1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Tarihin Muharrik Gücü
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Tarihin Muharrik Gücü

A+A-

Beşer tarihi, arka arkaya dizilmiş dağ ve vadilerin, dere ve tepelerin üzerinden geçen bir yola benzer. Sürekli çıkışlı ve inişlidir. Bu engebeler, toplumların hayatında, medeniyetler bazında terakki ve inhitata ve bazen de yok oluşlara tekabül eder.

 

Toplumlar açısından tarihin akış mahiyeti, insanın yaşam seyrine benzer. İnsan doğduktan sonra önce çocukluk ve zayıflık, sonra gençlik ve kendine yetme, sonra kemal ve güçlülük, sonra da yaşlılık ve zayıflama devrelerini tecrübe eder. Toplumların ve medeniyetlerin seyri de böyledir.

İlk bakışta toplum ve medeniyetlerin yaşam seyrinde 'hücum ve savunma' ya da 'yayılma ve geri çekilme' şeklinde bir durum dikkati çekmektedir. Toplumlar ve medeniyetler, güçlenirken hücum halindedir, yayılma halindedir. Zayıfladığında da savunma ve geri çekilme durumundadır.

Büyük imparatorluklar, büyük medeniyetler ve emperyal devletlerin seyri güç ve zaaf kutupları arasında başlar ve biter. Büyük imparatorluklar gelişme evrelerinde dağlara benzerler. Dağlar, yılın üç mevsiminde aldığı ve depoladığı kar ve yağmur sularını, yaz mevsiminde eteklerinde yer alan vadi ve ovalara vererek onlara hayat verirler. İmparatorluklar da yükselme evresinde çevrelerindeki devlet ve toplumları korumaları altına alır ve onların idamesini sağlar. Bu büyük devletler inişe geçtiklerinde, artık eteklerinde yer alan yerleşim alanlarına su veremezler, onları koruyamazlar. Osmanlı'nın yükselişi ve düşüşü sırasında yaşanan gelişmeler, konunun yakın bir misdakı sayılır. Düşüş sırasında koruyamadığı ülkeler bir bir ayrılır veya başkaları tarafından işgal edilir. Osmanlı, çöküş döneminde çevreye yardım edemediği gibi çevreden yardım almaya başlamıştı. Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında çevre halklardan yapılan yardımları örnek gösterebiliriz. Bu durum, dağa ovadan su taşımak gibi bir şeydir. Oysa ki ova suyunu dağdan alır.

Merkezin çevreye yardım edememesi ve çevreden yardım alması, zayıflık ve zaaf döneminin özelliğidir; bir insanın, gençliğinde ve güçlüyken besleyip büyüttüğü evlatlarından yaşlılık zamanında yardım alması gibi. Ne var ki, bu yardımlar, yeniden dirilişe ve doğuşa imkân sunamaz, belki ölüme giden sürecin acılarını bir nebze hafifletir.

Peki güç ve zaaf arasında cari olan bu tarihi seyirde muharrik güç nedir, tarihin muharrik gücü nedir?

"Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler." (A'raf 34)

"Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. Allah'ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın." (Fatır 43)

Bu iki ayet, toplumların yükselişini ve bitişini ilahi sünnetin tecellisi olarak sunuyor. Arkasından da ilahi sünnette hiçbir değişikliğin olamayacağı, hiçbir sapmanın yaşanmayacağı keskin ifadelerle belirtiliyor.

Bu durumda, insanın rolüyle ilgili sorular hâsıl oluyor. Toplumların seyrinde insanın rolü nedir? Tarihin seyrinde insan etkisiz bir varlık mıdır? Her toplumun bir eceli var ve bu ecel geldiğinde hiçbir surette değişmeyecekse, insanın bu toplumsal yükseliş ve çöküşlerde bir rolü ve sorumluluğu yok mudur? Toplumların tarihi cebri midir?

Bu ve benzeri sorular, ayetlerin ayetleri tefsirinden yararlanarak cevap bulabilir.

"Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar, Allah onlarda bulunanı değiştirmez." (Ra'd 11)

"Bu da, bir millet kendilerinde bulunanı değiştirinceye kadar Allah onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir." (Enfal 53)

Bu iki ayet, bir önceki ayetleri tefsir ediyor, onları açıklıyor. Toplumlara hâkim olan ilahi sünnet, ilgili toplumların yapıp ettikleriyle alakalıdır. Her toplum, kendi amellerinin sonuçlarına mahkûmdur. Bir bakıma, ilahi sünnet, toplumların amellerine karşı ilahi bir tepkidir. Burada bir etki-tepki kaidesi vardır. Örneğin Enfal 53 ayetinin öncesinde Firavun'un kendisine gelen ayetleri inkâr etmesinden söz edilir. İnkâr, küfür, zulüm gibi fiiller (etkiler) arkasından yıkılış ve yok oluş gibi ilahi bir tepkiyi getirir.

Toplumların tarihi seyri ile ilgili değişmeyen ilahi sünnet; ifsad ve zulüm ve inkârın karşılıksız kalmayacağı, inhitat ile sonuçlanacağıdır. İfsad, inkâr ve zulmün faili de insandır. Dolayısıyla insan, tarihin akış mahiyetini belirleyici ve o mahiyette sorumluluk sahibi bir varlıktır. 

