1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. 'Taksim' mi Önemli Özgürlük Taksimi mi?
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

'Taksim' mi Önemli Özgürlük Taksimi mi?

A+A-

Ekseriyetin horlandığı, ekelliyetin şımardığı bir ülkede özgürlük yanlısı olarak iktidara gelen bir hükümetin yapması ve neticelendirmesi gereken en önemli konu, dışlanmış çoğunluğun özgürlük alanlarını ve haklarını egemen azınlıkla eşitlemektir. Önce özgürlükte eşitliği sağlaması gerekir.

Ak Parti, seksen yıl boyunca azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği bir ülkede tek başına iktidar oldu. İktidarının ilk iki döneminde özgürlük alanlarını genişletmede çok ciddi kuşatmalarla karşılaştı ancak ordunun siyasetin dışına itilmesi ve yargı reformunun sağlanmasından sonraki üçüncü döneminde yani ustalık döneminde öncelikle yönelmesi gereken alan, hakları gasp edilmiş çoğunluğun haklarını iade etmek ve anayasal garanti altına almak idi. Kürd sorununun çözümü bağlamında atılan önemli adımın dışında esasa ilişkin alanlara yönelmek yerine seksen yıllık egemenlerin yaşam alanlarını haklı nedenlerle de olsa tahdide yönelmesi yanlış idi ve Taksim olayları bu yanlışın sonucudur.

İçki satışını ve kullanımını sınırlamak, azınlığın kutsadığı mekanlara dokunmak yerine çoğunluğun haklı ve meşru haklarını temin etme gibi öncelikler ele alınmalıydı ve alınmalıdır.

Doksan yıldır halkın ekseriyetini oluşturan mütedeyyin ve muhafazakar çoğunluğun özel ve kamusal yaşam alanlarına zalimane bir şekilde müdahale edilmektedir ve bu sorunlar henüz çözülmemiştir.

13 milyon gibi benzeri olmayan oranda başörtüsü sorununun çözümü için imza toplandı ama gereği yapılmadı. Milyonlarca Müslüman bayanın özel, kamusal ve dini yaşamını cehenneme çeviren tesettür sorunu için anayasayı değiştirmek için neden ikinci kez harekete geçilmedi? Tesettürü özgürleştiren anayasal değişimi 2008'de Anayasa Mahkemesi'nin iptal ettiği koşullarla 2012 ve 2013 yılları arasında çok önemli değişimler yaşandı. Koşulların uygun olmasına rağmen, 13 milyon imza kampanyasına rağmen anayasayı değiştirmek için iktidar harekete geçmedi. Taksim-Gezi Parkındaki değişim mi öncelikli yoksa milyonların maddi ve manevi hayatını derinden ilgilendiren tesettür konusu mu? İktidar önceliklerde yanlış yapıyor.

İktidar, tesettür için anayasayı değiştirseydi ve bu değişime, özgürlük alanlarının genişletilmesine karşı azınlık Taksim'e çıksaydı, özgürlük karşıtı

konumuna düşeceklerdi ve on milyonları karşılarında bulacaklardı. Ama şimdi gerçek olmasa da özgürlük yanlısı bir konuma daha yakın duruyorlar.

Ak Parti iktidarı, azınlığın yaşam alanlarını sınırlama mücadelesini değil, çoğunluğa yaşam alanlarını açmanın mücadelesini vermelidir. Sosyolojik anlamda dışlananların temsilcisi konumunda olan iktidarın on bir yıllık hükümetine rağmen tesettürlü Müslüman bayanlara henüz de kamusal alan tam olarak açılmamıştır, bu hakları anayasal garanti altına alınmamıştır, henüz de inançlarından ötürü horlanmaktadırlar, dışlanmaktadırlar, özel ve kamusal alanlarına müdahale edilmektedir. Böylesine devasa bir özgürlük sorunu orta yerde dururken ucu müreffeh azınlığa dokunan küçük meselelerle ortamı germek, asli görevin ihmali demektir. İktidar Taksim ile uğraşmak yerine özgürlüğü taksimle uğraşmalı, özgürlük alanlarında eşitliği sağlamalı. Ezilen on milyonlar henüz özgürlüklerden eşit oranda yararlanamadı.

İktidar Taksim ve içki ile uğraşmak yerine din-devlet ilişkilerini devletin din üzerindeki tahakkümünü kaldıracak yönde anayasal tanzimle uğraşmalıdır.

Kahir çoğunluğu ilgilendiren, onların dini yaşamını ilgilendiren Tevhid-i Tedrisat yasasının iptaliyle meşgul olmalıdır.

Hakeza tekke ve zaviyeler yasasının kaldırılmasıyla meşgul olmalıdır.

Alevilerin kısıtlandırılmış haklarının iadesiyle iştigal etmelidir.

Devasa Kürd sorununun çözümüne odaklanmalıdır.

On milyonları ilgilendiren temel özgürlük sorunları henüz anayasal bir çözüme kavuşmamışken, iktidarın önceliğinin bu konuların halli olması gerekmez mi? Sorumluluğu gereği evleviyeti bu konulara vermesi gerekmez mi ?

Devletlerin ve iktidarların görevi, halkı oluşturan bütün kesimlere eşit oranda özgürlük alanı tanımak ve bu hakları anayasal garanti altına almaktır. Din, ideoloji, ahlak ve yaşam biçimi ile ilgili tercihleri halkın kendisine bırakmaktır.

