1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. TAKDİRİ İLAHİ
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

TAKDİRİ İLAHİ

A+A-

 

Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.” (Nahl, 42) Dünya hayatında insanoğlu, kendisini zor durumda bırakan, dayanılmaz hale getiren türlü bela ve musibetlerle karşılaşır. Bu tür sıkıntıların, belaların üstesinden nasıl geleceği ile ilgili değişik yol ve yöntemler arar. Kimi bu tür belalar karşısında aklını ve sağlığını kaybeder, kimi ise sahip olduğu bilgi, birikim ve inancıyla bu tür belaları Allah’ın bir imtihanı, sınaması veya kaderi olarak algılayıp tevekkülle karşılayıp sabreder. Zor olsa da, dayanılmaz görünse de bu sabrı yerine getirme gücünü gösterebilirler. Sabır, ya da dayanç, zor koşullar altında cesaret ve metanetini yitirmeme duygusudur. Sabırlı insan uzun süreli gecikmelere ve tahriklere rağmen moralini bozmadan yoluna devam eder veya beklemesini sürdürür. Bu inanca sahip kişi için Allah her şeye Kâdir olandır. Varlık âleminde her şey, O’nun takdiri ile olup biter. O’nun takdiri dışında, hiçbir şey olmaz. O’nun bir şeyi takdir etmesi, o şeyi bir ‘ölçü’ ile yaratıp, ona bir ‘yasa, konum, durum, zaman, mekân, süre’ tayin etmesidir. ‘‘O’nun takdirinin dışında hiçbir şey yoktur’’ demek, ‘‘O hiçbir şeyi başıboş ve gelişigüzel yaratmamıştır’’ demektir. Yarattığı her şeyi bir ‘kader: ölçü’ ile yaratmak da, O’nun takdiridir. O’nu takdiri, insanın başına gelen her şeyin bir sebebi olması gerektiği anlamına gelmektedir. Yaşanılan tüm felaketlerden sonra muhakkak bir çıkış yolunun olması gerektiğini de bizim anlamamız gerekir. Nitekim "Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır." (İnşirah Suresi, 5-6) ayetleriyle de bildirildiği gibi, Allah'ın zorlukları kolaylıklarıyla birlikte yarattığını ve bunun Allah'ın değişmeyen kesin bir kanunu olduğunu görüyoruz.

Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez..." (Bakara, 286) ayetiyle Allah kullarına önemli bir gerçeği daha hatırlatmıştır. Allah her insanı, ancak üstesinden gelebileceği zorluklarla denemektedir. Dolayısıyla insan bir zorlukla karşılaşıyorsa, kesin bir gerçektir ki Allah o kişiye bu duruma sabredebileceği gücü de vermiştir. Sabırsızlık genellikle çocuksu bir nitelik olarak düşünülür. Sabır yetişkinliğin en önemli bileşenlerinden biridir. Sabırsızlığın aceleciliğe yol açtığı ve iyi düşünmeden verilmiş yanlış kararlara neden olduğu düşünülür. Sadece Allah’a dayananların sabrı akılcı bir sabırdır. Sabır, karşılaştıkları zorlukları ortadan kaldırmak ve sıkıntıları gidermek için hiçbir çaba harcamadan sadece beklemek şeklinde değildir. Allah inananlara akıllarını, vicdanlarını ve imkânlarını sonuna kadar kullanarak insanların huzurunu ve rahatını sağlayacak her türlü tedbiri almalarını da emretmiştir. Bu nedenle gerçek inananlar bir yandan sıkıntılara gönül rızasıyla sabrederken, bir yandan da tüm güçleriyle sıkıntı oluşturan konuları ortadan kaldırmanın yollarını ararlar. Kaderi kendi seçimi olarak bilen; sabrı ise, dayanma, tahammül etme, acele etmeme, zorluğa karşı göğüs germe, halinden şikâyet etmeyip acı ve sızıya katlanma, bela ve musibete karşı direnenler tüm bu sıkıntıları kısa sürede atlatan gerçek inananlardır.

Başa gelen her felaket ve musibeti kendi iradesini görmezden gelerek tamamen Allah’a atfetmek en büyük yanlışımızdır. Allah’ın kaderi insana irade vermesidir. Bu irade doğrultusunda tedbirini alır gerisini Allah’ın takdirine bırakır. Tüm tedbirlerden sonra yine de insanın başına bir zorluk geliyorsa bunu yaratanın Allah olduğunu ve bunun mutlaka kendisi için hayırlara vesile olacağını bilir. Allah'ın kendisi için en güzel kaderi belirlediğini bildiği için karşılaştığı her olaya gönülden razı olur ve hoşnutlukla tevekkül edip sabreder.

Bir ömür boyu devam eden sabrın asıl kaynağı kişinin Allah'a olan inancıdır. İman eden bir kişi Allah'ın ilminin tüm varlıkları sarıp kuşattığını, izni olmaksızın tek bir olayın dahi gerçekleşmediğini ve tüm olayların ardında O’nun tasarladığı binlerce hayır ve hikmetin gizli olduğunu bilir. Bunun yanında Allah'ın iman edenlerin dostu, velisi ve yardımcısı olduğunu, dolayısıyla ilk bakışta farklı görünse bile aslında tüm olayların gerçekten iman edenlerin lehinde geliştiğini unutmaz. Böylece kişi, Allah'ın kendisi için belirlediği kadere tereddütsüz teslim olur ve rıza gösterir. Bu nedenle sabır kişi için zorlanarak yaşanan bir ahlak özelliği değil, aksine gönül rızasıyla ve hoşnutlukla yaşanan ve zevk alınan bir haslettir. İşte Kuran'da Allah'ın insanlara öğrettiği gerçek sabır ile toplumda yaşanan sabır anlayışının farkı da bu noktada ortaya çıkar.

“Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153)Tembelliğin, sorumsuzluğun adını kader koyanlar kendi başlarına gelen her şeyin Allah tarafından geldiğini ve kendi ve iradelerini görmezden gelmeyi tercih etmektedirler. Allah kullarına karşı her zaman lütufkârdır. Onları kaldıramayacakları yüklerle imtihan etmez. Ama kendilerine verilmiş akıl nimeti sayesinde de kendi iradeleriyle tedbirlerini almalarını ister. "Şu kesindir ki, Allah kullarına zerre kadar zulmetmez (Nisa suresi, ayet 40)."

Dünya hayatı geçicidir, asıl olan ahiret yurdudur. Bu dünyada kötü olarak görülen şeylerin altında insanların ahiret hayatlarında kurtuluşa, ebedi mutluluğa vesile olan pek çok hayırlar bulunabilir. Bu açıdan asıl şer, zarar bu başa gelen kötü şeylerden gereği şekilde ders almamaktır. Bu durumda başımıza gelen kötü şeyler, her ne kadar Allah'ın izni ve yaratması ile meydana geliyorsa da bu durumun sünnetullaha, ilahi bir kurala dayanan bir nedeni olduğunu unutmamalıyız...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.