1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Tahran-Ankara-Kahire Hattındaki Yeni Ortadoğu
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Tahran-Ankara-Kahire Hattındaki Yeni Ortadoğu

A+A-

Tarihçi ve siyasi bilimcilerin kahir ekseriyeti Türkiye, İran ve Mısır'ın İslam dünyası ve Ortadoğu'daki müessir ülkelerden olduğunu kabul eder. Bu gerçeğe binaen mezkur ülkelerden birinde meydana gelecek külli veya nisbi değişimlerin bölgesel etkiler oluşturacağı kaçınılmazdır.

Değişimin fitili Tunus'ta ateşlendi ama bomba Mısır'da patladı. Esas domino etkisi Mısır'dan sonra görülmeye başlandı. Libya, Kuveyt, Bahreyn, Yemen, Ürdün ve Cezayir sallanmaya başlarken Arabistan diken üzerinde duruyor. Arabistan'ın sallanması da an meselesi. Libya diktatörünün kaçtığı söyleniyor.

Her ma'lulün bir veya birden çok illeti olduğuna göre Arap ülkelerindeki bu değişimin de önemli nedenleri olmalıdır. Muhtemel nedenler Mısır'ın devreye girmesiyle birlikte yoğun olarak tartışılmaya başlandı.

Tartışmalar, Arap dünyasındaki değişimin Acem (gayri Arap) dünyasındaki değişimle ilgisi üzerinde yoğunlaşacağa benziyor. Müessir ülkelerden ikisinin yani İran ve Türkiye'nin Acem, Mısır'ın Arap olması, İslam tarihinin de Arap Yarım Adası, İran ve Anadolu'daki halklar tarafından şekillendirilmiş olması gerçeği dikkate alındığında, yeniden biçimlenmekte olan Ortadoğu'da kimin müessir (etki eden), kimin müesser (etki altında kalan) olduğuna ilişkin konuların tartışılması doğaldır. Çünkü kimin müessir ve kimin müesser olduğu konusu, sadece Arap ve Acem dünyasıyla ilgili olmayıp İslam dünyasıyla Batı dünyası arasındaki rekabet ve çatışmayı da ilgilendirmektedir. Zira İslam dünyasına etki eden güç, aynı zamanda İslam dünyası adına Batı dünyasının da birinci dereceden muhatabı sayılacaktır.

Bir ay gibi kısa bir sürede Batının himayesindeki iki diktatör, Müslüman halklar tarafından devrildi. Diğer diktatörler de sallantıda. Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesini etkisi altına alan ve her geçen gün genişleyen değişim dalgasını İran, Türkiye ve Batı yakından izliyor. İran, Türkiye ve Araplar, tarihi misyon ve vizyonlarını ararken, gafil avlanan Batı dünyası da şaşkın bir şekilde çıkarlarını korumanın yollarını arıyor.

22 Behmen 1389 (9 Şubat 2011) tarihinde İran sathında yaklaşık otuz milyon İranlı Müslüman, (Keyhan gazetesi elli milyon diye manşet atmıştı) caddelerde İran İslam Devriminin 32. yıldönümünü kutlarken aynı zamanda Mısır'ın Müslüman halkına da destek veriyordu, Mübarek aleyhine sloganlar atıyordu. Mısır diktatörünün gidişiyle İran'daki Pehlevi diktatörünün gidişi aynı güne, 22 Behmen'e denk gelince, kaderin bu tecelli tarzına en çok da haklı olarak İranlı Müslümanlar sevindi. Kendi devrimlerinin 32. yılını kutlarken Mısır'daki devrime tanık oluyor, Mısır devrimiyle İran devriminin aynı güne denk gelmesini, İran İslam devriminin meyvesi ve neticesi olarak görmek istiyorlardı.

Öte yandan Amerika ve İsrail mihverinde yer alıp İran ve Filistin'e karşı düşmanca politikalar izleyen Mısır rejiminin yıkılması, haklı olarak İranlı Müslümanları çok sevindiriyordu. Siyonizm yanlısı yayınlar da bu konuya işaretle,"Mısır rejimi İran'a karşı derin bir husumet içindeydi. Bu nedenle Hüsnü Mübarek, İranlılar nezdinde menfur biriydi. Şimdi İranlılar Mübarek ile hesaplaşıyor ve kendi düşmanlarına darbe indiriyor" şeklinde beyanlarla kendi rahatsızlık ve kaygılarını dile getiriyorlardı.