Kendi tanımlamaları itibariyle muhafazakar-demokrat olan AK Parti iktidarı, eğer gençlerin ahlaklı olmasını, içkiden uzak durmasını istiyorsa, bunun yolu devlet eliyle ahlakı öğretileri telkin etmek veya buna dönük yasalar çıkartmak değildir. Bunun yolu, kahir ekseriyeti oluşturan mütedeyyin ve muhafazakar kesimlerin önündeki engelleri kaldırmak, onların mahdudiyetlerine son vermek, onların özgürlük alanlarını açmaktır. Din-devlet ilişkileri devletin din üzerindeki egemenliğine son verecek şekilde yeniden tanzim edildiğinde, Tevhid-i Tedrisat yasası ve Tekke-Zaviye yasaları lağvedildiğinde, tesettür ortaöğretimden

üniversiteye ve tüm kamu kuruluşlarına kadar anayasal garantiyle özgürleştiğinde devletin telkinine veya dayatmasına gerek kalmadan bire bir ikna, paylaşım, davet yollarıyla matlub olan değerler yaygınlık kazanır, ilgi görür. Din ve ahlaki öğretileri benimsemek yasayla olacak şeyler değildir. İnanarak, iman ederek kabullenilebilecek konulardır. Bunu da devletler yapmaz, yapamaz. Bunu; gönüllü, inanmış, fedakar ve cefakar müminler zora başvurmadan, zorlamadan yapar. İkna ederek, inandırarak yapar. Yeter ki, onlar da özgür olsun, haklarından mahrum olmasın.

İçki içenlere ayyaş diyerek kimse onları içkiden uzaklaştıramaz. Tam aksine onları daha çok içmeye sevk eder. İçki içenleri o beladan hükümetler değil, iman etmiş insanların insani ve İslami diyalogları kurtarabilir. Yapılması gereken şey, içkiyi yasaklamak değil, elleri bağlanmış müminlerin elini çözmektir, önünü açmaktır.

Konuya ilişkin birkaç husus:

Büyüklük ve yöneticilik, eylem ve söylemde kuşatıcı olmayı gerektiriyor. İstanbul boğazında yapılmakta olan üçüncü köprüye haklı veya haksız, ismi tartışmalı olan, tarihi ihtilafları çağrıştıran, mezhebi ihtilafları hatırlatan, ülkeler arası tarihi rekabet ve sorunları depreştiren Yavuz Sultan Selim yerine neden kuşatıcı olan Mevlana, Yunus Emre ve Molla Ceziri gibi isimler tercih edilmesin? Kim bu isimlere itiraz edebilirdi? Birleştirici isimler, tefrik edici isimlere muraccahtır.

Yönetimin her kademesinde yöneticilerin muhalefet ve eleştiriye ihtiyaçları vardır. İnsanın yanlışını muvafıktan çok muhalif hatırlatır. Muvafık kadar muhalif de önemlidir. Bu sebeple her muhalefete değil ama haklı muhalefete "yaşasın muhalifim" diyebilme cesaretini de göstermek gerekir. Yaşasın muhalifim dendiği zaman, muhalifler kabul edilebilir sınırlar içinde tutulur. Dışlayıcı bir dil kullanıldığı zaman, muvafık-muhalif ayrımı çok daha keskin ayrışmalara evrilebilir.

İktidarın kronik laik ve solcularla uğraşmak yerine halkın ekseriyetini oluşturan on milyonların dini özgürlüklerini anayasal garanti altına alma yönünde bir an önce harekete geçmesi makul olandır. İktidar bu yönde adım atarsa güçlenir; aksi yönde ısrar ederse zarar görebilir.

Doksan yıldır özel yaşamları cehenneme dönüştürülen on milyonların da neden özel yaşamımıza yapılan bunca zulme karşı haklarımızı aramada gerekli demokratik tepkilerimizi sahaya taşıyamadığımıza dair bu olaylara bakarak ders çıkarması gerekir. Bir

iki laf ve küçük müdahaleler karşısında 'ciddiye alınmıyoruz, hesaba katılmıyoruz, özel yaşamımıza müdahale ediliyor' itirazlarını görünce, insan sanır ki, bütün toplum yıllardır tam bir özgürlük içinde yaşıyordu da şimdilerde belli kesimlerin hayatına müdahale edildi. Oysa ki, bir asra yakındır bu toplumun kahir ekseriyeti insan yerine konmadı, aşağılandı, horlandı, dışlandı, cezaevlerine kondu, ağır işkencelerden geçirildi, asit kuyularına atıldı, faili meçhul ölümlere mahkum edildi, idam sehpalarında sallandırıldı. Eğer bugünkü itirazlar tamamen haklıysa, sözü edilen on milyonların bütün ülkeyi ateşe vermesi gerekmez miydi?

Umarız bugün özel hayatımıza müdahale ediliyor diyenler, on milyonların doksan yıllık çilesini de anlama becerisini gösterirler. Bugünkü muterizlere müdahaleden yana değiliz, onların da özgürlüğünü hoş görüyoruz ama eğer onlar da toplumun kahir ekseriyetini anlamaz, çoğunluğun özgürlüğüne saygı duymazlarsa, itirazları haklı da olsa bir yere varamazlar.

Hayatın tek yönlü cadde olmadığını hepimiz kabul etmeliyiz. Çoğunluk azınlığı yok sayamayacağı gibi azınlık da çoğunluğa tahakküm edemez. Hayat caddesinde karşılıklı yürüyebilmeliyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.