1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Tarih Tekerrüden İbaret Olamamalı !!!
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarih Tekerrüden İbaret Olamamalı !!!

A+A-

     İnsan, fıtrat gereği ibret alma, dersler çıkarma yetisine sahip olarak yaratılmıştır. Tarih boyunca fıtri icaplar doğrultusunda yaşadığı dönemlerde gelişme, ilerleme kaydetmiş iken; bu fıtri icapları ihmal ettiği, yok saydığı dönemlerde ise daima gerilemiştir. İnsanlık tarihi bizlere göstermektedir ki; fıtri gerçekler ve gerekler ihmal edilince; gerek bireysel hayatta ve gerekse toplumsal hayatta gelişmeler, yükselmeler, ilerlemeler, terakkilerden ziyade; gerilemeler, inhiraflar, çözülmeler, dağılmalar vs. hayatın zorunlu paçası haline gelmiştir. İnsanlık âlemi bu hal üzere olduğu sürece de sıkıntıdan sıkıntıya, çileden çileye, dertten derde maruz kalmıştır. Tarihi süreçte bu olumsuzluklar nice tekrarlandığı halde, hala da insanların çoğu ders ve ibret almamaktadır…

     Müslümanlar, tamamen güzelliklerle bezenen Kur-an gibi sonsuz bir hazineye sahiptirler. Ki bu hazineden gereği gibi istifade edebilirlerse; hayatın en nezihini, en necibini, en azizini, en temizini, en şereflisini, en haysiyetlisini, kısaca; Allah(cc)’ın razı olduğu en makul ve makbul hayatı yaşarlar. Hem en güzel şekilde yaşarlar ve hem de bütün insanlığa en güzel şekilde timsal olurlar. “Siz, insanlar arasından çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüklerden sakındırırısınız. Çünkü siz Allah’a inanırsınız.” İnsanlara örnek olan, tamamıyla içinde güzellikler barındıran, Allah’ın ölçülerini hayatında yegâne ölçü olarak alan, hak üzere ayakları sabit olan bir toplumu, elbette ki Rabbimiz de sever. Şurası da gerçektir ki, Allah(cc)’ın sevgisi başka sevgilere benzemez. O sevgi, sevdiğini aziz kılar…“Şüphesiz ki Allah müminlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostu ise iblistir, onları aydınlıktan karanlığa çıkarır.” Rabbimiz, İslam ümmetini bir bütün olarak görür ve onları insanlık için hidayet elçileri olarak seçmiştir. Tabi ki elçi olarak vasıflandırılan hiçbir insan, işini asla zorbalıkla değil; hoş gönüllülük ve yumuşak bir dille ifa eder. “…Sen sert ve katı yürekli olsaydın, onların birçoğunun etrafında dağılmış olduğunu görürdün…” nidayı ilahi, bu gerçeği en güzel şekliyle izah buyurmaktadır. Unutulmamalıdır ki; tam aksine aydınlıktan karanlıklara; nurdan zulumata çağıranlar da ancak zorbalığa başvururlar. O tür insanlar her türlü gayri meşru iş ve eylemlere yönelirler. Rabbani ve Rahmani kıstasları tanımaz; şefkat ve merhametten nasibdar olmazlar, olamazlar…

     Özü itibariyle Müslümanlar, yukarıda izah etmeye çalıştığımız güzel vasıflarla bezenmiş ve insanlık âlemi için güzel örnek ve önder bir topluluktur. Evet, hayatında Rabbani ve Nebevi kıstasları, gereğince kıstas edindiği sürece örneklik ve önderlikleri cari olacaktır. Fakat Müslümanlar, bu vasıflardan uzaklaştıkları ölçüde de, bu güzide örnek ve önderlik vasıflarını kaybetmeye mahkûmdurlar. Zira örneklik ve önderlik, kendi nefislerinden kaynaklanan bir şey olmayıp; sonsuz kerem ve yegâne güç sahibi Allah (cc)a teslim olmaları halinde olmuştur ve de olacaktır.

     Ama Allah(cc)’ın hükümleri, kitabullah, bu kadar sarih iken, sünnet-i Muhammed (sav) de tüm açıklığıyla önümüzde durup dururken; nefis, heva, heves, samimiyetsizlik, bencillik, idraksizlik, ferasetsizlik ve benzeri ruhi düşüklükler işe karıştırılınca; ümmet olarak bizlere çok ağır bedeller ödetmektedir. Ta Hazreti Ali(ra) efendimize karşı bile başvurmadık oyun ve hileler bırakmayan güruh ve benzeri zihin yapısı; hemen, hemen her dönemde hokkabazlığını, bağnazlığını, kurnazlığını, yobazlığını, barbarlığını göstermiştir. Aynı serüven elbette ki günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Ama günümüzdeki süflilikleri, biraz daha da etkin ve zararı daha da kapsamlı görünmektedir. Zira günümüzdeki bu barbalıklara karşı etkin olabilecek fikri, ilmi bilinç; kültürel ve sosyal kapasite, ümmet ve vahdet şuuru kalmamış ve bu anlamda ümmet çapında sosyal ilişkiler zayıf kalmaktadır. Bir asrı aşkın bir zamandır ulusal devletler de bu olumsuzlukların tuzu biberi olmaktadır. Müslümanlar tarafından görülen zafiyet, küresel sömürünün de işini kolay kılmakta ve ümmetin tam anlamıyla aleyhinde gelişmeleri körüklemektedir…