İran basını, politikacıları, siyasi gözlemcileri başından beri Arap dünyasındaki devrimci dalgayı  İran İslam devriminin neticesi olarak görüyor ve bu tezlerini Batı ve Arap dünyasındaki açıklamalar, makaleler, haberler ve analizlerle destekliyor, Arap halklarının talepleriyle ve sloganlarıyla İran halkının talep ve sloganları arasındaki benzerlikleri, eylemlerdeki benzerlikleri Arap dünyasındaki değişimin İslami temelde gelişen halk devrimleri olduğuna ve İran'ın İslam dünyasındaki birinci dereceden müessir bir ülke haline geldiğine dair kuvvetli deliller olarak değerlendiriyor, yeni Ortadoğu’nun İslami talepler temelinde yeniden şekillenmekte olduğunu ve bu gelişmelerin aynı zamanda İran ve İslam'ın Amerika'ya, Avrupa'ya ve Siyonizme karşı bir zaferi olarak görüyor.

22 Behmen'den üç gün sonra yani 25 Behmen'de muhaliflerin, tersinden bir teşbihte bulunarak, Arap halklarını tersinden örnek alarak Tahran'da gösteri yapıp olaylar çıkarması, sözü edilen sevinci bir nebze gölgeledi, moral bozucu oldu. Olaylar küçük çaplı da olsa, en azından küçük çaplı bir paradoks oluşturdu. Zira muhalifler İran'daki rejimi Arap rejimlerine, kendilerini de Arap halklarına benzetmiş oluyorlardı. Bir diğer ifadeyle İran müesser, Arap halkları da müessir sayılıyordu.

İran'daki devrimci kesimin sözcüsü mahiyetinde olan Keyhan gazetesi, bu olayların arkasında Amerika ve İsrail'in olduğuna dikkati çekiyor ve hasımlarının muhtemel hedeflerine ilişkin şu analizde bulunuyordu:

"Birinci hedef, Ortadoğu'daki olayları İran içine taşımak. Çünkü Amerikalılar, bölgeyi kontrol edebilmek için İran'ın kendi içiyle meşgul olmasını istiyorlar.

İkinci hedef, Batılılar, eğer İran iç bunalıma sürüklenirse İran'ı örnek alan bölgedeki devrimci hareketlerin söneceğini düşünüyor.

Üçüncü hedef, Amerikalılar, eğer İran iç bunalıma sürüklenirse, kendine olan güveni azalacak ve bölgedeki gelişmelerden yeni fırsatlar yaratamayacak ve onlardan yararlanamayacak diye düşünüyor.

Dördüncü hedef, Amerikalılar İran'ın içini karıştırdıklarında Tunus'tan başlayıp devam eden olayların başından beri içine düştükleri edilgen konumdan çıkmış olacak  ve bölgesel değişimin İran'ın etkisinde gelişmediğini savunabilecekler."

Görüldüğü gibi İran kendisini Ortadoğu'da en müessir ülke olarak telakki ediyor ve rakibi olarak da Amerika ve Batıyı görüyor. Kendi içindeki rahatsızlıkların da kendi bünyesinden kaynaklanmadığını düşünüyor, aksine küresel çaptaki rakiplerinin karşı atağı olarak değerlendiriyor. Bu yaklaşım önemli ölçüde doğrudur ama hadiseler bundan ibaret değildir.

Bütün devrimlerde olduğu gibi İran İslam devrimi de ilk on yılında çok etkiliydi. Irak'ın İran'a saldırması, devrimin etkisini önlemek içindi. Devrim ihracını önlemek için devrimden sonraki ilk on yılda çok güçlü bir kuşatma yapıldı Batı tarafından. Sonraki yıllarda doğal olarak hem devrimin etkisinde azalma oldu hem de devrim ihracını önleme çabalarında bir gevşeme. Dolayısıyla İran İslam devriminin 32 yıl sonra birden bire tek başına bu denli devrimci bir dalgayı yaratması tartışılır. Arap dünyasını ayaklandıran bu olayların başka nedenleri de vardır: İç nedenler ve dış nedenler.

Arap halklarına hanedanların, krallıkların diktatörce hükmetmesi, halkların iradesinin hiçe sayılması, İslami değerlere karşı sürdürülen savaş, yolsuzluklar, ifsad, baskı, dışa bağımlılık, Filistin meselesindeki ihanetler ve benzeri olumsuzluklar.

Dış etkenler babında da en önemli neden, Osmanlı varisi olan Türkiye'deki değişim ve istihale olsa gerek. İran'da devrim oldu, Türkiye'de istihale, değişim gerçekleşti. Son on yılda Türkiye'de meydana gelen değişimi Arap dünyası yakından izliyordu. Türkiye’de halk iradesinin iktidara yansıması, ekonominin güçlenmesi, özgürlük alanlarının genişletilmesi ve dış politikada Amerika-İsrail mihverinden bir miktar uzak durulup İslam dünyasına dönülmesi gibi konular Arap halkları ve hareketleri tarafından dikkatle ve özenle takip edilen bir gelişmeydi. Ne var ki, hiçbir Arap ülkesinde özgür seçimlerle halk iradesinin iktidara yansıma imkanı yoktu.

