temsiliyeti başaramazsak, artık müslüman olmayan dünyaya karşı elimizde bir delil kalmaz. Artık demokrasi havarileri aynen baştaki hikayede geçtiği gibi, Ömer Hayyam gibi kendisinden önce bizi ateşe yakın görecek cevaplarına karşılık veremiyeceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.