Allah, insanı zulme ve ifsada sürüklemez. Allah, insana doğru ve eğriyi gösterir. İnsan, hür irade sahibidir. İstediğini yapabilir. "İstediğiniz gibi davranınız. O, yaptıklarınızı görendir" (Fussilet 40) İnsan, iki yoldan birini seçme özgürlüğüne sahiptir. Hür irade ile seçilen her yolun da bir akıbeti vardır. İlahi sünnet, tercih ile akıbet arasındaki ilişki üzerinde hâkimdir ve değişme göstermez. Güzel amel, ihsanı; çirkin amel de cezayı kaçınılmaz kılar ve bu ilahi bir sünnettir.

Olumsuz yönde yapılan bireysel tercihin sonuçlarına ilişkin şu ayeti hatırlamakta yarar vardır.

"Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve 'tadın yakıcı cehennem azabını' (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydiniz! İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa Allah kullara zulmedici değildir." (Enfal 50-51)

İyi amellere karşılık da ilahi ücretin verileceği ve bunun da yine yapılan iyi amellerin sonucu olduğunu beyan eden çok sayıda ayet vardır.

Toplumların eceli, yükseliş ve inhitatları da böyledir. İlgili toplumların güç ve zaaf arasında kat edecekleri mesafe, onların ıslah ve ifsad durumuna bağlıdır.

Toplumlar için tayin edilen ilahi ecel, insanların iradesini tahdit eden, onların tercihlerini değiştiren bir unsur değildir. İlahi sünnet, insanın ef'alinin sonucudur. Sebep sonuç ilişkisidir ve bu sonuçtan insanoğlu sorumludur. Çünkü özgürlük ve tercih hakkı, sorumluluk getirir. Bu sebepledir ki, Kur'an'da insana sık sık sorumluluğu hatırlatılır. Tercihlerinin sonuçları anımsatılır. Bu uyarılar, bireysel bazda yapıldığı gibi toplumsal olana ilişkin de yapılır.

"Onların ( peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır." (Yusuf 111) ayeti, toplumları düşünmeye, kendilerinden önceki toplumların seyri üzerinde akletmeye davet ediyor ki, öncekilerinin yaptıkları yanlış tercihleri tekrar etmesinler ve benzer akıbeti yaşamasınlar.

Kur'an'ın önemli bir kısmı, beşer tarihini tebyine ayrılmıştır. Tarihi vakaları beyan eden Kur'an, olayların tarihi, zamanı, mekanı ve benzeri detaylarını atlayıp insanoğlunun tevhid ile şirk, ifsad ile ıslah ve zulüm ile adalet arasındaki tercihlerine ve bunun sonuçlarına dikkat çekmiş ve Kur'an'ın inzalinden sonraki kavimleri en doğru şekilde bilgilendirerek kendi ecellerini ve akıbetlerini doğru istikamette belirlemelerine büyük bir imkan sunmuştur.

Kur'an, tarihi vakaları beyan ederken tarihe hâkim yasalara da dikkat çeker. Bu yasalara uymanın toplumlar için saadet, muhalefetin de felaket getireceğini hatırlatır.

Toplumların tekâmülünde ve tabiatın hareketinde bir diğer amil, tezatlar ve bunlar arasındaki cidaldır. Evren, birbirinden farklı ve birbiriyle zıt öğelerden yaratılmıştır. Gece ve gündüz, yaz ve kış, bahar ve güz, karanlık ve aydınlık, yaş ve kuru, dağ ve ova, ölüm ve hayat, iyi ve kötü ve ila ahir.

"O ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır." (Mülk 2) İnsanın imtihanı, başarısı veya başarısızlığı ölüm ve hayat zıtları içerisinde şekillenmektedir. Tezat, tekâmüle imkân sunmaktadır.

"Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı." (Nebe 10-11) Gece ve gündüz tezadı, insana yenilenerek faaliyet yapma ve hedeflerine doğru ilerleme imkânı vermektedir.

"(Resulüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi, olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Sen gerçekten her şeye kadirsin." (Al-i İmran 26)

Bu ayette hem birey hem de toplum için geçerli olan güç ve zaaf, izzet ve zillet gibi tezadlara dikkat çekiliyor. Bireyin, toplumun ve tarihin cereyanı bu tezatlar arasında ve onun da etki payıyla sürüp gitmektedir. Bu tezadlar üzerindeki egemen güç Allah'tır ancak izzet ve kudrete ulaşmak veya zillet ve zaafa duçar olmak, doğrudan insanın ve toplumun yapıp ettikleriyle ilgilidir. İnsanın hareketi, neticenin mahiyetini belirlemektedir. İnsanın hareketi tezadlardan birini iktiza etmektedir.

Sonuç itibariyle insan, etki sahibi bir varlık olarak tarihin muharrik gücüdür. İlahi sünnetüllah da tarihe egemen yasalar olarak insanın a'mal ve ef'alinin mahiyetine göre tarihin yönünü ve evrelerini tayin eden ilahi tepki gücüdür.

fitrat.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.