Türkiye, İslam dünyası ve Ortadoğu'da müessir bir ülkedir. Türkiye kendi köklerine döndükçe te'siri artacak bir ülkedir. Türkiye'deki değişim, İran'ın etkisiyle birleşince Arap halklarını harekete geçirdi. Bir diğer ifadeyle, Acem dünyası Arap dünyasını etkiledi. İran + Türkiye, güçlü bir te'sir oluşturdu. Devrimci etkiyle ıslahatçı etki bir yerde buluştu ve Arap halklarını ateşledi.

Arap Müslüman halkları, kendi diktatörlerini yıkarken İran devrimini, İran'ın Müslüman halkını örnek aldı. Tam bir halk ayaklanmasıyla diktatörleri devirdi ve deviriyor. İran'ın devrimci mazisi, Arap halklarının fiili durumu haline geldi. Tunus'ta başlayıp süren devrimci ayaklanmalar süresince çok sayıda Amerikalı, Avrupalı politikacı ve siyasi gözlemciyle Siyonist politikacı ve yazar, Arap halklarının ayaklanmasının ve attıkları sloganların kendilerine İran devrimini hatırlattığını itiraf etti, korku ve tedirginliklerini dile getirdi.

Müslüman Arap halklarının kıyamında ve diktatörleri devirmelerinde İran modeli etkindir ancak diktatörler sonrası dönemde Türkiye’deki AKP modelinin etkili olacağını sanıyorum. Çünkü hiçbir Arap ülkesinde İran örneğinde olduğu gibi ulema önderliğinde organizeli güçlü bir hareket yoktur. Dini önderlikler ve tamamen dini temelde tasarlanmış devlet projeleri ve bu projeleri uygulayacak karizmatik dini önderlikler mevcut değildir. Halklar, zulme karşı ortak paydada buluşarak kıyam etti. Baskı ve zulüm onları topluca ve başarılı bir şekilde meydana çekti, İran devrimini anımsatan bir portre yarattı ama aynı halklar devrim sonrası İran örneğini gerçekleştirecek imkanlara sahip değildir. Müslüman Arap halklarının, içinde bulundukları koşullar ve sahip oldukları imkanlar itibariyle gerçekleştirdikleri devrimlerden sonra daha çok Türkiye örneğinde bir yapılanmaya gidecekleri kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Türkiye örneği, kendi koşulları açısından uygulanabilir ve erişilebilir bir modeldir. Zaten talepler de bu yöndedir. Özgür seçimler, halk iradesinin iktidara yansıması, adaletin sağlanması, yolsuzluk ve fakirliğin giderilmesi, dış politikada onurlu duruş ve benzeri talepler.

Müslüman Arap dünyasındaki devrimci hareketlerin başı/başlangıcı İran devrimine benziyor, sonucu Türkiye modeline benzeyecek gibi. Eğer Mısır halkı kendi taleplerini gerçekleştirebilirse, diğer Arap ülkelerini çok derinden etkileyecektir.

Arap ülkelerinin Türkiye modelini uygulaması da İran için büyük bir kazanımdır. Türkiye'deki değişimden İran oldukça memnundur. İran Amerika-İsrail hattındaki diktatörler yerine halk iradesiyle gelmiş, halkın sesine kulak veren, kendi köklerine dönen, dışa bağımlılığı reddeden, İslam dünyasına yönelen yeni iktidarları haklı olarak kendi açısından kazanım telakki ediyor. Halkların iradesi iktidarlara yansırsa, İran ile İslam ülkelerinin ilişkileri de çok daha iyi düzeye gelecek ve İslam dünyasında çok önemli pozitif gelişmelere kapı aralanacaktır.

Amerika, İsrail ve Avrupa, halkların iradesinin İslam dünyasında iktidara yansımasına doğal olarak sıcak bakmıyor ve bakmaz. Ancak Amerika ve Avrupa, İslam ülkelerinin İran kadar devrimci bir ülkeye dönüşmesinden ise demokrasiye geçişine tahammül edebilir gözüküyor. Siyonist rejim ise, hiçbir şekilde İslam ülkelerinde Müslüman halkların iradesinin iktidara yansımasını istemiyor. Bu noktada Siyonist rejim ile Amerika ve Avrupa'nın çıkarları belirli bir ölçüde çatışıyor.

Ortadoğu, Tahran-Ankara-Kahire ekseninde yeniden şekilleniyor. Ortadoğu’nun tarihi yeniden yazılıyor. Diktatörler tarihin çöplüğüne atılırken yeni kahramanlar tarihteki yerini alıyor.

www.fitrat.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.