     Kişi ve toplum olarak hesap verilecek yegâne merciinin sadece ve sadece Rabbimiz olduğunu/olacağını unutmamakla beraber; toplumsal sorumluluk bilgi ve bilincimizin de yeniden ciddi bir biçimde gözden geçirilmesi, sorgulanması gerekmektedir. Ümmet çapında ilim ehlinin; ümmetin hâlihazır ana sorunlarına ve bu sorunların çözümüne ait mutlaka bir istişaresi olmalı ve mümkün derecede de ittifakı sağlanmalıdır. Sorunların tespitine ve çözüme ilişkin ilmi çalışmaların mezhepler, meşrepler, hizipler, cemaatler, fırkalar üstü bir yapıya kavuşturulması zorunluluk haline gelmiştir. Aksi durumda çok ağır bedeller ödendiği gibi, aynı şekilde bedellerin ödenmesinin devam edeceği asla unutulmamalıdır. Ümmet çapında farklı kulvarlarda çalışmalar yapan, İslami anlamda toplumsal sorumluluklar üstlenmiş bulunan yapılar da; ortak zemin arama çabalarına ağırlık ve öncelik vermelidirler. Ortaklaşa yürütebilecekleri alanları mümkün derece genişletmelidirler. Şayet ortak zemini genişletme konusunda istenen başarı sağlanamıyorsa da; kesinlikle İslam kardeşliğinin gereği, kesinlikle birbirinin zararına veya aleyhine olabilecek söylem ve eylemlerden titizlikle sakınmalıdırlar. Müslümanların özellikle de Müslümanlara karşı “şiddet” ile ilgili herhangi bir gündemi, argümanı asla olmamalıdır. Zira Müslümanlar, aralarındaki herhangi bir ihtilaftan dolayı mutlaka Alah(cc)’ın kitabına başvurmalıdırlar. Eğer gerekiyor ise, sonra da Rasulullah (sav)’ın sahih sünnetine müracaat edilmelidir. Şayet yine de tatmin olamama hali vuku bulursa; ya bu kaynaklar mucibince içtihada gidilmeli veya kesinlikle herhangi bir olumsuzluğa meydan verilmeden birbirine “esenlikler” dilemeli, birbirine karşı sorun olmamalıdırlar. Ama şurası muhakkaktır ki; eğer peşin hükümlerle, ön yargılarla, kişisel veya yapısal menfaatlerle, kaprislerle yaklaşılmayıp; samimiyet, sadakat, idrak ve ferasetle işe koyulurlarsa; Müslümanların çözemeyecekleri hiçbir sorun olmaz ve olmayacaktır da…

     Günümüzde hemen, hemen tarihin hiçbir döneminde görülmemiş derecede İslam âleminin dağınıklığı, parçalanmışlığı, savrulmuşluğu söz konusudur. Hassaten İslami hassasiyet ve sorumluluk sahibi Müslüman kişi ve yapıların, İslami vahdeti yeniden kurma ve koruma anlamında her zamankinden daha fazla gayret harcamaları gerekmektedir. Siyasi ve hareki anlamda yeniden vahyin ışığında ve Resulullah (sav)’in önder ve örnekliğinde tarih sahnesine atılmaları gerekir. Yeryüzündeki her türlü zulüm ve zorbalıkların tekrardan aşağı doğru ivme kazanması için; Müslümanların her türlü tefrikacı söz ve fiillerden titizlikle sakınmaları, bu doğrultuda yeniden yapılanmaları, İslami vahdeti kendi aralarında yeniden tesis etmeleri mutlak bir zorunluluk haline gelmiştir. Aksi takdirde bu gün bütün bir gezegeni her yönüyle bir ateş çemberine doğru sürükleyen günümüz cehaletin etkisinin daha da alevlenmesinin önü asla kesilemeyecektir. Bu durumdan en çok, bu vahim durumun farkında olduğu halde duyarsız, ilgisiz, tepkisiz kalan Müslümanlar sorumlu olacaklardır. Tarihi seyir içerisinde yaşanan nice olumsuzlukların, acıların ne yazık ki tekrar en acı şekliyle yaşanmasına neden olacaktır.

     Ümmet olarak; tarihin tekerrürden ibaret olmadığının idraki içerisinde, yeniden sorumluluklarımızın farkında olarak, varoluşumuzu ve dirilişimizi gereğince gösterebilmeyi yüce Rabbimden niyaz ediyorum…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.